1. YAZARLAR

  2. M. Rıza DERİNDAĞ

  3. Bir asır sonra Hutbe-i Şamiye ve hariç hizmetler
M. Rıza DERİNDAĞ

M. Rıza DERİNDAĞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir asır sonra Hutbe-i Şamiye ve hariç hizmetler

A+A-

(1911-2011 )

 

Yazımızın bu üçüncü bölümünü Hutbe-i Şamiye’ye ayırıyoruz. Zira hem Bediüzzaman Hazretlerinin hayat seyri içerisinde 1900’lü senelere geldik hem hariç Nur hizmetlerimizin en mühim esaslarını bulabileceğimiz Hutbenin irad edildiği senelere vardık. Bu yazımızda Necib üstadımızın Demek bu pek ehemmiyetli ders, zamanı geçmiş eski bir hutbe değil, belki doğrudan doğruya 1327'ye bedel, 1371'de ve Câmi-i Emevî yerine âlem-i İslâm câmiinde üçyüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatlı ve taze bir ders-i içtimaî ve İslâmîdir, diye tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin ederim” dedikleri gibi hala halavet ve şebabetini muhafaza eden bir ders olarak daima mutalaa edilmesi gerek bir reçetedir diye düşünüyoruz.

 

Arabi Hutbenin girizgahında da dendiği gibi bu hutbe 1911 senesinde (muhtemelen kış aylarında) Muazzez Efendimiz Said Nursi\'nin genç ve ateşin bir hatip olarak (35 yaşlarında) pay-ı taht-ı hilafetten Hicaz niyetiyle seyahatinde ikamet ettiği Şam-ı Şerifte, Emevi Camiinde (Mescid-i Beni Umeyyede) bir Cuma günü, içerisinde 100 ehl-i ilmin bulunduğu on bin kişilik azim bir cemaate irad ettiği hutbedir. 

 

Bu hutbenin mütalaa ve zamanımıza bakan gayet ehemmiyetli derslerine başlamadan evvel bir anekdot aktarmak istiyorum.

Bu hatıra Ali Uçar Agabeyin, Ali Sert Hoca ve Fahreddin Hocadan bir vesile ile dinlemiş olduğu Hutbe-i Şamiye ile alakalı  hatırasıdır;

Üstadımızı o gün dinlemeye gelenlerden birisi de Suriye ulema ve evliyasından Şeyh Bedreddin\'dir. Sair günlerde münzevi bir hayat yaşayan ve sadece Cuma günleri kendi hanesine en yakın mescide cumaya gidip tekrar evine dönen, insanlarla münasebeti çok az olan ve halk arasına pek çıkmayan Şeyh Bedreddin, İmam Nursi\'nin geldiğini ve Emevi Camiinde hutbe irad edeceğini işitince mezkur adatını değiştirir ve hizmetinde bulunanlardan kendisini o Cuma Emevi Camiine götürmelerini ister. Cumadan sonra inzivagahında mürid ve talebelerine şöyle buyurur; ‘ben bu genç hocayı dinledim, kanaatım geldi ki bu genç İslam ilimlerinde artık bir sondur, daha kimse Onu geçemez’

 

Hutbe-i Şamiye Bediüzzaman Said Nursi’nin alem-i İslam mescidinde imamete başlamasının sembolüdür.

Hutbe-i Şamiye gelecek asrın sahibinin vazifeye başlamasının sembolüdür.

Hutbe-i Şamiye işarat-ı Kuraniyenin bir sikkesidir.

Hutbe-i Şamiye ahirzamanda bir muştuy-u Peygamberidir.

Hutbe-i Şamiye Tur-u Sina da, Seir dağlarında ve en son Paran Dağlarında lemaan eden Şems-i Hidayetin ahirzamanda bir inikasıdır.

Hutbe-i Şamiye hilafet-i hakikiyenin manasının itmam olunacağının müjdesidir.

Hutbe-i Şamiye O Nur Hatibin hem kutbiyyet, hem gavsiyyet ve hem ferdiyet makamının mazharı olduğunun bir delilidir.

Hutbe-i Şamiye şahsiyet-i maneviyey-i üstadı tebarüz ettiren bir hitab-ı nuranidir.

Hutbe-i Şamiye Asrın Lokman-ı Hekiminin teşhis ve tedavisidir.

Hutbe-i Şamiye asrın Abdulkadir-i Geylanisinin vaazıdır.

Hutbe-i Şamiye Mevlana Ruminin destan-ı mesnevisidir.

Hutbe-i Şamiye asrın müderrisinin tedrise başladığı gündür.

Bu Hutbe-i Şamiye ile Bediüzzaman alem-i İslam medresesine takdim edilmiş, 15 sene sonra Rabb-i Rahimimizin kalbine ilka buyuracakları Nurlara mukaddime olmuştur.

Hutbe-i Şamiye zamanlar üstü bir duadır,bir yakarıştır,bir tesbittir,bir tedavidir…

Hutbe-i Şamiye 2011 senesi hutbesidir! Ve 2011 senesi sonrası için bir rehberdir,  plandır, projedir, programdır!

 

2011-1911; 100 SENE…

 

Şimdi kıymetli okuyucularım, sizinle gayet ehemmiyetli bir mektup paylaşacağım;

nursi_hutbei_samiye.jpgBediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lahikası baş taraflarında bir mektubunda şöyle buyuruyor; “Efendiler! Siz, niçin sebepsiz bizimle ve Risale-i Nur la uğraşıyorsunuz? Katiyen size haber veriyorum ki: Ben ve Risale-i Nur, sizinle değil mübareze, belki sizi düşünmek dahi vazifemizin haricindedir. Çünkü, Risale-i Nur ve hakiki şakirtleri, elli sene sonra gelen nesl-i atiye gayet büyük bir hizmet ve onları büyük bir vartadan ve millet ve vatanı büyük bir tehlikeden kurtarmaya çalışıyorlar. (dikkat buyurun, necib üstadımız bu mektuplarında da ifade ettikleri gibi 2000’li senelerde gelecek olan nesli muhatap alıyor!) Şimdi bizimle uğraşanlar, o zaman kabirde elbette toprak oluyorlar. Farz-ı muhal olarak, o saadet ve selamet hizmeti bir mübareze olsa da, kabirde toprak olmaya yüz tutanları alakadar etmemek gerektir.

 
Evet, Hürriyetçilerin ahlak-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece laubalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlakça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden,madem ittihat ve terakkinin dindeki laubaliliği sizin gibi şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, namuskar, kahraman seciyeli milletin nesl-i atisi, seciye-i diniye ve ahlak-ı içtimaiye cihetinde ne şekle girecek, elbette anlıyorsunuz. Bin seneden beri bu fedakar millet, bütün ruh u canıyla Kur’ân ın hizmetinde emsalsiz kahramanlık gösterdikleri halde, elli sene sonra o parlak mazisini dehşetli lekedar, belki mahvedecek bir kısım nesl-i atinin eline elbette Risale-i Nur gibi bir hakikati verip, o dehşetli sukuttan kurtarmak en büyük bir vazife-i milliye ve vataniye bildiğimizden, bu zamanın insanlarını değil, o zamanın insanlarını düşünüyoruz.

Evet, efendiler! Gerçi Risale-i Nur sırf ahirete bakar; gayesi Rıza-yı İlahi ve imanı kurtarmak ve şakirtlerinin ise, kendilerini ve vatandaşlarını idam-ı ebediden ve ebedi haps-i münferitten kurtarmaya çalışmaktır. Fakat dünyaya ait ikinci derecede gayet ehemmiyetli bir hizmettir; ve bu millet ve vatanı anarşilik tehlikesinden ve nesl-i atinin biçareler kısmını dalalet-i mutlakadan kurtarmaktır. Çünkü bir Müslüman başkasına benzemez. Dini terk edip İslamiyet seciyesinden çıkan bir Müslim dalalet-i mutlakaya düşer, anarşist olur, daha idare edilmez.

Evet, eski terbiye-i İslamiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken ve an anat-ı milliye ve İslamiyeye karşı yüzde elli lakaytlık gösterildiği halde, elli sene sonra yüzde doksanı nefs-i emmareye tabi olup millet ve vatanı anarşiliğe sevk etmek ihtimalinin düşünülmesi ve o belaya karşı bir çare taharrisi, yirmi sene evvel beni siyasetten ve bu asırdaki insanlarla uğraşmaktan katiyen menettiği gibi; Risale-i Nur u, hem şakirtlerini, bu zamana karşı alakalarını kesmiş; hiç onlarla ne mübareze, ne meşguliyet yok.”

 

Nur külliyatı yazıldığı devirden ziyade elli sene sonraki nesli muhatap almış ve tam şimdi içerisinde bulunduğumuz devir için yazdırılmıştır. 2000’li senelerin gençlerinin ahlak, fazilet, iman ve İslamını muhafaza için yazdırılmıştır. Buna bir milyon misal verebilirim. Bediüzzaman İttihat ve Terakkinin dinde azıcık bir laubaliliğinin neticesini 1930’larda 40’larda aynel yakin müşahade etmiş ve azıcık bir lakayıtlığın neticesi bunlar ise acaba bu dinde lakayıt, Avrupai adamların 1990’lı ve 2000’li yıllarda gelecek çoluk çocuğunun hali nice olur diye dehşete düşmüş ve o gelen nesil için yani bizler için Rabbine yakarmış, ta Nur külliyatı Ona nasib edilmiştir. Kıymetli Arkadaşlarım Nur külliyatının hakiki muhatapları biziz. Şimdi bizim üzerimize vazife değil mi, bizler düşünmeyelim mi acaba 20-30 sene sonra gelecek olan dicital (dcl) çağın çocuklarına bu nur hakikatları nasıl aktarılabilir diye!!!

 

Aynen bunun gibi Hutbe-i Şamiye de tam bir asır evvel, 1911 senesinde irad edilmiş ve fakat muhatabı ne yalnız Emevi camiini dolduran Müslümanlar, ne de fecr-i kazibi yaşayan bir dönem sonrası İslam alemidir… Fezlekemi hem arz hem isbat edeceğim ki Hutbe-i Şamiye 2011 senesi ve sonrası için irad edilen bir hutbedir!!!

 

1911 İSLAM DÜNYASI VE HADİSAT

 

1-  İslam Aleminin nüfusu 300,000,000 civarında.

2- İslam aleminde Osmanlı Devlet-i Aliyesi ve İran’dan başka bağımsız İslam devleti yok.

3- Mayıs 1916 da Sayks-Pikot anlaşmasıyla Fransa ve İngiltere Orta Doğuyu Paylaşma kararı alırlar.

4- 10 Haziran 1916 da Mekke Emiri Şerif Hüseyin İngilizlerin T.E Lawrence komutasındaki ordusunun desteği ile Osmanlıya başkaldırır.

5- Balfour Deklarasyonu ile  (2 Kasım, 1917), Yahudilere İsrail devleti sözü verilir ki o tarihte Filistin topraklarındaki Yahudi nüfusu 56bin iken, Müslümanların nüfusu 574bin ve Hristiyanların nüfusu 74bin idi.

6- İngilizler Aralık 1917’de General Edmond Allenby komutasında Kudüs’ü Osmanlı askerlerinden teslim alır.

7- Son Osmanlı taburu 26 Eylül 1918’de Suriye’den ayrılır.

8- 3 Mart 1924’te Hilafet ilga edilir.

9- 1925’i izleyen tarihten 1940’ların sonuna kadar benzeri görülmemiş zulüm ve yağma tüm alem-i islamı kasıp kavurur.

10-  1940’lardan sonra ve bahusus ikinci cihan harbinden sonra alem-i islamda nisbi bir ferahlama olur. (fecr-i kazib)

 

İşte böyle bir devri zulmette Bediüzzaman Emevi Camisinde kürsüye çıkıyordu. Yüzü aşkın ilim adamı ve on bin kişi camideydi. Herhalde ulemanın hissettiği kuvvetli irtibatı maneviyeyi bu on bin kişilik cemaati azimede hissediyor, bu genç hocanın ateşini hutbesinde bir ümid ışığı arıyorlardı. Rana rengi gonca gül gibi açıyor, nurefşan edası ötelerden haber veriyordu. Cennet yaşında Said alem-i islamın cennetasa baharlarını müjdeliyordu. Pay-ı taht-ı Hilafetten, Horasan Erenlerinin torunları arasından, Şam-ı Şerif Kıtasının başşehri Dımışk’ta İseviliğin manen İslama inkılab etmesinin işaretlerinden olan beni ümeyye camiin’de irad ettiği hutbe büyük Arap kardeşleri arasında hayret ve takdirle karşılandı ki iki defa tab edildi…

 

1911’de,o kürsüde insanlığın başına bir kaç sene içerisinde gelecek harp ve katl belalarını hissedecek,ve ona ümid verecek bu hutbeyi irad edecekti…Ama bu hutbe çağının ötesine geçecek ve bir asır sonrasını muhatap alacaktı.

 

2011...

 

1-  Arz üstünde yaşayan her dört kişiden birisi La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah diyor.

2-  1 Milyar 600 Milyon müslüman islam coğrafyasında yaşıyor.

3-  57 bağımsız İslam devleti İKÖ üyesidir.

4-  Son elli senede islam yüzde 235 artarak dünyanın en hızlı yayılan dini haline gelmiştir.

5-  Fransa, İngiltere ve Amerikada İslam en büyük ikinci dini azınlıktır. (ABD’de 10milyonun üzerindedir müslüman nüfus.)

6-  300 milyon Müslüman, islamın dominant olmadığı ülkelerde yaşamaktadır. Mesela Çin’deki müslüman nüfus Suriye’den daha fazladır, Rusya’daki müslüman nüfus Libya ve Ürdün’den daha fazladır.

 

Bu bir asır zarfında ki tarihi, içtimai ve siyasi değişim gözönünde bulundurulduğunda Hutbenin 1911 dünyasından ziyade 2011 dünyasına nazar ettiğini göreceksiniz. Evet kuşkusuz dünya 1911 dünyasından çok farklıdır. Bediüzzaman da bu hutbeyi irad ettiğinde hala Eski Said’dir lakin Yeni Said’den daha yeni bir Said, daha genç bir Said 2011’de bu hutbeyi mütalaa edenlerin karşısına çıkacaktır…

 

İMAN UMUTTUR!

 

Bediüzzaman hutbeyi irad ettiğinde tahattur ediniz alem-i islam esaret zincirleri altında,bu zincirlerin haricindeki İran ve Osmanlı ise o zincirlerle dövülmekteydi. Hutbeden sonraki yarım asrı tarihi ve içtimai değişimiyle tedkik eden herkesin o hutbede ilan edilen hakikatin hayal olup olmadığı hakkında haklı şüpheye düşeceği akıldan uzak değildir. Evet Bediüzzaman; “İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet'in olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'aniye ve imaniye olacak. Öyle ise şimdiki kader-i İlahî ve kısmetimize razı olmalıyız ki, bize parlak bir istikbal, ecnebilere müşevveş bir mâzi düşmüş” diyor ötelere bakıyordu… Asrın başındaydı, ama asrın minaresinin başına çıkmıştı, o minareden asrın sonuna ve onların yapacaklarına, yapmalarını ümid ettiklerine bakıyor, hutbesini bu minval üzere irad ediyordu. Fakat bu umut sadece ütopik manada bir umut değildi, zira Bediüzzaman, daha sonra kendisine yazdırılacak olan Risale-i Nur Külliyatın dan da anlaşılacağı üzere delil ve isbat üzere davasını bina edecekti.

 

Evet Bediüzzaman ehl-i hal, namzed-i istikbal idi.. Biliyordu ki ebnay-ı istikbal müddeanın tezyininden işba olmayacak ve ancak bürhana tabi olacaklardır. Şam hutbesi de muştuları ve tahkikatı ile, müjdeleri ve tahlilleriyle, tebşirat ve tesbitleri ile istikbal gamzeden bir hutbe idi. Elhak iman ümit olduğu gibi, ümitsizlik dahi küfre delil ve imandan nasibi olmadığına işarettir.

 

Bu mukaddeme ve girizgahtan sonra bir sonraki yazımda Hutbenin haddim ve hakkımın fevkinde olarak tahlil ve bahusus hariciyeye bakan hususatına değineceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
13 Yorum