Biz mevtayı iyi biliriz

Hani musalla taşındaki mevtayı nasıl bildiğimiz konusunda bir suale maruz kaldığımızda, “biz mevtayı iyi biliriz” deriz ya. İşte bu bilme, o mevtayı hayattaki konumlandırmamızla ile ilgili bir bilgidir. Yani o kişi ile ilgili kanaatimiz, onun hayatta olduğu zamanlarda şahit olduğumuz hallerine göre değişir. Eğer mevta, hayatta iken tam bir baş belâsı ise, “iyi biliriz” ifadesinde bir iç geçirme, dudak bükme, bir kırgınlık veya memnuniyetsizlik ifade eden yüz hatları oluşturur bizde. Yok, eğer tam tersi ise, bir burukluk, hüzün ve yüreğimize acı veren bir duygu patlaması yaşarız adeta.

Bütün bunları düşünürken, kendime bir çeki düzen vermek için “titre ve kendine” gel demeye başladım. Acaba ne kadar insanı kırdım bilerek veya bilmeyerek? Keşke kırmasaydım. Ama insanız işte. Zaman zaman kırıcı olabiliyoruz istem dışı olarak. Ama bilerek kırdığım kişilerden hep özür dilemeye çalıştım. Zira birisini kırdığımda, içimi inanılmaz bir pişmanlık duygusu sarıyor. O kişiden özür dilemeden bir türlü rahat edemiyorum. Özrüm kabul edilince de derinden bir “oh” çekiyor ve rahatlıyorum.

Ben aslında genelde uyumlu ve insanlara yardım etmeyi seven biriyim. Ama insanların ihanetine, haksızlığa ve vefasızlığa bir türlü sabredemiyorum. Oysa bizim yaptığımız iyiliğin kıymeti harbiyesi nedir ki? O zaman durup Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ı der hatır ediyorum. Bu kadar nimeti bize ihsan eden Rabbimiz, kendisine isyan edilince ne kadar izzet-i Azametine dokunuyordur, değil mi? Cenab-ı Hakk, Yasin suresinin 77. Ayetinde “İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine apaçık bir hasım kesilmiştir (Diyanet)” buyururken, izzetine ne denli dokunduğunu beyan ediyor. Elbette insan, Cenab-ı Hakk’a karşı yaptığı isyanlardan dolayı O’na herhangi bir zarar vermiş olmaz, ancak kendisine tarifi ve telâfisi mümkün olmayan büyük zararlar verir.

Gelin dostlarım, keşkeleri sıralayacağımız musalla taşında, çaresiz bir halde hüküm gününe havale edileceğimiz o an gelmeden ve “Biz mevtayı iyi biliriz,” denirken müsbet anlamda söylenen kanaatleri oluşturmak için, o anda, eşimizin dostumuzun, akrabamızın yüreklerinde hüzün oluşturabilmek için sevgi ve dostluk huzmeleri gönderelim.

Çevremize gülümseyerek, insanlara değer vererek, hal ve hatırlarını sorarak gönül birlikteliği kuralım. Gönüllerde taht kurduğumuzda, Allah da bizden razı olacaktır ve hatta semavat ve zemin de bizim ölümümüze ağlayacaktır. Ne olur, şu enaniyetimizin burnunu biraz sürtsek, kendimizde de yanlışlıklar olduğunu bir görebilsek, ne olur? Neden hep karşı taraftaki yanlışlıkları görüyoruz, neden kendimizi sütten çıkmış ak kaşık yerine koyuyoruz ki? Galiba çok zor bir düş kuruyorum değil mi? Bütün bunları yapmak ne kadar da zor değil mi? Enaniyetler kabardı mı, söndürmek ne kadar da güç değil mi? Evet evet zor, ama gelin bu zorlukları aşmayı deneyelim.

Emin olun ben yaşım elliye dayanınca artık yolun sonunu görmeye iyice başladım ve kendime bir çeki düzen vermeye başladım. Nefsimle kıyasıya mücadele etmeye başladım. Artık mazeretim kalmadı. Arkamdan yuh dedirtmemek için eteğimdeki taşları silkmeye başladım. Artık ne kadarını silkerim ve Rabbimin ne derece rızasını kazanırım bilmiyorum. Ama Rabbimin yardımı ve keremiyle ümitvarım. Gelin hep beraber ümitvar olalım aziz dostlarım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.