1. YAZARLAR

  2. Vehbi KARA

  3. Bireycilik ve Serbestleşme
Vehbi KARA

Vehbi KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

Bireycilik ve Serbestleşme

A+A-

Birey, devlet için değildir, ancak devlet birey için vardır ve gereklidir. İnsan ve insani değerler her şeyin üstünde olup kafa ve kol emeği arasındaki farkın ortadan kalktığı, faize, kirli finansa ve ücrete dayalı sömürünün olmadığı bir dönemden artık daha fazla söz edilmektedir. Eğitime açılan kapıların açık olduğu, ekonominin devletin değil özel mülkiyetin ve vatandaşların olduğu, herkesin yönetime katılıp hakkını aldığı bir ekonomik ve sosyal yapının yakında geleceği[1] bir dönem yaklaşmıştır.

Avrupa 16. Yüzyıl başında büyük ölçüde başkalaşmıştır. Kapitalizm bu dönemde ilk belirtilerini göstermeye başlamış ekonomik örgütlenmede yeni gelişmeler söz konusu olmuştur. Hayat eskiden olduğundan çok daha canlı özellikler göstermekte, zenginleşen ve güçlenen yeni sınıflar Avrupa toplumunda derin etkiler meydana getirmektedir. Rönesans ve hümanizm hareketleri, bunun önemli tanıkları olmuştur. Fikri ve ekonomik alanda önemli bir rol oynayan bireyselcilik (individüalizm) ilkesi, artık her alanda etkilidir[2].

Aydınlanma çağının en önemli etkilerinden bir tanesi; feodal sistemin ve buna bağlı toplumsal yapının parçalanarak yerine temel unsurun birey olduğu bir toplumun ilk nüvelerini ortaya çıkarmasıdır. Bireycilik yeni bir toplumsal yapıyı ve devlet anlayışını getirmiş aydınlanma felsefesinin dayandığı temel düşüncelerden bir tanesi[3] olmuştur.

Bireycilik anlayışı ile feodal düzende keskin ayırımlara sahip olan özne-nesne, bilinç-sınıf, üstyapı-altyapı ilişkileri muğlaklaşmaya başlamış ve tarihte ilk defa birey, sosyalleşerek yeniden üretimin temel birimi haline dönüşmüştür[4].

Bireycilik anlayışının temel varsayımı, insanın kendisini köleleştiren bütün zincirleri kırması, böylece özgürleşmesiydi[5]. İnsanın özgürleşmesinin önündeki engeller, eski inançlar ve bunları besleyen modası geçmiş düzenlemelerdi. Bireycilik anlayışı ile eski düzenin kaldırılması böylelikle insanın diğer insanların kölesi olmasından kurtulması isteniyordu. Aydınlanma çağını, insanın karanlıkla özdeşleşmiş bulunan kölelik düzenine başkaldırmasının ve kendi özgürlüğünü elde etmesinin çağı[6] olarak adlandıran düşünürlere de rastlanmaktadır.

Ekonomik büyüme ile bireysel özgürlüklerin genişletilmesi arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu, demokrasi ve çoğulcu değerlerin olumlu etkisi olduğuna işaret eden çalışmalar dikkat çekicidir. Zengin ülkelerin daha özgür ve demokratik olmalarının birer tesadüf olmadığı, hukukun üstün tutulması ve serbestliğin buna katkı yaptığı[7] artık sır olmaktan çıkmıştır.

Bireysel özgürlük, basın özgürlüğü ve siyasete katılım özgürlüğü olmaksızın maddi hatta manevi zenginlik mümkün değildir. Özgürlük, insanları yaptıkları işin ödülünü alacakları güvencesini sağlayarak onları çalışmaya teşvik eder[8]. Dahası ekonomik zenginlik, malların ve insanların serbest dolaşımı ve serbest ekonomik ilişkiler ile gerçekleşmiştir. Özgürlük olmadan bilginin de yayılmasının da mümkün değildir[9].

Özgür toplumun özelliklerinden bir tanesi, bireylerin toplumun yapısında radikal bir değişikliği dahi açıkça savunabilmesi ve propaganda yapma özgürlüğünün sağlanmış olmasıdır. Ancak bu savunma, inandırma yolu ile olmalı, zorlamayı ya da diğer baskı biçimlerini içermemelidir. Siyasal özgürlüğün bir belirtisi olarak, kişilerin açıkça sosyalizmi veya özgürlükleri yok eden komünizmi dahi savunabilmeleri ve bu uğurda çalışabilmeleri[10] de gereklidir. Zira bir kişinin özgürlüğü dilediği yönetim şeklini övme özgürlüğünü de kapsar[11].

Serbestleşme çabası, insan toplum birlikteliği içinde müşahhas hale gelerek[12] bireyciliğin gelişmesine yol açmaktadır Hürriyetin, “başkalarına zarar vermek” hududuna gelinceye kadar mutlak olduğu, ancak bu sınırı aşınca kayıt altına alınacağı[13] görüşü bütün dünyada kabul görmektedir. Fakat bu tanım eksik kalmıştır. Zira bireyin kendisine de zarar vermeyecek şekilde özgür olması konuya yeni bir anlam kazandırmıştır. Örneğin uyuşturucu kullanma veya bitki ve diğer canlılara eziyet etme gibi şahsi hastalık veya kusurlar özgürlüğün sınırsız olamayacağı anlayışını ortaya çıkarmıştır. Bu konuda Bediüzzaman Münazarat isimli eserinde kendine sorulan suallere şöyle cevap vermektedir:

Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler. Hattâ âdeta hürriyette insan her ne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar vermemek şartıyla birşey denilmez diye bize anlatmışlar. Acaba böyle midir? Cevap: Öyleler hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. Zira nazenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır. Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır. Hürriyet-i umumî, efradın zerrat-ı hürriyatının muhassalıdır. Hürriyetin şe’ni odur ki: Ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın[14].

Geleneksel değerlerin yerlerini birey esaslı bir toplum kurgusuna bırakmış olacağı Malikiyet ve Serbestiyet Devrinde; özgürlüğün esasını Bediüzzaman’ın ifade ettiği “ne kendine de ne da başkasına zararı dokunmayan bir serbestiyet” meydana getirecektir, vesselam…

 

[1] Cemil Ertem, “Başka Bir Şey: Sanat Marifet İttifak”, Star Gazetesi, 15. 11. 2013.

[2] Halil İnalcık, Rönesans Avrupası, 5. bs. İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014, s. 157.

[3] Umut Omay, Sosyal Haklar, İstanbul, Beta Basım, 2011, s. 43.

[4] Ulrich Beck, Gernsheim Elisabeth Beck, Individualization, Sage Publications, 2002, s. 21.

[5] Omay, A. g. e. s. 44.

[6] Robert Bierstedt, Sosyolojik Çözümlemenin Tarihi- I, Çev. Mete Tunçay, İstanbul, Kırmızı Yayınları, 2006, s. 25.

[7] Eser Karakaş, “Daron Acemoğlu Ne Diyor?” Star Gazetesi, 22. 12. 2014.

[8] Albert Hourani, “Arabic Thought in the Liberal Age”, Cambridge University Press, Cambridge, 1962, s. 90.

[9] Mustafa Akyol, Islam Without Extremes, W. W. Norton & Company, New York, 2011, s. 169.

[10]Milton Friedman, Kapitalizm ve Özgürlük, Çev. Doğan Erberk - Nilgün Himmetoğlu, İstanbul, Altın Kitaplar, 1988, s. 36.

[11] A. e. s. 42.

[12] Metin Sarfati, Ekonomi Politiğin İnsanı Kimdir? Derin Yayınları, İstanbul, 2010, s. 89.

[13] John Stuart Mill, Hürriyet (Essay on Liberty), Çev. M. Osman Dostel, Ankara, Maarif Basımevi, 1956, s. 11.

[14] Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat, Sözler, İstanbul, 1997, s. 4.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.