1. YAZARLAR

  2. Kadri HAZAL

  3. Beş vakit namaz: Yatsı namazı
Kadri HAZAL

Kadri HAZAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Beş vakit namaz: Yatsı namazı

A+A-

Değerli dostlar! Resulü Ekrem’in (a.s.m.) ifadesiyle “Namaz mü'minin nurudur.”[1] Mü’min o nurla günde beş defa nurlanır. Bir günde nurlandığı son vakit namazı Yatsı namazıdır. “İlk defa yatsı namazını Musa (a.s.) Medyen şehrinden çıkıp yolu kaybolduğu zaman, ailesinin, Kardeşi Harun’un (a.s.) üzüntüsü, Firavun’un korkusu ve çocuklarının üzüntüsü içindeyken Allah Teala (c.c.) kendisine ‘Eymen’ denilen yerde nida eylediğinde, dört rekat olarak kılmıştır. Vakit, Yatsı zamanıydı.”[2]

Resulü Ekrem’in (a.s.m.) cemaatle kılınmasına en çok ehemmiyet verdiği namazlardan biri de Yatsı namazıdır. Bu namaz münafıklara ağır gelen ve kılmaya üşendikleri bir namaz olup, cemaatine gelmeyenlerin evlerinin yakılması düşüncesine sahip olunan bir namazdır. Konu ile ilgili Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulur: “Münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı namazı ile sabah namazıdır. Eğer bu namazlardaki fazileti bilselerdi emekleyerek bile gelirler ve onları edâ ederlerdi. Şöyle bir niyette bulundum; biri kalkıp namaza kamet getirse, birisi de kalkıp cemaate namaz kıldırsa ben de birtakım adamlarla gidip odun toplasam ve gidip cemaate gelmeyenlerin evlerini başlarına yaksam.”[3] Bir rivayette şu ek bulunmaktadır: "Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, onlardan (münafıklardan) birisi, (mescidde) yağlı et ya da iki güzel kadın bulunduğunu bilse mutlaka yatsıya cemaate gelirdi.”[4]

Konu ile ilgili rivayet edilen diğer bazı hadisler de şöyledir: İbni Ömer (r.a) den rivayetle: “Biriniz güzelce abdest alıp, sonra da sırf namaz için evinden çıkıp, Caminin yolunu tutarsa, attığı her sol adımı ondan bir günah düşürür. Sağ adımına karşılık da bir sevap yazılır. Bu Cami’ye girinceye kadar devam eder. Eğer insanlar cemaatle kılınan yatsı ve sabah namazındaki sevabı bilselerdi emekleyerek de olsa ona gelirlerdi.”[5] Enes (r.a.), Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu dedi: “Bir kimse yatsı namazını cemaatle kılar, mescidden çıkmadan önce dört rekat sünnet namaz kılarsa alacağı sevap Kadir Gecesi kılınan dört rekat nafile namazın sevabına denktir.”[6] Osman b. Affân'ın Rasülullah'ı (s.a) şöyle buyururken işittiği ri­vayet edilmiştir: "Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa gecenin yarısını iba­detle geçirmiş gibi olur. Kim sabah namazım da cemaatle kılarsa bütün gece namaz kılmış gibidir."[7]

Yatsı Namazı vaktinin, dünyanın kapanması vakti gibi büyük inkılaplara işaret ettiğini Bediüzzaman Said Nursi şu sözlerle anlatır: “İşâ vakti ise, âlem-i zulümat nehar âleminin bütün âsârını siyah kefeniyle setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, hem vefat etmiş insanın bakıye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına girmesini, hem bu dar-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün kapanmasını ihtar ile Kahhâr-ı Zülcelâlin celâlli tasarrufâtını ilân eder.”[8]

İşâ vaktinde ki, o vakit gündüzün ufukta kalan bakıye-i âsârı dahi kaybolup gece âlemi kâinatı kaplar. Mukallibü'l-Leyli ve'n-Nehâr olan Kadîr-i Zülcelâlin o beyaz sayfayı bu siyah sayfaya çevirmesindeki tasarrufât-ı Rabbâniyesiyle, yazın müzeyyen yeşil sayfasını kışın bârid beyaz sayfasına çevirmesindeki Musahhıru'ş-Şemsi ve'l-Kamer olan Hakîm-i Zülkemâlin icraat-ı İlâhiyesini hatırlatır. Hem mürur-u zamanla ehl-i kuburun bakıye-i âsârı dahi şu dünyadan kesilmesiyle bütün bütün başka âleme geçmesindeki Hâlık-ı Mevt ve Hayatın şuûnât-ı İlâhiyesini andırır. Hem dar ve fâni ve hakir dünyanın tamamen harap olup, azîm sekerâtıyla vefat edip, geniş ve bâki ve azametli âlem-i âhiretin inkişafında Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın tasarrufât-ı celâliyesini ve tecelliyât-ı cemâliyesini andırır, hatırlattırır bir zamandır. Hem şu kâinatın Mâlik ve Mutasarrıf-ı Hakikîsi, Mâbud ve Mahbûb-u Hakikîsi o Zat olabilir ki, gece-gündüzü, kış ve yazı, dünya ve âhireti, bir kitabın sayfaları gibi suhuletle çevirir, yazar, bozar, değiştirir, bütün bunlara hükmeder bir Kadîr-i Mutlak olduğunu ispat eden bir vaziyettir.

İşte, nihayetsiz âciz, zayıf, hem nihayetsiz fakir, muhtaç, hem nihayetsiz bir istikbal zulümâtına dalmakta, hem nihayetsiz hâdisât içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer, yatsı namazını kılmak için şu mânâdaki işâda,

İbrahimvâri “La uhibbul Afilin” deyip, Mâbûd-u Lemyezel, Mahbûb-u Lâyezâlin dergâhına namazla iltica edip ve şu fâni âlemde ve fâni ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbalde bir Bâkî-i Sermedî ile münâcât edip, bir parçacık bir sohbet-i bakiye, birkaç dakikacık bir ömr-ü bâki içinde dünyasına nur serpecek, istikbalini ışıklandıracak, mevcudâtın ve ahbabının firak ve zevalinden neş'et eden yaralarına merhem sürecek olan Rahmân-ı Rahîmin iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidayetini görüp istemek;

hem muvakkaten onu unutan ve gizlenen dünyayı o dahi unutup, dertlerini kalbin ağlamasıyla dergâh-ı rahmette döküp;

hem ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya girmeden evvel son vazife-i ubudiyetini yapıp, yevmiye defter-i amelini hüsn-ü hâtime ile bağlamak için salâta kıyam etmek, yani bütün fâni sevdiklerine bedel bir Mâbud ve Mahbûb-u Bâkînin ve bütün dilencilik ettiği âcizlere bedel bir Kadîr-i Kerîmin ve bütün titrediği muzırların şerrinden kurtulmak için bir Hafîz-i Rahîmin huzuruna çıkmak;

hem Fâtiha ile başlamak, yani birşeye yaramayan ve yerinde olmayan, nâkıs, fakir mahlûkları medih ve minnettarlığa bedel, bir Kâmil-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Rahîm, Kerîm olan Rabbü'l-Âlemîni medh ü senâ etmek, hem “İyyake Na’budu” hitabına terakki etmek, yani küçüklüğü, hiçliği, kimsesizliği ile beraber, Ezel ve Ebed Sultanı olan Mâlik-i Yevmiddîne intisabıyla şu kâinatta nazdar bir misafir ve ehemmiyetli bir vazifedar makamına girip, “İyyake Na’budu ve İyyake Nestein”  demekle bütün mahlûkat namına, kâinatın cemaat-i kübrâsı ve cemiyet-i uzmâsındaki ibâdât ve istiânâtı Ona takdim etmek;

hem “İhdinas-Siratel Müstakim” demekle, istikbal karanlığı içinde saadet-i ebediyeye giden nuranî yolu olan sırat-ı müstakime hidayeti istemek; hem şimdi yatmış nebatat, hayvanat gibi gizlenmiş güneşler, huşyar yıldızlar, birer nefer misilli emrine musahhar ve bu misafirhane-i âlemde birer lâmbası ve hizmetkârı olan Zat-ı Zülcelâlin kibriyâsını düşünüp, Allahu ekber deyip rukûa varmak;

hem bütün mahlûkatın secde-i kübrâsını düşünüp, yani şu gecede yatmış mahlûkat gibi her senede, her asırdaki envâ-ı mevcudat, hattâ arz, hattâ dünya birer muntazam ordu, belki birer muti nefer gibi vazife-i ubudiyet-i dünyeviyesinden emr-i kün feyekûn ile terhis edildiği zaman, yani âlem-i gayba gönderildiği vakit, nihayet intizam ile zevalde gurub seccadesinde Allahu ekber deyip secde ettikleri, hem emr-i kün feyekûn'dan gelen bir sayha-i ihyâ ve ikaz ile yine baharda kısmen aynen, kısmen mislen haşrolup, kıyam edip, kemerbeste-i hizmet-i Mevlâ oldukları gibi, şu insancık, onlara iktidaen, o Rahmân-ı Zülkemâlin, o Rahîm-i Zülcemâlin bârgâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, beka-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde Allahu ekber deyip sücuda gitmek, yani bir nevi miraca çıkmak demek olan işâ namazını kılmak ne kadar hoş, ne kadar güzel, ne kadar şirin, ne kadar yüksek, ne kadar aziz ve leziz, ne kadar mâkul ve münasip bir vazife, bir hizmet, bir ubudiyet, bir ciddî hakikat olduğunu elbette anladın.

Demek şu beş vakit, herbiri birer inkılâb-ı azîmin işârâtı ve icraat-ı cesîme-i Rabbâniyenin emârâtı ve in'âmât-ı külliye-i İlâhiyenin alâmâtı olduklarından, borç ve zimmet olan farz namazın o zamanlara tahsisi nihayet hikmettir.”[9]

 

[1] . İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir, Aydın Yayınevi: 1/768 (Darülkitap.com)

[2] . Ahmed Davudoğlu, Mevkufat Mülteka Tercümesi c. 1, Sağlam Yayınevi, İstanbul 1991, sh. 116

[3] . Er-Rudani, Cem’ül-Fevaid c.2, Tercüme: Naim Erdoğan, Ocak Yayıncılık, İstanbul 2005, sh..303

[4] . A. g. e, sh. 304

[5] . Celaleddin es-Suyuti, Camiüs- Sağir c. 1, Çev: İsmail Mutlu vd., Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2002, sh. 172

[6]. İmam Hafız el-Münziri, Hadislerle İslam (Terğib-Terhib) c. 2, Çev: Ahmet Muhtar Büyükçınar vd., Huzur Yayınevi, İstanbul 2003, sh. 9

[7] . İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 4/309 (Darülkitap.com)

[8] . Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, sh. 73

[9] . A. g. e, sh. 78-81

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.