1. HABERLER

  2. NUR TALEBELERİ

  3. Bela ve musibetlerin en büyük sebebi
Bela ve musibetlerin en büyük sebebi

Bela ve musibetlerin en büyük sebebi

Bela ve musibetlerin en büyük sebebi sefahat ve ahlaksızlığa karşı sessiz kalmaktır

A+A-

RisaleHaber- Haber Merkezi

Bela ve musibetlerin en büyük sebebi sefahat ve ahlaksızlığa karşı sessiz kalmaktır

Üniversite gençliği Diyarbakır Kültür Merkezi’ nde başa gelen musibetlerin sebeplerini tartıştılar.

 Diyarbakır Kültür Merkezi’nde yapılan üniversite seminerinde bu haftaki konu “Musibet” idi. Yoğun katılımın olduğu semineri sınıf öğretmeni Mehmet Çelik sundu.

Seminerine musibetin tanımıyla başlayan Çelik, “Musibet, bela, afet, felaket ve hastalık manalarına gelmektedir. Üstad Hazretleri dini ve dini olamayan musibetler olarak iki çeşit musibet olduğunu belirtmektedir. Dini musibetler, ibadetleri ve gerekliliği yerine getirmemektir. Ahiretimizi tehdit eden günahlardır. Dini olmayan musibetler: Şahsi musibet ve musibet-i amme.” dedi.

Şahsi musibetin tek bir kişinin başına gelen musibet olduğunu söyleyen Çelik, “ Musibet-i amme ise deprem, sel, kasırga, kuraklık, heyelan vb. doğal afetler musibet-i ammeye örnektir. Yani musibetin bir topluluğa veya daha büyük bir çoğunluğa gelmesidir. Bazen bir mahalleye bazen bir şehre bazen bir kavme gelebilir. Bu ikazların en büyük özelliği de meydana gelirken kimsenin bunları engelleyememesidir. Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasından terettüp eder. Musibet, cinayetin neticesi, mükâfâtın mukaddimesidir. Yani çoğunluğun hatasından, yanlışından doğan musibet, bir cinayetin neticesi; mükafatın ise başıdır. Dolayısıyla musibete uğrayan kişi isyan değil sabretmeli, hatta şükretmelidir; çünkü mükafat zamanı yakındır. Yani elemi gidecek lezzeti kalacak.” dedi.

Çelik, “Asıl musibetin dini musibet olduğunu dile getiren üstadımız, bu durumda tövbe ve istiğfar ile ilahi dergaha iltica etme gerekliliğini ve dini olmayan musibetlerin ise birer ilahi ikaz olduğunu, yani birer ihtar mahiyetini taşıdığını açıklamaktadır. Zira Risale-i Nur külliyatında üstat hazretleri olayı şu şekilde açıklamaktadır: "Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki: Zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunane dönerler. Öyle de çok zahirî musibetler var ki; İlahî birer ihtar, birer ikazdır ve bir kısmı keffaret-üz zünubdur ve bir kısmı gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve za'fını bildirerek bir nevi huzur vermektir."” dedi.

Musibetler karşısında isyan etmemekle birlikte musibeti avantaja çevirebileceğimizi belirten Çelik, “Nitekim Bediüzaman Hazretleri; dünyevi yani dini olmayan musibetler karşısında taat, sabır ve şükürle hareket edip ebedi hayatımızı kurtarmak için adeta musibetten intikam almamız gerektiğini belirtmektedir.” dedi.

Musibetlerin Sebepleri

Bediüzzaman Hazretlerinin müslümanların başına gelen musibetlerin İslam'ın namaz, oruç, zekat ve hac gibi şartlarının yerine getirilmesinde gösterilen gevşeklikten ve yerine getirilmemesinden kaynaklandığını ifade eden Çelik, “Üstadın bu rükünlerden namaz, oruç, zekat gibi şartların yerine getirilmesinde gevşeklik gösterilmesinin acısını ve sonucunu 1. Dünya Savaşı sırasında gördüğü rüya ile çok güzel açıklar. Rüyada ona alimlerden oluşmuş bir meclis soruyor.” dedi ve Risale-i Nur’dan çeşitli suallerle musibetlerin sebeplerine açıklık getirdi:

"Musibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiilinizle kadere fetva verdirdiniz ki, şu musibetle hükmetti? Musibet-i âmme ekseriyetin hatâsına terettüp eder. Hazırda mükâfatınız nedir?"

“Dedim: “Mukaddemesi üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: salât, savm, zekât.” (Hac ihtar değil gazap ve kahrı celp etti) İyiliği emir kötülükten men, musibetlere mani olur. Bela ve musibetlerin gelmesine en büyük sebeplerden birisi de, milleti sefahat ve ahlaksızlığa sürükleyen ve her türlü menfi ideolojileri yaymak için çalışanlara karşı tebliğ vazifesinin yapılmaması ve sessiz kalınmasıdır.

Sual: Bazı eşhasın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevab: Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle; ekser nâsın o zalim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.

Yedinci Sual: Bu hâdise-i arziye, bu memleketin ahali-i İslâmiyesine bakması ve onları hedef etmesi, ne ile anlaşılıyor ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyade ilişiyor?

Elcevab: Bu hâdise, hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazanın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması; hem tahribatından intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandırmak için, o zelzelenin devam etmesi gibi çok emarelerin delaletiyle bu hâdise ehl-i imanı hedef edip, onlara bakıp namaza ve niyaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor. Bîçare Erzincan gibi yerlerde daha ziyade sarsmasının iki vechi var: Biri: Hataları az olmak cihetiyle temizlemek için ta'cil edildi.

İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatlı iman muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mağlub olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oraları tokatladı, ihtimali var.”

Asr-ı Saadetten örnekler vererek seminerine devam eden Çelik, “Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resûlullah Efendimiz (SAV) bir gün: “Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belâlar iner!” buyurdu. Yanındakiler:

“Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.

Resûlullah Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu:

1- Millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında gidip gelen bir metâ haline gelirse,

2- Emanet ganimet ve fırsat bilinip hıyanet edildiği zaman,

3- Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.

4- Kişinin karısının kötü emirlerine itaat ettiği zaman,

5- Anne hukuku sıkça çiğnendiği zaman,

6- Baba hukuku sıkça çiğnendiği zaman.

7- Arkadaşın kötü emirlerine itaat arttığı zaman,

8- Mescitlerde (rıza-yı İlâhîyi gözetmeyen husumet, alış-veriş, eğlence ve siyaset vs. ile ilgili sesler yükseldiği zaman.)

9- Kavme, onların en alçağı reis olduğu zaman;

10- Zorba kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği zaman;

11- Şarap meşrû sayılarak içildiği zaman,

12- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği zaman;

13- Şarkıcı kadınlar arttığı zaman;

14- Türlü çalgı âletleri arttığı ve sıkça çalınır olduğu zaman,

15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, zelzeleyi, yere batışı veya suret değiştirmeyi ya da gökten taş yağmasını bekleyin.

Bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu, İmtihanın bir cihetinin de, insanların ilahî takdire rıza ve teslimiyet derecelerinin ölçülmesi ve bunun da ancak bela ve musibetlerle olabildiğini söyleyen Çelik, bu sebepleri şöyle ifade etti:

 1- Bunlardan birisi işlediğimiz günahlar sebebiyledir.

Size gelen musibet, işlediğiniz (günahlar) yüzündendir. (Şura, 30)

Sana gelen kötülük, kendindendir, (günahların yüzündendir). (Nisa, 79)

Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hallerini değiştirmez. (Rad, 11)

2- Bela, hastalık ve musibetler, günahların kefareti (affolması) için gelir.

Dünyada musibetlere maruz kalıp da güzelce sabreden kimse, ahirete günahsız gider veya günahları azalır.

Her musibet, affedilecek bir günah için gelir. (Ebu Nuaym)

Mümine gelen her sıkıntı, günahlarına kefaret olur. (Buhari)

Müminin günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir. (Hakim)

 3- Cennette yüksek derecelere kavuşması için mümine musibet gelir.

Bunun için Peygamberlere çok bela ve musibetler gelmiştir.

En şiddetli bela, Peygamberlere, velilere ve benzerlerine gelir. (Tirmizi)

Nimete kavuşması için insana musibet gelir. (Buhari)

Musibet, kavuşulacak bir derece için gelir. (Ebu Nuaym)

Allahü teâlânın hayrını murad ettiği kul, belaya maruz kalır. (Taberani)

Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helakı için kâfi gelirdi. (İ.Asakir)

Musibetlere karşı insanın şekvaya hakkı olmadığını söyleyen Çelik Risale-i Nur’dan şu sözleri aktardı:

Cenâb-ı Hak, insana giydirdiği vücut libasını san'atına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış; o vücut libasını o model üstünde keser, biçer, tebdil eder, tağyir eder, muhtelif esmâsının cilvesini gösterir. Şâfî ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor ve hâkezâ...

(Mülkün mâliki, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.)

İkinci Vecih:

Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.

Üçüncü Vecih:

Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir. Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve herbir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, şekvâ değil, şükretmek gerektir.

Evet, ibadet iki kısımdır: bir kısmı müsbet, diğeri menfi. Müsbet kısmı malûmdur. Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle, musibetzede zaafını ve aczini hissedip, Rabb-i Rahîmine ilticâkârâne teveccüh edip, Onu düşünüp, Ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riyâ giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfâtını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer. Hattâ bir âhiret kardeşim, Muhacir Hafız Ahmed isminde bir zâtın müthiş bir hastalığına ziyade merak ettim. Kalbime ihtar edildi: "Onu tebrik et. Herbir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçiyor." Zaten o zat sabır içinde şükrediyordu.

Günümüzde yaşanılan musibetlere örnekler veren çelik seminerine şöyle devam etti:

1999 Gölcük Depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03:02'de (namaza ve niyaza uyandırmak) Kocaeli/Gölcük merkezli deprem. 7,5 büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.

17 Ağustos depremi, tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 konut, 42.902 işyeri hasar gördü. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı olmuştur. Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir. Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir.

26 Aralık 1939 – Erzincan: Türkiye'nin bu yüzyılda yaşadığı en şiddetli deprem olan Erzincan depremi hâlâ hafızalarda. Kışın en şiddetli günlerinde Erzincan halkını vuran bu felakette açıklanan ölü sayısı 32 962. 7,9 büyüklüğündeki bu depremin ardından yurt çapında yas ilan edilmişti. Yardım konvoyları, soğukla da mücadele eden depremzedelere ancak iki gün sonra ulaşabildi. İlk kez depreme karşı önlemler tartışıldı; gazetelerde depremle nasıl yaşanması gerektiği yazıldı.

 6 Eylül 1975 – Lice: 2385 kişinin öldüğü 3339 kişinin yaralandığı depremin büyüklüğü Richter ölçeğine göre 6,9.

Van Depremi: Yaklaşık 700 Kişi Vefat Etti

Son olarak, “Hem, sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ tâun ve tûfan ve kaht ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîmin elindedirler. O Hakîm'dir, abes iş yapmaz; Rahîm'dir, rahîmiyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.

"Sizi mutlaka korku ve açlık ve mal, can, ürün eksikliğiyle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele. Onlar ki kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman biz Allah'ın kullarıyız, sonunda yine O'na döneceğiz derler. (Bakara: 155-156)"

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum