1. YAZARLAR

  2. Emre SESSİZ

  3. Birleşmiş Milletler’in “2015 BediüzzamanYılı” ilanına hazır mısınız?
Emre SESSİZ

Emre SESSİZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Birleşmiş Milletler’in “2015 BediüzzamanYılı” ilanına hazır mısınız?

A+A-

Birleşmiş Milletler’in “2015 Bediüzzaman Said Nursi Yılı” ilanına hazır mısınız?

1956 tarihinde Risâle-i Nur'u inceleyen Diyânet İşleri Müşâvere Kurulu, verdiği bir raporla, Risâle-i Nur'un îman ve ahlâkî tekemmülâta hizmet husûsundaki vasfını îlân etti. Afyon Mahkemesi de bu rapora istinâden, Risâle-i Nur eserlerinin berâetine ve serbestiyetine karar verdi; hüküm katîleşti. Afyon Mahkemesinin berâet kararından sonra, Isparta Sorgu Hâkimliği de men'-i muhâkeme kararı verdi. Böylece, Risâle-i Nur, birçok adlî süzgeçlerden, geçerek, umûmî ve küllî bir serbestiyet ve hüsn-ü kabule mazhar oldu.

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı'nın dayısı Necati Bilgin'in, "Savcılık Yüksek Makamına/ Çayeli" diye başlayan 4.1.1962 tarihli ve "Eczacı Necati Bilgin" imzalı raporunda eserlerin okunarak incelendiği ve Türk Ceza Kanunu'nun 163. maddesindeki suç unsuru bulunmadığı şu ifadelerle anlatılıyor:

"Tetkik eylediğim mezkûr eserlerin laikliğe aykırı olarak, devletin siyasî, iktisadî ve içtimaî ve hukukî temel nizamlarını sarsar mânâ ve mahiyette hiçbir ibareyi tazammun etmediği; ancak Müslümanlığın esas müstenidatı Kur'ân-ı Kerim'i, İslâm dininin çeşitli safhalarına mütedair ibarelerinin Türkçeleştirilip, genişçe tefsir edilerek çok yerlerde Müslümanlığın izah edildiği, bu itibarla adı geçen eserlerde mezkûr kanunlara aykırı hiçbir taraf olmadığı kanaatinde olduğumu arz ederim. "(http://nurdersleri.blogcu.com/risale-i-nurlar-in-nesrini-kolaylastiran-raporlar/10612046)

Risale-i Nur’ların “ehilleri” tarafından tetkik edilmesi noktasında Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bizzat eserlerinin tahkik ve tetkikini istemiş; verilecek karara razı olacağını ifade etmiştir: “Risale-i Nur'un gerçi siyasetle alâkası yoktur; fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşiliği ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti, asayişi, hürriyeti, adaleti temin ettiğine yüzer hüccetlerden biri, bu müdafaanamesi hükmündeki Meyve Risalesi'dir. Bunu âlî bir heyet-i ilmiye ve içtimaiye tedkik etsinler, eğer beni tasdik etmezlerse, ben her cezaya ve işkenceli i'dama razıyım! (Nursi, Şualar, syf: 281 - 282)

Aynı konu hakkında Bediüzzaman Hazretlerinin “Kainata değişmem” dediği talebesi Zübeyir Gündüzalp bir mahkemedeyken şunları söylüyor: “Risale-i Nur'un emsalsiz müellifi Üstadım Bedîüzzaman Said Nursî, müteaddid defalar gizli düşmanları tarafından iftira edilerek mahkemeye verilmiş ve hepsinde de beraet etmiştir. Risale-i Nur Külliyatı profesör ve İslâm âlimlerinden müteşekkil bir heyet tarafından satırı satırına tedkik edilerek bu eserlerin fevkalâde bir vukufiyetle te'lif edildiği ve Kur'an-ı Hakîm'in hakikî bir tefsiri olduğunu bildiren raporlar verilmiştir. Hakikat böyle iken, yine neden mahkemeye veriliyor? Bu husustaki kat'î kanaatimi şu şekilde arzediyorum:

Risale-i Nur'u okuyan kimseler, bilhâssa idrakli gençler, kuvvetli bir imana sahib oluyorlar. Sarsılmaz ve fedakâr bir dindar, bir vatanperver oluyorlar. Yıpranmaz bir imanın bulunduğu bir yere, menfî bir ideolojinin aşıladığı ahlâksızlık ve sefahet giremez. Bu sarsılmaz imana sahib olanlar çoğaldıkça, masonluğun ve komünizmin dairesi aslâ genişleyemiyor. Komünistlerin dayandığı materyalist (maddiyyun) felsefenin hak ve hakikat ile hiç bir ilgisi olmadığını, nazariyelerinin tamamen asılsız olduğunu Risale-i Nur Kur'an-ı Kerim'in âyetleri ile ve gayet kuvvetli bürhan ve hüccetlerle aklen, fikren ve mantıken isbat ediyor. O çürük fikir karanlıklarına düşenleri tenvir edip kurtarıyor. Yalnız gözünün görebildiği yere inanan maddecilere dahi Allah'ın varlığını, inkâr ve itiraz kabil olmayan kuvvetli delillerle isbat ediyor.

Bilhâssa lise ve üniversite tahsil gençliğine bu hârika eserler orijinal ve çekici üslûbu ve yüksek edebî san'atıyla kendini okutturuyor. (Şualar, syf: 545 - 546 )

Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarından 1964 yılında 08747 no’lu “RİSALE-İ NUR HAKKINDA EHL-İ VUKUF RAPORLARI” isimli bir eser bile basılmış durumdadır. Bu raporları kitap halinde yayımlayan DİB, o zamandan beri “mesafeli” durmuştur. Fakat DİB başkanı bu fobiyi ortadan kaldırmak, tabuları yıkmak ve “mesafe”yi daraltmak için bir “açılım” niteliğinde 2010 yılında 9.Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nda bir konuşma yapmıştır. Sempozyuma katılan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in konuşmasından bir bölüm: ''Risale-i Nur Külliyatı muhtelif dönemlerde mahkemelerde yargılanmıştır. Bu mahkemelerde bilirkişi raporlarına ihtiyaç duyulmuş ve Diyanet'imize de başvurular olmuştur. 17 tarihi belgeyi okuduktan sonra Türk mahkemelerine takdim edilen tarihi belgeleri okuyunca, iç dünyamda oluşan coşkuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye'nin en zor zamanlarında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bu mahkemelere verilen 17 ayrı bilirkişi raporunda Risale-i Nurlarla ilgili menfi bir tek kelimenin bile olmayışını başkanlığın tarihine şerefle kaydedilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Zamanın bedii olan Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de bu zamanın kulağına seslenerek Başkan Görmez’i şu cümleleriyle tasdik ediyor: “…ehl-i vukuf ülemaları ve hattâ Diyanet Riyaseti dairesi ve İstanbul'un fetva dairesindeki tedkik-i kütüb-ü diniye heyetinden hiçbir âlim ve ehl-i vukuf ülemaları itiraz etmemişler. Belki takdir edip tahsin etmişler. (Nursi, Emirdağ Lahikası-2, syf:150 ) Ama artık “mesafe”leri ortadan kaldırıp kucaklaşma zamanı geldi, geçiyor bile. Artık “Risale-i Nurlarla ilgili menfi bir tek kelimenin bile olmayışını başkanlığın tarihine şerefle kayd” etmeye çalışmak yerine Risale-i Nurlarla ilgili “müsbet” çalışmaları yaparak DİB ve Türkiye şeref duymalıdır. 

“Risale-i Nur'un hariç memleketlerdeki fütuhatına kısa bir bakış

Risale-i Nur, yirminci asrın ilim ve fen seviyesine uygun müspet bir metodla akla ve kalbe hitap ederek ikna ve ispat yoluyla gittiği için, yalnız Türkiye'de değil, hariç memleketlerde de hüsn-ü kabule mazhar olmuştur. Eserler, memleketimizde yeni yazı ile matbaalarda basılmadan evvel, başta Pakistan ve Irak olmak üzere diğer İslâm memleketlerinde Arapça, Orduca, İngilizce ve Hintçe tab edilerek bütün âlem-İslâma tanıtılmış ve fevkalâde teveccühe mazhar olarak geniş bir okuyucu kitlesi bulmuştur.

Bediüzzaman, kırk-elli seneden beri, yalnız âlem-i İslâmda değil, bütün dünyaca tanınmış mümtaz bir şahsiyettir. Kendisi, küçük yaşından beri ilim sahasında ilzam edilmemiş olduğundan, gerek dahilde ve gerekse hariçte nazarlar üzerine çevrilmiştir. Âlem-i İslâmın ilim merkezi olan Camiü'l-Ezher, onun mertebe-i ilmini ve yüksek zekâsını Üniversite Rektörü Şeyh Bahit gibi müdakkik âlimler vasıtasıyla idrak ederken, müspet ilimlerdeki derin vukufu da bütün dünyaya yayılıyordu. Mısır matbuatında "Fatînü'l-Asr" diye tavsif edilerek hakkında makaleler neşrediliyordu. Kendisi, bundan kırk beş-elli sene önce, Şam'da, içinde yüz ehl-i ilim bulunan on bin kişilik muazzam bir cemaate Camiü'l-Emevî’de irad ettiği mühim bir hutbede, âlem-i İslâmın geri kalış sebeplerini ve nasıl ilerleyebileceğini izah ederek, âlem-i İslâmın ittifakının ne kadar zarurî olduğunu beyan etmişti.

Bu hutbesi bütün âlem-i İslâmda hayranlıkla karşılanmış ve ilim meclislerinde ismi çok anılmaya başlanmıştır. Onun mücahede ve mücadelelerini işiten ve eserlerini okuyan binlerce kişi ona karşı büyük bir alâka duymaya başlamışlardır. Camiü'l-Ezher'in hamiyetli talebeleri bir hadis-i şerifin medar-ı evham olmuş mânâsını Üstad Bediüzzaman'dan sormuşlar ve Üstad hasta olması dolayısıyla talebeleri, Risale-i Nur'dan o meseleye müteallik mevzuları ve Üstad tarafından daha evvel o hadis dolayısıyla gelebilecek bir suale verilmiş kat'î bir cevabı bir araya getirerek göndermişler ve bu cevap gayet takdirle karşılanmıştır. Pakistan Maarif Nazır Vekili Ali Ekber Şah (şimdi Sind Üniversitesinde Rektör), Türkiye'ye geldiği zaman, Bediüzzaman'ı ziyaret etmiş ve memleketimizden ayrılırken Üstad ve eserleri hakkında gençliğe bir hitabede bulunmuş ve memleketine muvasalatında da, beraberinde götürdüğü Nur Külliyatının, resmen üniversitede okutturulması ve Orducaya tercümesi için teşebbüse geçmiştir. Pakistan'da münteşir Arapça ve İngilizce gazete ve mecmualarda Üstad ve eserleri okyuculara tanıtılmış; Türkiye'deki İslâmî inkişaf, Risale-i Nur faaliyetinin bir semeresi olarak belirtilmiş, Üstad Bediüzzaman âlem-i İslâmın mânevî lideri olarak zikredilmiş ve "Hazret-i Bediüzzaman Said Nursî" diye hakkında birçok makaleler yazılmıştır. Bugün Risale-i Nur, İslâm âlemince, İslâmiyete yöneltilen hücumları kıran bir sedd-i Kur'ânî olarak bilinmekte ve kabul edilmektedir.

Risale-i Nur, Avrupa, Amerika ve Afrika'da da hüsn-ü teveccühe mazhar olmuş; başta bahtiyar Almanya ve Finlandiya olmak üzere, birçok memleketlerde okunmaya başlanmıştır.
Bu cümleden olmak üzere, Almanya'da, Berlin Teknik Üniversitesi mescidine Risale-i Nur Külliyatı konulmuş ve Şarkiyat Üniversitesi İlâhiyat Bölümünde Risale-i Nur hakkında konferans tertip edilmiştir. Almanya'daki İslâmî fütuhatta Risale-i Nur'un büyük rolü olmuştur.

Yunanistan'ın Gümülcine şehrinde Hafız Ali Efendi tarafından açılan dershanede Risale-i Nur dersleri de okutturulmakta ve yüzlerce Risale-i Nur talebesi yetişmektedir.
Finlandiya'da İslâm Cemaati Reisi tarafından Risale-i Nur neşredilmekte ve bu sayede birçok Finli Müslüman olmaktadır.
Japonya ve Kore'de de Risale-i Nur'un birçok okuyucuları bulunmaktadır. Kore Harbi münasebetiyle Türkiye'den Kore'ye giden müteaddit Nur talebeleri tarafından bütün külliyat oraya götürülmüş; bu eserlerin bir kısmı Japon üniversitelerine ve bir kısmı da Kore kütüphanelerine hediye edilmiştir. Bu vesile ile Japonya'daki İslâm cemaati de Risale-i Nur'dan istifade etmeye başlamıştır.

Hindistan ve Endonezya'daki Müslümanlar da Risale-i Nur'dan mahrum kalmamışlardır. Hacca giden bir Nur talebesi, tanıştığı bir Hintli âlime Risale-i Nur Külliyatını hediye etmiş ve o âlim de eserleri Hintçeye tercüme edeceğini ve bunun kendisi için büyük bir vazife olduğuna inandığını söylemiştir.
Amerika'daki Washington Camiine bazı risaleler hediye edilmiş ve buradaki Müslümanların da bu eserlerden istifadeleri sağlanmıştır.”(Tarihçe-i Hayat, syf:710-712)
%90’ı Hıristiyan olan Filipinler’in 200’den fazla üniversitesinde Risale-i Nurlar ders kitabı olarak okutturuluyor.(Filipinler YÖK’ünün başkanı Nora Şerif)

Avrupa’da Müslüman olanların %39’u yani Müslüman olan her 10 kişiden 4’ü Risale-i Nurla Müslüman olduğunu söylüyor.(RisaleHaber)
Birleşmiş Milletler 2015 yılını “BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ YILI” ilan etme hazırlıklarını yapıyor.(RisaleHaber)

“Mezkûr beyanatımız Risale-i Nur'un hariç memleketlerdeki inkişafının malûmatımız çevresindeki birkaç nümunesidir. Bütün bunlar, Risale-i Nur'un dünya çapında muazzam bir boşluğu doldurmakta olduğunun delil ve emareleri değil midir? Bütün beşeriyet, Kur'ana ve dolayısıyla asrımızda onun manevî i'cazını isbat ve beyan eden Risale-i Nur'a muhtaçtır.”(Tarihçe-i Hayat)

Sorum şu ki: Yukarıda anlatılanlar göz önünde bulundurulmak şartıyla

1-“Bir din görevlisi ya da herhangi bir kişi camilerimizde neden Risale-i Nurları rahatça turistlere veya bir başka kişiye veremiyor; neden imamlar hala “Diyanet bir şey der.” korkusuyla hareket ediyor; neden “Başına bir iş gelir ha.” diyerek korku salmaya çalışıyorlar; neden “Hocam bu kitapları yayma; zira genelge(uyarı) bile geldi.” diyorlar, neden? Ortada bir tutarsızlık görünmüyor mu? Bunun tam aksi bir tepkiyle neden karşılaşamıyoruz?

2-Ben eğer onaylanmamış ya da ehl-i sünnet ve’l- cemaat akidesine aykırı bir eseri sunarsam o zaman sorun olmaz mı? Kaldı ki Kültür Bakanlığı Türkiye’yi tanıtacak ümidiyle hiç akla, hayale gelmeyen ve bizim geçmişimize, bize yakışmayan birçok çalışmayı onaylıyor; hatta destekliyor(Eurovision yarışmaları gibi).

3-Din görevlilerini, ilgili kurumları, kişi veya memurları; “yönlendirme, tayin etme, hazırlama” bakımından Birleşmiş Milletler’in 2015 yılını “Bediüzzaman Said Nursi Yılı” ilan etme hazırlığı noktasında Başbakanlık, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ne gibi hazırlıklar yapmaktadır? İlgili kurum ve kuruluşlarla kişi veya memurlar aktif mi pasif mi kalacaktır? Yoksa nötr durmayı mı tercih edecektir? Doğrusu merak ediyoruz?

Hülasa; Bediüzzaman İslam’ın malıdır; bu meseleye böyle bakılmalıdır; ideolojik korkularla yaklaşılmamalıdır. Yeni açılımlara ihtiyacımız var bizim. Risale-i Nur’ların Diyanet İşleri Başkanlığı kanalıyla tanıtılması çok büyük hizmetlere medar olacaktır inşallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum