1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Besmele nedir? "Besmele her kitabın anahtarıdır." diye bir hadis var mıdır?
Besmele nedir? "Besmele her kitabın anahtarıdır." diye bir hadis var mıdır?

Besmele nedir? "Besmele her kitabın anahtarıdır." diye bir hadis var mıdır?

İmam Suyuti “Besmele her kitabın anahtarıdır.” (Feyzu’l-Kadir, III/191) mealinde bir hadis olduğunu bildirmektedir. Ancak Suyuti’nin de ifade ettiği gibi bu rivayet zayıftır.

A+A-

‘Besmele’, ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’in adıdır. ‘Besmele çekmek’ de ‘besmele’yi okumak’ demektir. Araplarda, birkaç kelimeden meydana gelen ve çok kullanılan bazı cümleleri bu şekilde kısaltma âdeti vardır. Bu söyleyiş, bir ihtiyaçtan doğmuştur. Geniş manalar taşıyan sözleri çok tekrar etme ihtiyacı, insanları, onları kısaca ifade etme yolunu aramaya sevk etmiştir. Bunun başka örnekleri de vardır. Meselâ; Elhamdülillâh ‘hamdele’, salâvât-ı şerîfe ‘salvele’, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh ‘havkale’, hasbünallah ‘hasbiye’ şeklinde kısaltılmıştır.

Yine dilimizde çok kullanılan ‘Eûzü besmele’ sözü; ‘Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm’ ile ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’i birlikte söylemek demektir.

İslam’dan önceki Arap toplumunda da, kendi anlayış ve inançlarına göre bu ihtiyacı karşılayacak kelimeler vardı (bismi’l-Lât ve’l-Uzza gibi). ‘Bismike’llâhümme’ ifadesi de İslâm’dan önce Araplarca kullanılmakta idi. Bu söz, İslâm geldikten sonra da bir müddet kullanılmış, fakat Neml sûresindeki besmele âyeti,

 "İnnehû min Süleymâne ve innehû bismillâhirrahmânirrahîm." (Neml, 27/30)

nâzil olduktan sonra Peygamber Efendimiz (asm) hayatının sonuna kadar, bütün Müslümanlar da o günden sonra artık hep "Bismillâhirrahmânirrahîm"i kullanmışlardır. Ayrıca Hz. Peygamber (asm) “besmelenin yazıldığı ilk satıra, başka hiçbir şeyin yazılmamasını” da emretmiştir. (bk. DİA Besmele md. Kurtubî, I,92; Kalkaşendî, VI, 211-215’den).

Besmele, Süleyman (a.s.)’dan sonra özellikle bu ümmete has kılınan bir sözdür. (bk. Kurtubi, Ahkâm, Beyrut, 1993, I/88) Hz. Peygamber (asv) bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Davud oğlu Süleyman (a.s.) ve benden başka hiçbir peygambere indirilmeyen bir âyet bana indirildi. Bu âyet 'Bismillâhirrahmanirrahim'dir." (İbn Kesîr, Tefsir, İstanbul, 1984, I, 33.)

“Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır.” (Münavî, Feyzu’l-Kadir, V/13.)

hadisi de, besmelenin önemini, Müslümanın işlerine nasıl başlaması gerektiğini güzel bir şekilde izah etmektedir.

İslâm kültürü, bir kimsenin her işe Allah adı ile başlamasını gerekli kılar. Eğer bu bilinçli bir şekilde ve samimiyetle yapılırsa şu üç güzel sonucu doğuracaktır:

Birincisi, bu kişiyi kötülükten uzak tutacaktır. Çünkü Allah ismi, onu kötü bir niyet veya bir davranıştan alıkoyarak bu konuda düşünmesini sağlayacaktır.

İkincisi, kişi meşrû bir işe başlarken Allah’ın adını anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah'ın rızasına uygun olacaktır.

Üçüncüsü, o kişi, Allah’ın yardım ve nimetleriyle karşılaşacak ve şeytanın aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah’a yönelirse, Allah da ona yönelir. (Mevdudî, Tefhim, trc. Komisyon, İstanbul, 1996, I, 40.)

Besmelede en önemli husus, Allah’ın ismini okumak ve onu, girişilecek işten önce zikretmektir. Bu öne alma, yardımın yalnızca Allah’tan isteneceğini ve manayı yalnızca Ona ait kılmak içindir. Besmelede de fiilin (yapılacak işi ifade eden fiilin) cümlenin sonuna bırakılarak Allah’ın isminin öne alınması, her şeyi yalnız Allah’ın ismine tahsis etmek içindir. Besmele, “Ne kendim ve ne de başkası yani, akla gelebilen hiçbir isim ile değil, ancak yüce Allah’ın ismi ile şu işime başlarım, başlıyorum.” demektir.(Elmalılı, I, 39-40)

Bir Müslüman besmele ile “şu işe başlıyorum” derken; “Ben bu işi kendim için değil, Allah adına, Onun emri ile ve ancak Onun için yapıyorum.” demiş olur. Mümin yemesine, içmesine, okumasına, konuşmasına, oturmasına, kalkmasına, yatmasına, uyumasına, hep besmele ile başlar. Besmele, mümine lutfedilen ilâhî bir anahtardır. Mümin, dünyevî ve uhrevî bütün işlerinin kapısını bu anahtarla açar. Ebedi saadet ve mutluluğu kazandıracak maddî ve manevî tüm işlerin şifreleri, bu anahtarla çözülür. İman, ilim, irfan, ahlâk, fazilet ve kısacası insanı kemale erdiren bütün değerlerin kapıları onunla açılır.

Müslüman mabedine, evine, işyerine, dükkanına, fabrikasına, okuluna, kışlasına girerken, dükkanını açarken, sözüne, konuşmasına, dersine başlarken, bağında bahçesinde, bürosunda ve iş yerinde çalışırken besmeleyi terennüm etmeli ve onu bir hayat tarzı haline getirmelidir.

Besmele’de, Allah yüceltilmekte, Ona tazim ve saygı ifade edilmektedir. Diğer taraftan Allah Teâlâ’nın rahmetinden kovduğu ve müminlerin düşmanı olan şeytanı kahretme, küçültme ve aşağılama vardır. Ebû Müleyh (r.a.) bir adamın şöyle söylediğini anlatır:

“Resûlüllah (s.a.s.)’ın terkisine binmiştim. Resûlüllah (s.a.s.)’ın hayvanının ayağı tökezledi. Bunun üzerine ben, “Şeytan helak olsun, mahvolsun.” dedim. Resûlüllah hemen bana: “ ‘Şeytan helak olsun’ deme. Çünkü sen böyle söylediğin zaman o büyüklenir. Hatta kendisini bir ev gibi görür ve şöyle der: “Kuvvetimle bunu yaptım (başardım).” Fakat sen, “Bismillah” de. Zira sen böyle söylediğinde o küçülür. Hatta bir sinek gibi olur.” (Ebû Davûd, Edeb, 85; Ahmed b. Hanbel, V, 59- 71, 365)

Her şey bismillâh der mi?

Evet, her şey ‘bismillâh’ der. Allah’ı tesbih etmeyen, kendi diliyle O’nu zikretmeyen, O’nun adıyla hareket etmeyen, yani ‘bismillah’ demeyen hiçbir varlık yoktur. Âyet-i Kerime’de şöyle buyurulur:

"Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.” (İsrâ, 17/44)

Ayette geçen "şey" kelimesi üzerinde çok durulmuştur. "Şey" kelimesinin içine nelerin girdiği, bu kelimenin neleri ifade ettiği hakkında çok şey söylenmiştir. Neticede genel olarak şu kanaata varılmıştır: "Allah’ın haricindeki her şey bu kelimenin içine girer." Hatta "Allah da şey kelimesine dahildir." diyenler de olmuştur.

Bu sebeple âyette, Allah’ı tesbih eden şeylerin, atomdan galaksilere kadar her varlığı içine aldığı söylenmiştir. Ama bu tesbih, o varlıkların kendilerine özel dilleriyle, lisân-ı halleriyle, yaratılışlarıyla, duruşlarıyla, yaptıkları işlerle dile getirilmiş olduğundan herkes onu anlayamaz. Ama ibret gözüyle, marifet gözüyle bakanlar o tesbihlerin seslerini bile işitebilirler. Böyle bakınca meselâ, kedinin mırmırları ‘Yâ Rahîm, Yâ Rahîm, Yâ Rahîm’ şeklinde dönüşür.

Bu zikri, atomlardan başlayarak her varlık tek başına, kendi kendine yaptığı gibi çeşitli şekillerde oluşturdukları birlikler, gruplar, cemaatler halinde de yaparlar. Bu zikri, bu tesbihi, bu besmeleyi; varlık alemine veya hayata ilk adımını attıklarında ve hayatlarının her bir döneminde, mesela her bir güne veya her bir işe başlarken söylerler. Yani bir nevi şöyle derler: "Ben Allah'ın namıyla, hesabıyla, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum." Bu, aynen bizim "Bismillâhirrahmânirrahîm" dememiz gibidir. Sonra işi bittiği zaman, yani dünyadan giderken veya bir işi bitirdiğinde veya gün biterken de her bir varlık veya varlık grupları lisân-ı halleriyle, yani kendilerine mahsus dilleriyle "Elhamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemîn" derler. Yani, "Hamdolsun âlemlerin Rabbi olan Yüce Mevlâmıza ki bu işi de O’nun izniyle alnımızın akıyla ve başarıyla tamamladık." diyerek bir nevi kaside okur. O kaside, son derece ‘sanatlı bir mahlukun nakşında kudretin küçük bir kalem ucu hükmünde kendisini gösterir. Belki herbiri, mânevî, Rabbânî, muazzam, hadsiz başlı bir fonoğrafın birer plâğı hükmünde olan masnuların üstünde dönen ve tahmidât-ı Rabbâniye kasideleriyle o masnuatı konuşturan ve tesbihat-ı İlâhiye neşidelerini okutturan birer iğne başı suretinde kendini gösteriyorlar." (bk. Nursi, Sözler, Otuzuncu Söz. sonu)

Her Hayırlı İşe Besmele ile Başlanmalıdır

Her hayırlı işe besmele ile başlanması hakkında Sevgili Peygamberimiz (asm)’in emir ve tavsiyeleri vardır. Yine O (asm), yukarıda meali verilen hadisde, besmele ile başlanmayan bir işin sonunun hayırlı olmayacağını, ifade etmişlerdir.

Şeyh Muhammed Abduh bu konuda şöyle der:

"Bütün milletlerde ve bu cümleden olarak Arap milletinde de bilindiği gibi, birisi bir reis veya büyük bir zat hesabına ve kendi şahsından bahsetmeden yalnız onun için bir iş yapmak istediği zaman 'Falanın adına.' der. Ve o zatın ismini söyler ki 'O ve onun emri olmasaydı ben bu işi yapmazdım ve yapamazdım.' demek olur. Bunun en açık örneğini devlet mahkemelerinde görürüz. Hakimler gerek sözlü hükümlerinin ve gerek ilâmlarının başında 'Falan hükümdar adına veya falan reis adına,..' sözünü söylerler."

İşte bunun gibi bir Müslüman da besmele çekerken 'Ben bu işi kendim için değil, Allah adına, O’nun emri ile O’nun izni ile ve ancak O’nun için yapıyorum.' demiş olur."

Besmele Tercüme Edilemez

Besmele, elbette mana ifade eden bir sözdür. Fakat besmele mânânın da ötesinde temsîlî tarafı ağır basan bir semboldür. Bizim bütün manevi dünyamızı temsil eder. Onun manasının ne olduğundan çok neyi temsil ettiği önemlidir. “Besmele”nin, bir bayrak gibi neyi temsil ettiği birinci plandadır.

Ayrıca besmele, tercümesi de neredeyse mümkün olmayan bir sözdür. “Besmele”deki kelimelerin ayrı ayrı her biri ve cümle içindeki dizilişleri başlı başına bir mucizedir. Bu cümle, tercüme değil, ancak tefsir edilebilir. Tercüme edeyim derken iman, ilim, mantık gibi birçok yönden tehlikelere, hiç olmazsa hataya düşmek ihtimali çok yüksektir. Hele ifade gücü, edebî sanat yönü, söyleyişteki âhenk bakımından “besmele”nin özelliklerinin tercümede korunması asla mümkün değildir. Harflerin çıkış yerleri (mahâric-i hurûf) bakımından ifade ettiği tatlı mûsikî, ritim ve âhenk hiçbir şekilde ifade edilemez. Dudaktan çıkan BE harfi ile başlayıp, sırayla HE harfinin çıktığı göbeğe kadar inip tekrar MİM harfiyle yine dudakta sona ermekle, insanın içindeki bütün harf mahreçlerini dolaşmasındaki güzelliği nasıl telâfî edeceksiniz? Besmele’nin telaffuzu içimizde böyle bir seyahat yaptığı gibi manası da ruhumuzun derinliklerine kadar inmektedir.

Hem her bir Müslüman çocuğu bu sözün ne ifade ettiğini az-çok bilmekte, anlamakta ve hissetmektedir. Bu bakımdan eksik bir taraf kalmamaktadır.

Besmele”nin dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi, şu şekillerden biri olması gerekir:

1. Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
2. Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
3. Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
4. Rahmân Rahim olan Allah adına.

Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki "olan" sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü "olmak" fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. “Olan” yerine “bulunan” kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;

5. "Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;

6. "Rahmân, Rahim Allah ismi ile" demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;

7. Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;

8. Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir.

Bunu "Allah, Rahmân, Rahim ismi ile" şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat "i"si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.

O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak tercüme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her Müslümanın çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan “besmele”yi bir "ile" veya "adıyla" ifade tarzı hatırı için tercüme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir.

Netice itibariyle “besmele”yi tercüme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve açıklamalar ve tefsirlerle mânâsını düşünmeye çalışmak en güzelidir. (Daha fazla bilgi için bk.Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Fâtiha Sûresi)

Sorularla İslamiyet

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.