1. YAZARLAR

  2. Selim GÜNDÜZALP

  3. Bir demet gül Asr-ı Saadet hatıraları
Selim GÜNDÜZALP

Selim GÜNDÜZALP

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir demet gül Asr-ı Saadet hatıraları

A+A-

Sevgili okuyucularımız, Muharrem ayını uğurlayıp Safer ayına ‘merhaba’ derken, Asr-ı Saadet’ten tadına doyum olmaz birkaç hatırayı sizlerle paylaşmak istiyoruz. Rahman’ın rahmeti ve Rasulullah’ın (asm) şefaati üzerinize olsun. Hayırlı istifadeler diliyoruz…

DUÂ
Peygamber Efendimiz (asm) o gün çok neşeli idi. Hz. Aişe validemiz, onun bu halini görünce:
“Ey Allah’ın Resulü, bana duâ et!” dedi.
Peygamber Efendimiz de (asm) ona, şöyle duâ etti:
“Allah’ım Aişe’nin geçmiş, gelecek, gizli ve açık bütün günahlarını bağışla!”
Hz. Âişe bu duâya o kadar sevindi ki, sevincinden gülmeye başladı.
Resûlullah (asm) onun böyle gülmesine hayret ederek sordu:
“Ey Aişe, sana ettiğim duâ, seni bu kadar çok mu sevindirdi?”
Hz. Aişe:
“Yâ Resulallah, nasıl sevinmem!” dedi.
Peygamber Aleyhisselâm, birden ciddileşti ve:
“Yâ Aişe,” dedi. “Vallahi ben bu duâyı her namazdan sonra, bütün ümmetim için etmekteyim!” (s. 79)
      
ŞEHÂDET BELGESİ
Hz. Peygamber (asm) anlatıyor:
Allah-u Teâlâ, ümmetimin içerisinden bir adamı kıyâmet gününde bütün halkın huzurunda hesâbını görürken kurtaracaktır. O kimsenin önüne doksan adet amel sâhifesi serecektir ki, onun her sâhifesi gözün görebildiği kadar uzun olacaktır.
Allah bu adama:
“Bunlardan ‘Ben bunu yapmadım’ dediğin, inkâr ettiğin bir şey var mı? Amelleri kaydeden yazıcı meleklerim haksızlık etti mi?” diye soracaktır.
Adam:
“Hayır, haksızlık etmediler, ey Rabbim” diyecektir.
Allah-u Teâlâ:
“Bunlar için söyleyeceğin bir özrün var mı?” diyecektir.
Adam:
“Hayır, bir özrüm yok, ey Rabbim,” diyecektir.
Allah-u Teâlâ:
“Evet, dediklerinin hepsi doğru, ancak senin bizim katımızda yazılı olan bir de iyi amelin vardır. Ve bugün sana asla haksızlık yapılmayacaktır,” buyuracaktır.
Bunun üzerine içerisinde, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlûhû” (Allah’tan başka ilâh olmadığına şehadet ederim; Muhammed’in de Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ederim) diye yazılı olan bir belge çıkarılacak ve Allah-u Teâlâ kendisine:
“Amellerin tartılmasına hazır ol!” diyecektir.
Adam:
“Ey Rabbim, bu kadar günahla dolu sahifelerin yanında bu belge ne kıymet ifâde eder ki?” diye soracaktır.
Allah-u Teâlâ:
“Sana kesinlikle haksızlık edilmeyecektir” diye cevap verecektir. Sonra o belge terâzinin bir kefesine, günahlarla dolu sâhifeler de diğer kefesine konulacak ve neticede, diğer sâhifeler hafif gelecek, belgenin yazılı bulunduğu kefe ağır gelecektir. Zira Allah’ın ismi ile tartılan hiçbir şey, O’nun isminden daha ağır gelemez! (s. 211-213)
       
SEVAP
Abdullah İbn-i Mesud (ra), sahabeler arasında en güzidelerden biriydi. Kısa boylu, biraz çelimsizceydi. Üstelik bacakları da incecikti. Bir gün, bir ağaca çıktı. Orada bulunanlardan bazıları, onu ağaçta görünce, ince ve çelimsiz bacaklarına bakıp gülmeye başladılar. Şaka ile karışık bu güzide sahabeyi, biraz küçümsediler onunla alay ettiler. Peygamber Efendimiz (asm) onları işitti, gördü ve şöyle ikaz etti:
“Mahşerde sevabı Uhud Dağı’ndan daha ağır gelecek biri için, neden böyle gülüyorsunuz?” (s. 346)
       
TAVSİYE
Peygamber Aleyhisselâm’ın mağara dostu, Sıddık-ı Ekber Hz. Ebu Bekir (ra), onun izini en yakından takip edenlerdendi. Hayatının her ânını, Resulullah’tan (asm) gördüğü ve işittiği gibi yaşardı.
Halife olduğu günlerde, bineği ile bir yerden bir yere giderken zaman zaman yularını elinden düşürdüğü olurdu. Böyle durumlarda, hemen bineğini durdurur, aşağıya iner, yularını alır ve tekrar bineğine binerdi.
Onun bu halini görenler:
“Bize emretseydin de, yularını alıp sana verseydik olmaz mıydı? Böylece bineğinden inmek zorunda kalmazdın” derlerdi. Hz. Ebu Bekir’in (ra) onlara cevabı şöyle olurdu:
“Sevgilim Resûlullah, bana insanlardan bir şey istemememi tavsiye etti!” (s. 395-396)
       
HZ. NESİBE
Hz. Peygamber’i (asm) Mekke’den Medine’ye dâvet eden heyette bulunmasıyla adı, İslâm tarihine şerefle geçen Hz. Nesibe, Uhud Harbi’nin en dehşetli anlarında da, onun yanından ayrılmamış ve Fahr-i Kâinat Efendimizi (asm) çevreleyerek ona etten siper olan sahabelerin arasında yer almıştı.
Bir ara mücâdele o kadar kızıştı ki, Peygamberimizin (asm) yanında Hz. Nesibe’den başka hiçbir sahabe kalmadı. Ve bu birkaç sâniyelik sürede, Peygamberimize (asm) iki süvâri birden saldırdı.
Hz. Nesibe, bu durumu gördüğünde, elindeki kılıcı olanca hızıyla süvârilerden birine indirdi. Hemen arkasından diğerine de hücûm etti.
Ancak iki kat zırhla korunan bu süvâri, diğeri gibi ölmedi, hafif yara aldı. Karşı hamle yapmak için de kılıncını olanca hızıyla, Hz. Nesibe’nin omuzuna indirdi. Efendimiz’in (asm) böyle kritik bir zamanda muhafızlığını yapmış bu kahraman insan, yere yuvarlanmış ve omuzu göğsüne kadar olmak üzere ikiye ayrılmıştı.
Şükür ki, Hz. Ali yetişerek müşrik süvârisini öldürdü.
Sonra Peygamberimiz de gelip, mübârek elleriyle Hz. Nesibe’nin ağır yarasını sıvazladı.
Fahr-i Kâinat Efendimizin (asm) bir mûcizesi daha gerçekleşmiş ve yara anında iyileşmişti.
Yerden kalkan Hz. Nesibe, Efendimiz Aleyhisselâm’a, insanlık tarihindeki hiçbir sevdâlının, sevgilisine söyleyemeyeceği şu kelimeleri söyledi:
“Yâ Resûlallah, dizlerinin dibinde şehid olma şerefini, benden niye esirgedin.”
Peygamber Efendimiz (asm), onu teselli ettikten sonra, iltifatların en büyüğünü yaptı ve ellerini açarak Allah’a şöyle duâ etti:
“Yâ Rabbi! Beni, Nesibe ve ehlinden ayırma.” (s. 346-348)
       
SEVİNÇ MELEĞİ
Sevgili Efendimiz (asm), bir gün ashabına şöyle dedi:
“Bir kimse, bir mü’min kardeşini sevindirince, Allah verdiği bu sevinç sebebiyle bir melek yaratır. Sonra o kul, kabrine girdiğinde, o melek gelir ve ölene: ‘Beni tanıyor musun?’ der.
O kimse: ‘Sen de kimsin?’ diye sorar.
O melek: ‘Ben, falancaya verdiğin sevincim! Bugün senin yalnızlığında sana dost olacağım. Ve sual melekleri yanına geldiklerinde sana yardımcı olacağım. Sana cennetteki yerini göstereceğim’ der.” (131-132)
       
YÜZ DİRHEM Mİ BİR DİRHEM Mİ?
Peygamber Efendimiz (asm), bir gün ashabına:
“(Sadaka olarak verilen) Bir dirhemin sevabı, yüz dirhemi geçebilir!” buyurdu.
Dinleyenler merak ettiler:
“Bu nasıl olur Yâ Resulallah!”
Allah’ın Resulü (asm) şöyle cevap verdi:
“Bir kimse vardır, çok malı vardır. O çok maldan yüz dirhem verir. Yine bir kimse de vardır ki, onun sadece iki dirhemi vardır ve o iki dirhemden bir dirhemini verir (yani bütün sahip olduğu malın yarısını)!” (s. 183-184)
       
ASIL HAYRET EDİLECEK OLAN
Bir gün bir adam, Hz. Ömer’e (ra) şöyle dedi:
“Şu satranca hayret ederim. Satranç tahtasının uzunluk ve genişliği birkaç karıştan ibaretken, insan onun üzerinde binlerce oyun oynasa, her oyunu mutlaka öbüründen farklı olur. Hiçbiri diğerine benzemez.”
Hz. Ömer de (ra) ona şu cevabı verdi:
“Bundan daha çok hayrete ve dikkate şayan olanı vardır. O da şudur ki, insanın uzunluk ve genişlik itibarıyla bir karıştan ibaret olan şu yüzünde, kaşlar, gözler, burun, ağız gibi organların yerleri değişmediği halde, yine de, dünyanın dört bir yanında, yüzleri birbirinin tıpatıp aynı iki kişi bulamazsın. Şu ufacık, el ayası kadar bir yerde, böyle sonsuz farklılıklar yaratan Allah’ın kudret ve hikmeti ne kadar büyüktür.” (s. 396-397)
       
TESTİDEKİ VASİYET
Hz. Ebû Bekir (ra), vefat edeceği zaman, kendisinden sonra halifelik vazifesini yüklenecek olana verilmek üzere vasiyet ettiği bir testi bıraktı. Hz. Ömer (ra) halife olunca testiyi ona verdiler. Halife testiyi kırdırttı. İçinden küçük küçük paracıklar ve bir mektup çıktı. Mektupta şunlar yazıyordu:
“Bu paralar, bana verilen maaştan arta kalanlardır. Ben Medine’nin en fakirini kendime ölçü kabul etmiştim (ona göre yaşadım). Artan miktarı bu testiye koydum. Bunlar hazinenin malıdır.”
Hz. Ömer (ra) mektubu okuyunca ağlamaya başladı. Hem ağlıyor, hem de şöyle diyordu:
“Kendinden sonrakilere çok ağır bir yük bıraktın Ya Ebu Bekir!” (s. 336-337)
       
İLÂHÎ TAKDİR
Hz. Peygamber (asm) anlatıyor:
Bir gün şeytan, İsa Peygamber’e (as) geldi ve:
“Sen, ‘Bir kimsenin başına Allah’ın takdir ettiğinden başkası gelmez’ diyorsun. Madem öyle, şu yüksek dağa çık ve kendini aşağıya at. Kurtulman takdir edilmişse kurtulursun” dedi.
İsa Peygamber, şeytana şöyle cevap verdi:
“Ey mel’un! Allah kullarını imtihan eder, dener. Kulların ise Allah’ı imtihan etme yahut deneme gibi bir hakları yoktur!”

Yeni Asya

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.