1. YAZARLAR

  2. Cezmi HUYUT

  3. Biz şehit değil miyiz?
Cezmi HUYUT

Cezmi HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Biz şehit değil miyiz?

A+A-

Isparta, Kastamonu ve Denizli gibi beldelerde Risale-i Nur’un intişarını ve hızla yayılmasını hazmedemeyen İslamiyet düşmanları çeşitli desiselerle Üstadı ve Nur talebelerini Denizli Mahkemesine veriyorlar.

Bediüzzaman, 1943 senesi, güz mevsiminde Denizli hapishanesine 67-68 yaşında giriyor. “Eskişehir’de bir ayda çektiğim eziyeti burada bir günde çektirdiler” diye tarif ediyor Denizli Hapishanesinin vaziyetini.

Denizli Hapishanesinde Bediüzzaman’ı ayrı talebelerini ayrı koğuşa atıyorlar. Günler ve aylarca kibrit kutuları içersinde nur hakikatleri, mektuplar Üstad ile talebeleri arasında gider gelir.

Hapishanenin sağlıksız soğuk yapısı, rutubeti, bit ve tahtakurularının musallat olması, dar ve sıkıntılı koğuşlar ve yapılan hakaret ve eziyetler. Buna rağmen hapishane hapishanelikten çıkar bir Medrese-i Yusuf iye olur. Asık yüzler tebessüme ve muhabbete döner.
Azılı katiller, caniler, hırsızlar, yan kesiciler aldıkları nur ilaçlarıyla Üstadın karşısında Nur talebelerinin yanında eriyorlar, Kur’an öğrenmeye ve namaza başlıyorlar, Nurları yazıyorlar ve tahta kurularını öldüremeyecek derecede şefkatli kamil insanlar oluyorlar.
Meyve risalesi Denizli Hapishanesinin meyvesidir. Nur talebeleri iki Cuma günü telif edilen ve kibrit kutularında kendilerine sayfa sayfa ulaşan bu risaleyi öğrenmek, okumak ve gizlice neşretmek için seferber olmuşlar.

Üstadı öldürerek bu asrın anlayışına uygun yazılan Risale-i Nurları susturmak isteyen İslamiyet, vatan ve bu necip milletin düşmanları yine üstadı zehirliyorlar.  Üstadın talebelerinden İslamköy’lü Hafız Ali, üstadının ölüm tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu görünce çaresizlik içerisinde bir şey yapamama hatta üstadın yanına bile sokulmamaları üzerine, Nur talebelerini toplayıp diyor “ben dua edeceğim siz âmin deyin, Ya Rab bu millet ve vatan Risale-i Nur’a muhtaç eğer Üstad vefat ederse Kur’an davası yarım kalacak, O Nur kahramanının canını alma benim canımı al ve benim ömrümü ona ver” diye ağlayarak dua eder.
Dua kabul olur ve Hafız Ali (R.H)  hapishanede rahatsızlanır hastaneye kaldırılır ve hastanede 56 yaşında olduğu halde vefat eder. Canından çok sevdiği üstadı yerine şehit oluyor.

Isparta İslam köylü olan Hafız Ali abi Üstadın tabiriyle “Nur fabrikasının sahibi” olarak ünvanlandırılmış bu ağabey on dört sene (dile kolay) evinden dışarı çıkmayarak, Risale-i Nurları el yazısıyla bir makine gibi, Osmanlıca olarak yazıp çoğaltarak çok sayıda talebe ve hafız yetiştirerek çok büyük hizmetlere vesile olmuş ve
Hapishanede iken, üstat katiyen dışarıya bırakılmadığı halde iki üç defa muhtelif camilerde sabah namazında görülür.

Hapishaneden Mahkemeye Üstat elleri kelepçeli olarak yarım saat yaya yürütülerek götürülüp getiriliyordu. Neticede Üstadın hukuk şaheseri olacak müdafaalarıyla Mahkeme 1944 tarihinde beraat kararını veriyor. Risaleler sahiplerine iade ediliyor.
Üstat Hapishaneden çıkınca ilk işi olarak Hafız Ali abinin mezarını ziyaret ediyor. Üstad çok hüzünlüdür. Uzun müddet yanındaki talebelerle birlikte Kur’an okur ve dua eder.Kendi eliyle mezar taşına şunları yazar, “Mahkeme-i Kübray-ı Haşirde Nur talebelerinin bayraktarı şehit merhum Hafız Ali “ diye yazar sonra  elini semaya kaldırır “bu şehit bir yıldızdır” der.O ara talebeleri başlarını kaldırırlar gündüz gökte bir yıldız ışıl ışıl parlamaktadır.
Risale-i Nur’un bir kahramanı, Hafız Ali abi hakkında Üstadın bir çok lahikası bulunmaktadır.
”Hapiste Meyve Risalesini kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melaike-i suale Mahkemedeki gibi Meyve hakikatleriyle cevap verdiği,

Meyve risalesinin hakikatini ilmel yakin bilen İkinci bir Sabri olan Hafız Ali…
Hafız Ali gitti Denizli onun yerine geldi…
Şehit merhum Hafız Al o tarlada toprak altına girdi ,otuz kırk Hafız Alileri sümbül verdi ve verecek…Berzahta Hafız Ali (R.H) her gün manen yanımızdadır..
Yorulmaz Usanmaz ciddi, samimi Hafız Ali,
Nur Fabrikası nam sahibi,
Ve Nurun şehit kahramanı merhum Hafız Ali benim bedelime hasta haneye gitti ve benim yerimde berzah alemine seyahat eyledi. Bizi meyusa ne ağlattırdı.

İzmir’deki 3-4 günlük vakıf okuma programı nihayetinde, ömrünü Kur’an hizmetine vakfeden üç-dört kardeşle Denizli’ye uğradık. Cumartesi akşamı Hafız Ali isimli dershanede ders oldu. Binanın beş katı dershane olduğundan diğer katlarda cemaatle dolmuştu. O gece orada kaldık. Hafız Ali Dershanesinde vakfı hayat eden kardeşlerle sohbet ediyoruz. Bir kardeşin şubat tatilindeki hatırası bu Denizli kahramanını sütunlara taşımama vesile oldu.

Şöyle ki; Okuma Programına katılan talebelerle bir gezi düşünülüyor. Ve bu gezinin şehitler diyarı Çanakkale’ye yapılması düşünülüyor. O gece vakıf kardeş bir rüya görüyor. Rüyada Hafız Ali (R.H) “siz Çanakkale şehirlerini ziyareti düşünüyorsunuz, biz şehit değimliyiz neden beni ziyaret etmiyorsunuz?”
Vakıf kardeş heyecanla uyanıyor ve sabahleyin erkenden talebelerle adı geçen dershaneye 200 metre mesafedeki Hafız Ali Abinin kabrine gidip gözyaşlarıyla dua ediyorlar.
Evet, kabir ziyareti sünnettir. Berzahtakilerin bizlerle cidden alakadar oldukları ve kabrin onlarla manevi temasta bir makam olduğu ve kabir ehlinin yakınlarını bu makamda gözledikleri hakikatı bu rüyadan da anlaşılıyor.
Berzahtaki yakınlarını, büyüklerini ziyareti ihmal edenlere ithaf olunur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum