1. YAZARLAR

  2. Caner KUTLU

  3. Bir 'Büyük Siyaset'çi olarak: Hamza Emek
Caner KUTLU

Caner KUTLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir 'Büyük Siyaset'çi olarak: Hamza Emek

A+A-

Bediüzzaman'ın Büyük siyaseti, İngiliz Sömürgeler Bakanının dehşetli planını açıkladığı meşhur gazete haberini okuması ve verdiği cevap ile başladığı söylenebilir. Buna göre, Kur'anın Müslümanlardan alınması ya da soğutulması karşısında onun i'cazını ispat ve beyan etmekle söndürülmeyecek bir manevi güneş olduğu gösterilecektir.

Bu büyük siyaset, sonraları 1920-23 arası İstanbul'un işgali yıllarında İngilizlerle bir büyük karşılaşmayı getirecektir. Bediüzzaman'ın Hutuvat-ı Sitte eseri İngiliz siyasetiyle doğrudan bir mücadele ve deşifresi olarak önemli bir işaret taşıdır. İngilizler bu esere karşı Bediüzzaman'ı açık hedef olarak kabul ederler, hakkında ölüm fermanı verirler.

Bediüzzaman, Hutuvat-ı Sitte eserinde, İngilizlerin husumetinin bir maddi savaşın karşılığı ve İslamı madden mağlup etmekle teskin olacak bir yapıda olmadığını; çok derin bir siyaseti kapsadığını yüzlerine karşı hatırlatmıştır.

İngiliz Anglikan kilisesinin Müslümanları aşağılamak kasdıyla, eş zamanlı olarak sorduğu İslamiyet ile ilgili sorular da aynı kapsamdadır.

Ayrıca, gazeteler vasıtasıyla dinsizlik fikirleri yayılmaya çalışılmaktadır.  Amaç, işgal vasıtasıyla İslamın esasına ve şearine ve Müslümanların ahlakına saldırmak ve yok ederek, yeni bir toplum inşa etmektir.

Bu, 1900’lerle başlayan İngiliz planıyla bağlantılı olarak İstanbul'un işgali ile birlikte alenen alkolün özendirilmesi, açık saçıklığın toplum içersinde yayılması gibi faaliyetler olarak görünecektir.

Bediüzzaman bunlara karşı, örneğin Yeşilay cemiyetinin kuruluşuna katılır. Daha 1910 yılında Tesettür Risalesini yayınlar. Van’da başlayan süreçle birlikte gazetelerdeki yazılarında, konuşmalarında İslamın ve imanın esaslarını ispat ve beyan eder.

nursi_satranc_k.jpgAnglikan Kilisesinin sorularına kısa ve etkili cevaplarla karşılık verir. Bu cevaplarıyla aynı zamanda büyük siyasetinin küresel esaslarını tekrarlamış olur.

Zaferden sonra, Ankara hükümetinin daveti ile geldiğinde, Lozan sonrası Anadolu başkentinin de aynı siyaset virüsünü kaptığını görecektir. Namazla ilgili bildiri yayınlar. Yaranın daha da derinlerine yöneldiğini farkedince imanın tahkimi için Tabiat Risalesini telif eder.

Sonraki yıllar da gösterecektir ki, yapılan devrimlerle İslam şeairi ve toplum düzeni yok edilerek İslam alenen hayattan tecrit edilmeye çalışılacaktır. Böylece baştaki plan gerçekleştirilecektir.

***

Bediüzzaman'ın sonraki hayatı bu siyasete karşı büyük siyasetinin toplum içerisinde birebir tatbiki ile geçecektir. Hutuvat-ı Sitte ile İstanbul'u savunan bu siyaset, Risale-i Nur eserleriyle Anadolu sathını bir müdafaa alanına çevirecektir. Bütün İslam alemini bir derin siyasete mahkum eden yapıya karşı da dünya Müslümanlarını mektupları ve gönderdiği talebeleri vasıtasıyla bu müdafaaya ortak edecektir.

Bediüzzaman'ın büyük siyaseti, uzunca bir süre iktidar ve günlük politik hadiselerden bağımsız kalacaktır. Zira, Kur'anın büyük bir çoğunluğu iman, ahiret, ibadet, ahlak ve hayatı kapsar; görünen siyaset önemsiz bir kısmına işaret eder.
Bediüzzaman görünen siyasete Demokratların iktidarı ile birlikte bir miktar bakmış, bu durumu büyük siyasetinin bir parçası olarak görmüştür. Bunu da değeri nispetinde özel bir durum olarak kabul ederek, belirlediği birkaç talebesi vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmıştır.

***

Bediüzzaman'ın bu özel talebelerinden birisi Hamza Emek'tir. Emirdağlı bir esnaf ailesinin çocuğudur, Vefa Lisesi'ni bitirmiştir, çevresinin ilgi ve değer verdiği, çağdaş bir gençtir.

Emirdağ'ın Çarşı Camiinde tanışırlar. Kırlara, birlikte Risale-i Nurları okumaya, yazmaya giderler. Üstad'ın kendisine mahsus bir ilgi ve koruması vardır.

Bediüzzaman'ın yaşayış ve tavırlarını yakından gözlemlerken, insani değerlerini de sayesinde daha da güçlendirir. Usûl, adap, erkân nedir, öğrenir, her hal ve hareketindeki prensiplerini algılamaya çalışır. 

Nihayetinde, Anadolu irfanıyla, Bediüzzaman'ı buluşturan bir insan tipinin karşılığını böylece bulabilmiş nadide biri olarak ortaya çıkar.

Kişisel gelişimiyle, Bediüzzaman'ın ortaya süreceği değerli bir misyonu taşıyacak dirayete ulaşabilmiştir.

Demokrat Parti'nin kurulmasıyla, önce üyelik, ardından Emirdağ İlçe Başkanlığı vasıtasıyla "Bediüzzaman'ın talebesi Demokrat" ünvanını kazanacaktır. Bu ünvanla Başbakan Menderes'le Bediüzzaman arasındaki iletişimi sağlayacak, özel misyonu bağlamında, Bediüzzaman'ın bir diplomatı konumuyla, büyük siyasetini, görünen siyaset alanında teşhir edecektir. Bu sayede Bediüzzaman'ın Medresetüzzehra'sının incelikli bir kimgayer ve nitelikli bir tüccarı olarak siyaset çarşısına süreceği bir genç de Hamza Emek olacaktır.

***

Büyük siyasetin, siyaset çarşısına girişinin pek çok mahsus nedenleri de elbette vardır. Hamza Emek bunları da Üstad'ından ders almıştır. Dolayısıyla, kendisi o yılların Demokrat siyasetinin bir sır kutusudur, denebilir.

Bir çok bilinmeyenle birlikte, görünen tarafında da gelecekteki bir çok Nur talebesine örnek olacak nitelikleri vardır. Bugünkü nesil de kendisini tanıdığı ve anladığı oranda, bu çarşıda doğru yerde, doğru zamanda, doğru şekilde, doğru siyaseti yapabilecek bir yetkinliği ve feraseti bulabilecektir.

***

Bediüzzaman siyaset tarihinde iki kişiye büyük değer verdiğini Hamza Emek'e anlatır. Bunlardan birisi Yavuz Sultan Selim, diğeri de Adnan Menderes'tir. Bu ikilinin ortak özelliği ittihad-ı İslam'a hizmetleridir. Bu vesile ile Demokratların Bağdat Paktı gibi çalışmalarını talebesi vasıtasıyla telkin ve ardından tebrik eder.

Bu çalışmaların tamamlayıcısı olarak Adnan Menderes'in Ayasofya'yı aslına çevirerek, İngiliz siyaset kilidini alem-i İslâm'ın Medine-i Münevveresi olan İstanbul'da açmasını da çok istemektedir. Son olarak da, büyük İslam müdafaasının en büyük silahları olarak Risale-i Nur'ların Diyanet eliyle neşredilmesi olacaktır.

Demokratlar ezanı aslına çevirerek hem topluma hem de bütün İslam alemine umut olarak iktidarlarına başlamışlardır. Şeairin yeniden diriltilmesinde, toplumun yeniden İslam ahlakıyla buluşmasının önü açılmıştır. Ayasofya'nın yeniden fethi ve Risalelerin neşriyle diğer kilitler de açılacak ve Demokratlar ittihad-ı İslamın büyük kahramanı olarak tarihe geçeceklerdir.

Hamza Emek'in misyonu bunu Demokratlar arasında diri tutmak olmuştur.

***

Ancak iki derin siyasetin çatışması çok şiddetlidir ve bu meydanda kader henüz yolları tam olarak açmayacaktır. Demokratlar içerisindeki İngiliz siyaset virüsü (gizli ifsad komitesi) mükemmel neticeyi geciktirir ve büyük siyaset, surda gedikler açarak geri çekilmiş olur.

Hamza Emek, Emirdağ İlçe Başkanlığı'ndan alınır. Bunun karşısında Üstad Demokratlara çok kızar. Bizzat Ankara'ya gitmek ister. Husumet siyaseti Ankara'ya tekrar hükmetmeye başlamıştır, Bediüzzaman'ı ölüm döşeğinde dahi rahat bırakmaz, İçişleri Bakanı derhal Urfa'dan çıkarılmasını, hatta çöp arabasıyla da olsa götürülmesini ister. Ancak, Bediüzzaman'ın onlarca kere zehirlendiğinde söylediği gibi: "Allah öldürmeden insan ölmez."

Urfa'da yatağında sessizce ruhunu teslim eder.  

Hamza Emek misyonunu tamamlar, çarşısına geri döner, dükkanını açar; bir Bediüzzaman talebesi Demokrat olarak ömrünün sonuna kadar bu çarşının da hem esnafı hem de incelikli bir Nur dellalı olarak yaşar.

***

Bediüzzaman Meşrutiyet yıllarından itibaren hürriyet ve demokrasi manalarını, zihinlerde İslamın özündeki şekilleriyle yaşatır. Demokrasi ve hürriyeti iktidara basamak olarak görmez, bir araç olarak bakmaz. İsim ve resimden ibaret bir Cumhuriyet de istemez. Bu sebeplerle Abdülhamid'e karşı çıktığı gibi sonraki istibdatlara da karşı çıkar. Hangi isim ve ne adına olursa olsun demokrasiden ve özgürlüklerden taviz verilmesini, istibdadın yer bulmasını istemez.

Bediüzzaman, Demokrasi ve hürriyeti büyük siyasetinin zemini olarak düşünür. Gerektiğinde, vatan, millet ve İslâmiyet için, ittihad-ı İslamı gerçekleştirmek hedefiyle siyasete bakar ve hususi bir takım yeteneklere de baktırır.  Ancak siyaset geçicidir, ve böyle de kalmalıdır.

Buna rağmen, Demokrat Parti tecrübesinin Nur talebelerini ilerleyen yıllarda çok fazla etkilediği görülecektir.

Hamza Emek ise, Bediüzzaman sonrası siyasallaşma süreçlerine kapılmayan Nur talebelerindendir. Kurumsallaşmış bir siyasetten, cazibesine kapılınmış bir Demokratlıktan, şöhretle geçen bir hizmetten kaçınır. Kardeşin kardeşe istibdadına sebebiyet verecek yollara tevessül etmez, ‘mertliğini bozmaz’. Bekir Berk'in tabiriyle Nurcuların "Hazreti Hamza"sı olur.

Siyaset misyonunu Üstad'ından alan Bediüzzaman'ın Hamza'sı siyaset meydanında Demokratlar safında geçici olarak yenilse de, yüreğini şeytanın siyasetine yedirmez. Üstad'ından miras, edep ve terbiyeden mütevellid tevazuunu ve asaletini üzerinden hiç çıkarmaz.


Heybetinden yol bularak gelemeyen ölüm, ancak bir kalp sızısı sebebiyle cesedini alabilmiş, ruhunu yıldızlara uğurlamıştır. Orada, her Nur talebesinin yaptığı gibi, meleklerin suallerine Risalelerden aldığı ilmelyakini aynelyakin ve hakkalyakine çevirerek cevap vermiş ve bitiminde Üstad'ı, özel korumasındaki (müzahiri olduğu) talebesini gelip götürmüştür.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum