Mustafa AKCA

Mustafa AKCA

Yazarın Tüm Yazıları >

Bilim nedir?

A+A-

"İlimler Allah'ın yarattıklarının ifadesidirler"
                                                           Prof. Abdüsselam

Bilim'i hayatımızda önemli bir faktör olarak kılan şey herşeyden önce onun iddia ettiği hususlardır. Modern bilim, nesnel yani dış dünyayı tamamen tanımlanabilir, ölçülebilir, üzerinde analiz ve istidlâllerde bulunulabilir bir düzlem olarak el almaktadır. Eşyâyı herkes için anlaşılabilir bir kodlama sistemiyle anlatmak iddiasındadır modern bilim. Akademik Bilim için temel şart bilginin tamamen empirik ve analitik olarak üretilebilmesi için gerekli şerâitin ortaya konulmasıdır. Bu bakımdan, akademik bilim için şu ya da bu bilginin kıymet yönünden diğerlerinden farkı yoktur. Esas olan şey bu türden bilgiyi olabildiğince yığabilmek ve bu süreç içinde eşyayı tanımlandıracak olan Bilim Felsefecilerine malzeme sunmaktır. Pratik Bilim için bilginin mahiyeti ve epistemik değerinden daha çok, bilginin insanın bireysel ve toplumsal hayatına ve onu çevreleyen mûhîte getirdiği menfaatlerdir. Teknoloji, bilimin pratik yönünü açığa çıkartır. Bilimsel faaliyetler sonucunda elde edilen verilere ahlâki değer kazandırılması pratisyen biliminden çok akademisyen biliminin işidir. Modernlik karşıtı olaran kesimlerin itirâz ettiği husus işte bilimin bu akademik olan kısmının yapmak istedikleridirki; bu kesimde bulunanlar çoğunlukla kendilerini ateizmin sınırlarında kalmaya zorlayan prensiplere/öngörülere bağlı kalmaktadırlar.

Bu, Objektivizm, Rasyonalizm, Determinizm, Scientism gibi felsefî kuramların bilim ve bilim adamı üzerinde uyguladıkları geniş çaplı baskılardan kaynaklanmaktadır. Halkın, bilime karşı olumsuz tavır alan çevreleri abesiyetle karşılaması, bilimin halkın değer yargılarını deforme edişinin farkında olmaksızın, sadece onun maddî hayata getirdiği bir takım faydalı ve olumlu etkilerini görmelerindendir. Mesela son yüzyılda bilim değer ve felsefe yönünden bir kriz içinde bulunmaktadır. İnsanın enaniyetini, yani kibrini kıran iddialar, insanı dünyanın merkezi olmaktan çıkaran Kopernik Astronomisi, kökenimizi aşağılıyan Darwin evrim teorisi ve Tarihselcilik ile 19.yüzyıl maddeciliğinin iflas etmesi akademik bilimin sefaletini ortaya koymaktadır. Fakat buna rağmen pratik bilim daha çok teknoloji marifeti ile hayatımıza egemen konum gelebilmiştir. Bilimsel entelektüalizme olan itirazları bilimin pratik faydalarına da bir itiraz olarak ele almak modern insanın körlüğünün dercesini gösterir. Bilimin Din ile çarpışmayacak olduğunu söyleyebilmemiz için artık çok geçtir. Çünkü bilim, kendisini her şeyin merkezi, anlamı ve anlamlandırıcısı olarak gören Kilise'ye karşı anlamlı bir savaş verdikten sonra, kendisi de bir Kilise olmak konumuna düşmüştür (1).

Bilimin hayatla bağlantılı olan yönleri bir çok şekilde ortaya konulabilir. Fakat üç esaslı değer vardır ki bilim bu değerlerle beşerî ve sosyal hayatımızda etkinliklerde bulunur. Bilimin maddî hayatımıza etkisi en çok onun "pratik bir değer"e sahip olan yüzüyle mümkün olmaktadır. Bunun teknoloji marifetiyle olduğunu belirtmiştik. Bilim modern toplumun maddî hayatının en önemli unsuru haline gelmiştir. Bu toplum teknoloji üzerine bina edilmiş muhkem bir sarayı andırmaktadır. Uzun ve meşakkâtli bir çalışmadan sonra son asırda bilimin ortaya koyduğu maddî unsurlar insanlık tarihi boyunca üretilenlerden çok daha fazla bir yekün tutmaktadır. Topraklarımız modern bilimin ürettiklerini pazarladığı, gösterime çıkardığı ve diğer değerlere nisbette bulunduğu bir bilimsel metâ panayırını andırmaktadır.

Bilimin bu pratik değeri yanında bir de "entelektüel değer"i vardır ki insana boyutları ciddi, esasları muhkem ve kolay kabul edilebilir görüntüsü çizen bir dünya (ve ahiret) görüşü elde etme imkanını verir. İnsanın bilmeye olan iştiyâkını ve öğrenmeye olan bağımlılığını tatmin eder; hayatın deverân ettiği dünya ile içinde bulunduğumuz kâinâtı bir yönüyle tanıma imkanını uzatır. İşte bu yönüyle bilim din, felsefe ve metâfizik gibi dünya hayatına dâir tanı koyan ve çözüm önerileri sunan kurumlara benzemek iddiasını taşır. Bilim dine yönelik eleştirilerini, metafiziğe karşı tenkitlerini ve felsefe karşısında içtinâbını belirleyebileceği bir entellektüel faaliyet olark Bilim Felsefesi denilen bir tür düşünme ve algılama yöntemine başvurmaktadır.

Bilimin doğasına; yöntem, kavram ve önkabullerine ilişkin derinlemesine araştırma yapan bilim felsefecileri çoğunlukla farklı bilim alanları tarafından elde edilmiş verileri toparlayıp metâfizik, din ve felsefenin dışında, bilimin karakterine uygun fikirler üretirler. Aynı zamanda bilim-karşıtı tenkitlere cevap yetiştirir ve bilimin zaafiyetlerini gidermeye çalışırlar. Dindarların, filozofların, ilim adamı ve metafisizyenlerin (ilahiyatçıların) hep beraber bir seviyeye ulaştırdıkları bilimin bir yönü daha vardır ki bu onun ahlâkî (etik) değeridir. Bu etik değer, bilimi kendisinin müsebbibi olanlardan ayırıp, onlara düşman olmasını bile sağlayabilmiştir. Bilim kendisini vücuda getirenler konusundan tam bir harâmzadedir. Bilimin etik değeri, insanlara yeni bir dünya görüşü, kendi başlarına yapısallaştırabilecekleri bir zihniyet imkanı verir. Problemleri çözme yolunda ciddi metodlar gösterir ve eleştiri yapma konusunda geniş bir yelpaze imkanını uzatır. Toplumun bir düzenlilik içinde test edilebilir yaşama ulaşmasını mümkün kılar. Yani bilim ciddi anlamda bir toplum mühendisliğine soyunmuş yapısıyla bizim için rasyonel yaşam tarzları üretmeye gayret etmektedir.

Modern Bilim için en önemli zaaf onun "paradikmik bir yapı"ya sahip olmasıdır. Devrimci Bilim düşüncesinin kuramcılarından olan Thomas Kuhn'un bilimin tarih içinde sürdürdüğü yaşantıyı bir döngü olarak tarif edişi bu paradigmik (2) yapıyı ortaya koyar. Bilim öncesi dönemden hemen sonra olağan (bilinen) bilim bir araştırma bolluğuyla önümüze çok ciddi bilgiler yığar (3). Bizler bu konularda Bilimin hemen hemen doğruya ulaştığını düşünürüz. Sonra bu veriler konusunda kuşkuların ortaya çıktığını ve bilimsel bir bunalıma girildiğini müşahâde edeceğizdir. Artık temel paradigma etrafında örülmüş realitelerin birer birer çözüldüğünü, ama bu arada başka bir yerde başka bir yeni paradigmanın filizlenmeye durduğuna şâhid olmaktayızdır. Bunalım başka bir paradigmayı doğurur ve döngü böylece sürgit halinde devam eder.

İşte bu paradigmik döngüye dayanan bilimin ilerleme ve değişme durumu bilimle uğraşan çevreleri bilimin doğruya ulaştıran yol olduğu konusunda ümit ile ümitsizlik arasında salınıma sürükler. Böylece prensip ve paradigmalarla yola çıkan Modern Bilim, uslûb, usûl ve performans açısından giderek artan (kemâle eren) bir yapı gösterir. Böylece her paradigma dönemi kainatı anlamlandırmada yeni bir düzlem uzatır. Bilimin bu özelliğinin ancak dört asır kadar sonra anlaşılabilmiş olması, insanların zihninde şaşmaz ve güvenilir bir süje olarak yer almayı başarmış olan Bilime karşı içten içe bir kindarlığı da beraberinde getirmektedir. Newton'ın mekanik evreni tasarlayışı, atomun bölünemez oluşunun varsayılması birer paradigma olmakla pek çok insanın din ve dünya görüşlerini altüst etmişlerdir. Bu paradigmalar, bunalımlar ve ilmî araştırmalar sonunda yerlerini artık yeni paradigmalara bırakmışlardır. Paradigma, bilimsel imanın esâslarını şekillendiren ana umdedir. Nasıl ki "Tevhid" ilkesi semâvî dinlerin imânî esasını teşkil eder; bilimin de kendine has böylesi temel inançları vardır.

Bilim çoğu insanın zannettiği gibi tek ve en güvenilir bilgi edinme yolu değildir. Saf bilim teorik bir yapıdadır ve tez-hipotez-aksiyom-sentez gibi basamaklardan fayadalanılarak bilimsel bilginin üretimi gerçekleştirilir.

Bilimin temellendirildiği ana esaslardan birisi de "eleştirel bir nazarla parçalara bölüp ayırd etme ve değerlendirme"dir. Bilim aynı zamanda genelleştirmeye, evrenselliğe, sistemlere ve sistemleştirmeye önem verir. Türler, sınıflar, organizasyonlar, nesne kümeleri... gibi bir yekûn teşkil edebilen ve üzerinde yeterli bir araştırma sebebi görülebilecek hususlarla ilgilenir. Hipotezler, açıklamalar, inançlar empirik olarak denenebilen ve ispatanabilen bir yapı gösteriyorlarsa bilimin ilgisine mazhar olabilirler. Bu, Bilimi felsefeden ayıran önemli bir unsurdur. Bilim özellikle aritmetiğe, geometriye, harmoniye, yaygın bir frekansif yapıya, akıl yürütülebilirliğe, isbatlanabilirliğe ısrarla vurgu yapar. Neden-sonuç ilişkisini eksiksiz olarak yeterli bir seviyede tutmak bilimsellik için gerekir şarttır. Teori üretmek suretiyle bilim kendi alanını ve vücudunu genişleterek çevresini ıslâh etmeye, sonra da deney ve gözlemlerle de kendisine dahil etmeye çabalar. Bu bakımdan bilim etkin bir yayılmacı, müstevlî ruha sahiptir.

Bilim konusunda yapılan negatif eleştirilerin Bilim'in kendisini değil, Bilim'in yorumlanış biçimine olduğunu belirtmek önemlidir. Modernist hayat içinde Bilim'in rasyonalist ve pozitivist şekilde anlamlandırıldığı aşikârdır. Zorba ve muhakkim bir yapıda, dediğim dedikçi bir ahlâka sahip olan modern bilimin karşısına şimdilerde çıkan post-modern yorumlar; bu sefer de çok aşırı irrasyonel, rölatif ve bilinemezci bir konumda seyretmektedirler. Bizim içinse yapılacak en mühim husus herşeyden önce iyi bir nebevî dua (4), ardından da fünûn-u cedîde'de cehd u gayret içine girişmek; marifet-i ilahiyenin dört basamağında (5) ilerlemeye gayret etmektir.

DİPNOTLAR:
(1)Mektûbât'ta fünûn-u medeniyenin mevcûd haliyle ulûm-u diniyye ile birleştirilebilmesinin mümkün olmadığı; bunun bakırın altınla birleştirilmesi mânâsına geleceği vurgulanır. Bu, İslamiyet'in kıymetini bir derece tenzil etmek demektir.
(2)Paradigma: Bir şeye bakış tarzı; yargılama ölçütü sağlayan her türlü ideal tip; Bilim'de Bilim Adamı'nın dünyaya bakışını belirleyen, ona olayları açıklama imkanını veren model, kavram ya da teori.
(3)Bediüzzaman "her bir fen, kavâid-i külliyeden ibarettir" der. Bu külli kaidelerin olabilmesini sağlayan unsur  kainatta bulunan nizam ve intizamdır. Bilimsel çalışmalar "istikrâ-ı tam" ile, yani tümevarımla bir kurala, kanuna ve prensibe dönüşür.
(4)"Allahım! Bana eşyayı olduğu gibi göster"
(5)a-Ben kendime mâlik değilim, mâlikim kâinâtın mâlikidir b-Ölüm haktır c-Rabbim birdir d- ene, hakikati anlamamda önemli bir rabbânî penceredir. Mesnevi-i  Nuriye, sh. 46-47

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum