1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Bir isevi Nurcu Prof. Dr. Pim Valkenberg
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir isevi Nurcu Prof. Dr. Pim Valkenberg

A+A-

Bünyamin Duran Beyin Hollanda’dan arkadaşı isevi Nurcu, Pim Valkenberg. Uluslararası Said Nursi ve Mevlana Sempozyumu’na gelmişlerdi. Kendisiyle kısa bir sürede mülakat gerçekleştirdik. Fikri ve itikadi değişiminin nedenleri üzerine sohbet havasında konuştuk. Bünyamin Duran, Himmet Uç ve yeni arkadaşımız. Arkadaşımız Aguinolo Tomaso üzerine çalışmış. Tomaso çok önemli bir Hristiyan tefekkür adamı. Yeni arkadaşımız, bir kitap yazmış “Nuru Paylaşmak” eserin adı. İngilizce olarak yazılmış ve henüz tercümesi yapılmamış. Sayın arkadaşımızın doktora tezi “Sürgün Ahlakı” ismini taşıyor. Çok değişik bir bakış açısı, Bediüzzaman için de böyle bir yazı veya çalışma yapılabilir veya İslam dinindeki büyük sürgünler için de böyle bir çalışma olabilir. Onun hidayetine ve İslama yönelmesine neden olan vaka daha önce ölen papanın bir hatırasına dayanıyor. Papa bir gün yolda giderken yol kenarında bir Müslümanın birkaç kişi ile namaz kıldığını onlara imamlık ettiğini görüyor ve  yanındaki Hıristiyan ekabirlerine “işte din budur, nerde ve ne surette olursa olsun Allah’a olan görevini yerine getirmek.”

Arkadaşımız Müslümanlarla Katoliklerin ibadetlerdeki tanrısal duruşları arasında empatik yaklaşımlar görüyor. Bu zihnindeki itikadi kuruluşun yeni hatlarından biri oluyor. Fethullah Hoca Efendi’nin öğretisi ilgisini çekiyor, onları okuyor. Daha sonra onun eserlerinin arka planında, backroundunda  Bediüzzaman‘ın sözlerini görünce Bediüzzaman’ın eserlerini okuyor. O zaman hiçbir modernizm kaygısı olmadan Bediüzzaman’ın duruşu onun fikirlerine daha yakın oluyor ve onu okumaya başlıyor. “Bana daha sıcak geldi” diyor. Katoliklerin dünya karşısındaki terki duruşları ile Bediüzzaman’ın duruşu arasındaki sıcak birliktelik onun dünyasını daha da alevlendiriyor.

Nuru Paylaşmak isimli eserinin ilk bölümleri Nur talebeleri üzerine ayrılmış, Bediüzzaman’dan alıntılar ile zenginleştirilmiş. Çalıştığı Katolik üniversitesinde herşeye Katoliklerin gözünden bakılıyormuş. Bütün dersler bu mezhebin dini ışığı altında şekilleniyormuş. Ama bilimsel niteliklerini de koruyorlarmış. Bediüzzaman’ın bir Medresetüz Zehra isteği işte böyle bir şey olsa gerek. Bu üniversitelerde programların ve derslerin işleyiş ve işlenişleri Bediüzzaman’ın uygulamalarına bir perspektif olabilir.

Kendisine Nur talebesi diye hitab edince güldü. Yerine göre kendini böyle telakki edebileceğini söyledi. “Sizin gibilere Bediüzzaman işaret etmiş İsevi Nurcular demiş” dedim. Bunu yadırgamadığını söyledi. Hz Mevlana ölünce Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlar onu kendilerinden saymışlar. Dini öyle bir  yorumla vermiş ki herkes ona aynı sıcaklıkla bağlanmışlar. Bediüzzaman altı yüz elli yıl sonra aynı öğretiyi her dine olumlu uzaklıkta yorumlamış. İşte Mevlana ile Bediüzzaman’ın aynı öğretiye bağlılıklarının yüzyıllar sonra yeni tezahürü.

Arkadaşımıza tesir eden başka bir etmen de, Avusturya’da 114 papaz ve Hıristiyan din adamı Hz. Peygamberin Cenab-ı Muhammed’in peygamber olup olmadığını tartışıyorlar. Sloom diye bir papaz konuşmaları ve oturumları yönetiyor. Üç günlük konuşmalardan sonra Cenabı Nebi’in Efendimiz Hazretlerinin peygamber olduğuna karar veriyorlar. Bunu bir şekilde kamuoyuna açıklamak istiyorlar. Bir papaz ise “böyle bir şey yaparsak birçok insan din değiştirir” diyor. Ve alınan karar açıklanmıyor. Bu ikili, ikircikli, şüpheli ve hakikatten uzak tutum bizim arkadaşımızı etkiliyor. Bütün bunlar birikerek onun hidayetini hazırlıyor. Bizimle birlikte Hazreti Mevlana’yı ziyaret etti, daha sonra aynı güzergahta başka bir Allah’ın velisini ziyaret etti. O bizden biri.

Salih isimli bir arkadaş ve onun eşi akademik çalışmalarda bunun yanında  bulunuyorlar. Onların dini yaşayışları bir başka yönden onu etkiliyor, bütün bunlar bu sarışın uzun boylu Hollandalı delikanlıyı yeni bir itikad iklimine sürüyor. Ona baktım “Ey Üstadım seni anladığını sanan bu garibana yardım et” dedim. Dar düşünceler arasında yıldım desem yeridir.

Bünyamin Duran’a teşekkürler. Bir kahvaltı sofrasında bir Mevlana komşuluğunda hayatımıza anlam katan bir günü hazırladığı için.

Ben bende-i Kur’anem
Eğer candarem
Ben hak-i reh-i Muhammet Muhtarem

Kur’anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem, orası da bana zindan olur. İşte iki himmet ve iki himmetin farklı bakışları.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum