1. YAZARLAR

  2. Ramazan BALCI

  3. Bedüzzaman Mustafa Kemal ile konuştu mu?
Ramazan BALCI

Ramazan BALCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Bedüzzaman Mustafa Kemal ile konuştu mu?

A+A-

Bazı tv kanallarında başlatılan bu tartışma bir çok taraf için merak konusu olmuştur. Bu konular öncelikli olarak spekülasyon maksadıyla ele alındığı için benzer programlara çıkıp olayı tartışmak çok fazla bir yarar sağlamayacaktır.
Bediüzzzaman’ın Ankara’da M. Kemal ile görüşmesi öncelikle kendi beyanları ile sabittir ki Üstadın hayatını bilenler, onun bunu bir şeref vesilesi sayarak övünmek için uydurmayacağını bilirler. O “bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz” demiş ve çok defa bu sözünü ispat eden davranışlar ortaya koymuştur. Ayrıca bir çok hatıra ve biyografi kitaplarında konu ile ilgili çok sayıda anekdot vardır. Bu araştırma bilinenleri tekrar etmek yerine konuyu farklı bir açıdan ele almaya çalışacaktır

HEYKEL DİKTİRME KOMİTESİ

Üstadın Ankara’ya geldiği Kasım 1922 tarihinde Yeni Gün gazetesi, önemli bir kampanya başlatmıştı. Gazetenin sahibi Yunus Nadi, Ankara’ya bir heykel dikmek için bir komite teşkil etmişti.  (1)
Gazete bu kampanyayı okuyucularına şöyle duyurdu:
“İstiklal cidalimizin zaferleri şerefine ilk abide!
İlk abidenin merkez-i millimiz olan Ankara da yükselmesini muvafık bulmuş ve bu milli ve medeni işte pişva olmasını deruhte eylemiştir. Mondoros mütareke-namesinin bütün ruh ve mevaddını ihlal ve ihtar eden hainane tatbikat, nihayet İstanbul’un işgaline müntehi olan son düşman hareketi ile son haddini bulmuş ve hatta fersah fersah geçmiş bile olduktan sonra elleri kolları her tarafta sımsıkı bağlanmış olduğu için bütün düşmanlarca artık yerinden kımıldayamayacağına hükmedilen Türk milletinin ilahi bir gazap ile ayaklanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi şeklinde yeni bir taazzuv ile yeni bir devlet halinde ika ettiği harikalar tarihin pek nadir kaydettiği hakikaten büyük işlerdendir.

“Biz bu mühim hadiselerin içinde yaşadığımız için onların büyüklüğü derecesini belki hakkıyla takdir edemiyoruz. Fakat mesele hakkı zatında bir milletin adeta yoktan var olması kadar mühim ve muazzamdır. Dört sene devam eden umumi harpten sonra ilka edildiğimiz perişan vaziyet derpiş olunur ve ondan sonra da o halde bulunan milletin bütün bir husumeti cihana karşı tekrar kıyam ederek bugün karşısında bulunduğumuz neticeleri temin etmiş bulunduğu düşünülürse işin azameti kendisinden ayan olur. Onu temaşa eden bütün gözler önünde yükseldikçe yükselir.
Bu harikulade işleri tespit edebilecek vasıta nedir?
Yalnız tahrir lisanı! O mutlaka gayr-i kâfidir. Beşeriyet bu türlü büyük işlerin tespiti için çoktan bir yol daha bulmuş ve tatbik ede gelmiştir. Oda abide rekzidir, heykel rekzidir. Bu gün bütün Avrupa şehirleri işte tarihin diğer bir tahrir şekli olan abidat ile doludur. Bunların terbiye-i medeni ve bedii tesirleri fevkaladedir.”

Gazete yukarıdaki girişten sonra okuyucularına bir heyet teşkil ettiğini duyurmuştur. Gazeteye göre heykelin şekli her ne olursa olsun “son şekli başkumandan gazi Mustafa Kemal Paşa’yı asabiyetten şaha kalkmış bir at üzerinde gösteren tunç bir heykelden” ibaret olmalıdır.  Heykel  Büyük Millet Meclisi binasına uzanan Taşhan ya da İstasyon caddelerinden birinin başına dikilmelidir. Habere göre komite, İzmir mebusu Yunus Nadi, Antalya mebusu Hamdullah Suphi, Saruhan mebusu İbrahim Süreyya, Nafia Vekili Feyzi Bey, Müdafaay-ı Milliye Vekili Kazım Paşa ile Ankara valisi ve belediye reisinden oluşmaktadır.  Osmanlı Bankası Ankara merkez müdürü Mösyö Boceti, komitenin veznedarlığını yapacaktır. Gazete bu maksatla yardım kampanyası düzenlemiş ve ilk olarak yüz lira bağışlamıştır.  (2)

Gazetenin takip eden sayılarında Ali Fuat Paşa’nın komite reisliğini üstlendiği  görülmektedir. 29 Kanun-ı evvel 338 tarihli nüshasında Fuat Paşa’nın konu ile ilgili bir beyannamesi yer almıştır. Fuat Paşa şöyle der: ‘Tarihin en ulvi mücadelesini yapan, en mucizevî zaferini kazanan Türkiye’nin bu istiklal zaferinin abidelerle de tespit edilmesi lüzumunu ileri atan yeni gün gazetesinin bu fikri en hakiki bir ihtiyaca tekabül ettiği için derhal umumi bir tasvip ile karşılandı. Bu hayırlı fikri sahay-ı tatbike çıkarmak üzere kırk zattan mürekkep bir heyet teşkil ederek acizlerini riyasete intihap eylemiş ve tarafımdan memnuniyetle kabul edilen bu vazifeyi müteakip abide heyetinin akdettiği müteatdit içtimalar içerisinde icap eden nizamname tanzim edilmiştir.’

Ali Fuat Paşa meclisin hararetle kabul ettiği bu teklifin Türk milleti tarafından da büyük bir coşkuyla karşılanacağı temennisinde bulunmuş ve halkı kurulan yardım sandıklarına bağışta bulunmaya çağırmıştır. Daha sonra yayınlanan nizamnameye göre abide  Ankara’ya dikilecek ve Avrupa’da imal ettirilecekti.
Yunus Nadi’nin bunu kendi başına başlatma imkanı yoktu. Bu teşebbüs bir ekibin ne yapıp edip zaferi kendi namlarına tescil ettirme gayretiydi. Henüz Milli Mücadele’nin gerçek kahramanları olan birinci meclis üyeleri görev başındaydı. Bütün bir milletin kanları ile kazanılan bir zafere hiçbir grubun sahip çıkma hakkı yoktu.

Takip eden günlerde Mareşal Feyzi Çakmak çok önemli bir beyanname yayınladı. Henüz bütünüyle tesir altına girmemiş görünen paşa, İzmir’in işgali sırasında şehit edilen Süleyman  Fethi Bey  adına  dikilmesi düşünülen abide vesilesiyle Milli Mücadele’nin gerçek kahramanlarını anlattı:
“İzmir’de ve istilaya uğrayan diğer şehirlerimizde Süleyman fethi bey gibi elleri ve kolları bağlı denecek bir halde şehit edilen pek çok fedakar arkadaşlarımız ve masum ahalimiz vardır. Memleketimiz için gayr-ı kabili telafi olan bu kayıplara bizi maruz bırakan Yunanlıların yaptıkları vahşetleri daima nazar-ı millette tecelli ettirmek için mesela İzmir’de “Mazlum Şehitler” abidesi namıyla bir abide yapmak ve bu abideye Süleyman Fethi Bey ve emsali gibi mazlum şehitlerin isimlerini yazmak muvafıktır. Bu abide şekil ve tarz-ı inşası itibarıyla hazin bir vakayı canlandırmalıdır. Bu münasebetle abideler hakkında aşağıda gelecek istek ve tekliflerimi arz ederim.
1. Bütün bir cihan-ı husumetin en yeni vesait-i ilmiye ve fenniyesine, müstesna mahrumiyetler içinde milletimizin cevher-i aslisindeki necabet-i ırkiye ve seciyesindeki fezail-i ahlakiye ile ibda ettiği ve bu itibarla tarih-i âlemde bir misline tesadüf edilemeyecek olan istiklal ve millî inkılâbımız, yalnız kalplerimizde ve tarih sahifelerinde değil, Türk ülkesinin her bucağında daima canlı olarak kalması ve yaşatılması için mühim mevakide “istiklal-i millî” abideleri inşa edilmeli ve bu abideler bir örnek ve pek muazzam olmalıdır.
2.  İstiklal harbinin şehitlerini takdis için harp sahasının muhtelif yerlerinde ve mesela garp cephesi için,  İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar ve Afyon’da; şark cephesi için Sarıkamış ve Kars’ta; Adana mıntıkası için Adana’da;  el-Cezire mıntıkası için Diyarbakır  ve Mamuratü’l-aziz de “Kahramanlar Abidesi” inşa olunarak o harpteki şehitlerimizin ismi işlenmeli ve şehitlerin ruhunu tebcil edecek cümleler yazılmalıdır.
3. Anadolu’da istiklal harbimiz için yapılan savaşları ve kazanılan zaferleri enzar-ı millette yaşatmak için ve bilhassa istiklalimizi bütün cihana karşı teyit kudretini gösteren son büyük zaferimizi tesit etmek üzere bu zaferleri bize temin eden Büyük Millet Meclisimizin feyiz ve kudretine merkez ve menba olan Ankara’da ve düşman-ı bedhahın istilasından memleketi tahlis için hedef-i aslimizi teşkil eden İzmir’de birer “Zafer Abidesi” inşa edilmelidir.

Bu abide pek muazzam olmalı ve bu abidenin münasip bir yerinde şanlı Türk sancağı, hür bir celadet gösteren gazanfer bir Türk neferinin vakarlı ve hürmetli elinde  bir levhayı besalet göstermelidir. Bu heykelin kaidesinin şekline göre her cephesine, kadın çoluk çocuğuyla, ihtiyarlarıyla ve en ibtidai vesaitiyle bu neticeyi vücuda getiren eşkâlini göstermek üzere bu kurtuluş harbini milletimizin ne surette yaptığını gösterir şekiller resmedilmelidir.”  (3)

BEDİÜZZAMAN SICAK  TARTIŞMALAR SIRASINDA  ANKARA’YA GELDİ

Mareşal Fevzi Çakmak’ın zaferi Büyük Millet Meclisi’nin bir hediyesi olarak görmesi son derece demokrat bir duruştu. Ve işin aslı buydu. Zaferi dört yıl boyunca cihan harbinin 7 cephesinde kanlarını döken, Milli Mücadeleyi de sadece Kur’an’ın emrini yerine getirmek için yeniden cepheye koşan, Anadolu insanı kazanmıştı. Heykeli dikilecek birileri varsa onların heykeli dikilmeliydi.
Bediüzzaman bu sıcak  tartışmalar sırasında  Ankara’ya geldi. Meclis’te hoşamedî yapılması için önerge verilmiş, ayakta alkışlanmış ve kendisinden dua yapması istenilmişti. Bunlarla ilgili meclis zabıtları daha önce yayınlandı.  (4)

Meşhur beyannamesini bu tarihte neşretti. Namazla ilgili tartışma dahil olmak üzere birkaç defa Mustafa Kemal ile görüştü. Bu görüşmelerden birinin konusu heykeller idi.
Bu tarihte Mecliste Mustafa Kemal ile görüşmek bir ayrıcalık değildi. Henüz tek adam olmamıştı. Mecliste önemli bir kumandan olarak biliniyor, ama diğer milletvekillerine karşı ayrıcalıklı sayılmıyordu. İlk meclis üyelerinde tam bir fikir hürriyeti vardı.

BEDİÜZZAMAN’IN  M. KEMAL İLE GÖRÜŞMESİ

İmam Nursi, daha Ankara’da bu konu gündeme gelmeden, 1921 Ramazanında  yazdığı Lemaat isimli eserinde  heykellerle ilgili önemli tespitlerde bulunmuştu.
Ona göre açık saçık kadın resimleri ile heykeller arasında garip bir ilişki vardı. Açık saçık dolaşan kadınlar, insanlık aleminde kötü ahlakı uyandırmışlardı. Nasıl genç bir kadın cenazesine şehvetle bakmak ahlakı tahrip ederse, kadınların cenazeleri hükmündeki çıplak resimlerine bakmak da aynı şekilde insan ruhunu tahrip ediyordu. Aynı zamanda bir resim olan Avrupa medeniyetinin heykelleri ya bir zulmün taşlaşmış ifadesi, ya cesed giymiş bir riya, ya da gayri meşru bir hevesin adeta dondurulmuş şekliydi.  Habis ruhları kendilerine bağlamak için yapılmış bir sihirdi. Şan ve şeref peşinde koşan insanlara bu vesile ile bir nevi ilahlık veriyorlardı.

Bediüzzaman, Ankara’ya geldiğinde heykeller hakkında ne düşündüğünü soran M. Kemal’e bir temsil anlattı (özetle):
“Ayasofya Câmii, ehl-i fazl u kemalden mübarek ve muhterem zâtlarla dolu olduğu bir zamanda, bir adam o câmi içine girip ve o cemaat içine dâhil olsa; eğer güzel bir sadâ ile şirin bir tarzda Kur'andan bir aşır okusa, o vakit binler ehl-i hakikatın nazarları ona döner, hüsn-ü teveccühle, manevî bir dua ile, o adama bir sevab kazandırırlar.
Eğer o adam süfli ve edebsizce fuhşa ait şarkıları bağırıp çağırsa, raksedip zıplasa; o vakit  pencerelerden seyreden çocuk akıllı dalkavukları, serseri ahlâksızları; firenkmeşreb, milliyetsiz, dinsiz herifleri, ecnebilerin naşir-i efkârı olan gazetecileri, fuhşiyata teşvik ettiği için hoşlarına gidecek ve İslâmiyetin kusurunu görmekle mütelezziz olan ecnebilerin istihzakârane tebessümlerini celbedecek.
Fakat umum o muazzam ve mübarek cemaatın bütün efradından, bir nazar-ı nefret ve tahkir celbedecektir. Esfel-i safilîne sukut derecesinde nazarlarında en aşağı bir vaziyette görünecektir.”  (5)

Bediüzzaman’a göre heykeller, Âlem i İslâm’ın bin seneden beri bayraktarlığını yapmış olan bir milleti temsil etmiyordu. Bu millet için yapılacak heykel; yol, köprü, mektep vesaire gibi hizmetler olmalıydı. Bu konuşmayı sonradan Risale-i Nurlarla ilgili bir davada kullanan Av. Hulusî Bitlisî Aktürk 11/1/I949’da Yargıtay l. Ceza Dairesi’nde yaptığı temyiz müdafaasında;  şöyle aktarmıştı.
“...Cumhuriyetimizin iptidalarında, müvekkilim Ankara’da bulunurken; Atatürk, müvekkilimin heykel hakkındaki kanaatlarını soruyor: Müvekkilim Said, ona karşı şiddetli bir sûrette: \'Büyük Kur’ânımızın bütün hücumu heykellerle putlaradır... Müslümanların heykelleri ise hastahaneler, mektepler, yetimleri koruyacak yurtlar, ma’bedler, doğru yollar gibi âbideler olmalıdır...”   (6)
Bediüzzaman Ankara’da çok kalmadı. Medresetü’z-Zehra ile ilgili çalışmalarını yarım bırakıp Van’a döndü. Siyasî tartışmalar Meclis’e hakim olma istidadı gösteren siyasî grubu bütünüyle İslamiyet aleyhine çevirebilirdi. Ancak korkulan başa gelecekti. Sonradan tezgahlanan bazı olaylar için şöyle demişti:
“Evet ilişmedim ve ilişenlere değil iştirak, değil temayül, belki teessüf ettim. Çünki ân’anat ı milliye i İslâmiye lehinde istimal edilebilir acib bir dehay ı askerîyi, an’ane aleyhine bir derece çevirmeye maalesef bir vesile oldu.”

ÇANAKKALE ABİDESİNE ÇİFTE STANDART

1922 sonlarında başlayan bu tartışma ve Çakmak Paşa’nın yapılmasını istediği abideler uzun süre Büyük Millet Meclisine getirilmedi.  1924 yılı Müdafaai Milliye Vekâleti Bütçesi tartışılırken Eskişehir milletvekili Arif Bey bunlardan ayrı olarak Çanakkale abidesini gündeme getirdi.
Arif Bey bütçeyi tenkit ederken  “Efendiler,  Ölülerine hürmet etmeyen bir millet hiçbir zaman şerefli bir mevkide bulunamaz. Avrupalılar, buna büyük ehemmiyet verirler ve ölüleri için büyük fedakârlıklar ihtiyar ederler, büyük merasim yaparlar. Hattâ Lozan muahedesinde bunun için bir faslı mahsus da koydurmuşlardır. Hiç olmazsa Çanakkale'de, İnönü'de, Sakarya'daki şehitlerimiz için birer abide rekzetmek ve bu hatıratı evlât ve ahfada yadigâr bırakmak pek muvafık bir şey olur kanaatindeyim ” diyerek Çanakkale’ye abide yapılmasını istedi.   (7)

50 kadar milletvekili konu ile ilgili bir önerge verdiler. Sebebi nedir bilinmez, kendi heykeli için kampanyalar düzenleyen ve kulis yürüten M. Kemal Paşa, Çanakkale’ye abide yapılmasını istemiyordu.
Teklif metni:
“Riyaset-i Celileye
Dünya tarihinin kaydetmediği bir harp ve cidal sahnesi olan Çanakkale  Türk azim ve kudretinin yarattığı bir abide-i şehamettir. Et ve kemiğin demir ve çeliğe galebe ettiği irae ve ispat edilen ve yeryüzünde yaşayan kırmızı, beyaz, siyah bir alay mahlukat-ı beşerin ve devleri dembeste-i hayret bırakacak harp gemilerinin hücum ve savletine karşı imanlı göğsünü siper eden Türk'ün en yüksek tarihî zaferinin mevkii olan (Çanakkale) de müsterih uyuyan yüzbinlerce Türk şehitleri yalnız Türk tarihine şeref ve şanlı bir sayfa açmakla kalmamış, aynı zamanda Şimal milletlerinin inkılâbat-ı muazzamasına zemin ve esas ihzar eylemiştir. Bu kadar yüksek ve muazzam zafer ve inkılâbatın esbabını ihzar eden ve Türk azmi ve imanını cihan-ı beşere ilân ve ispat eyleyen bu şühedanın  mensî ve cihanşümul bir harp ve cidale sahne olan bu mevki-i mühimmin metruk ve yalnız tarih sayfalarına mevdu kalmasını Meclisi Âli şüphesiz tecviz etmez.

İngiliz ve Fransızlar bu cidale bizimle düşman olarak çarpışan ve ölen çocuklarının tenşit-i ruhları için bizim topraklarımız üzerinde milyonlar sarfıyle muhteşem mezarlıklar vücude getirmişlerdir. Çanakkale'nin muhterem ve galip ölülerine, Türk Milletinin imkân dairesinde bir daire-i istirahat-ı ebediye ihzarı ve onları  teyit edecek bir abide rekzi suretiyle lâzime-i şükranın ifası bir vecibe-i haysiyeti millettir.

Binaenaleyh bu hususa sarfedilmek üzere Müdafaa-i Milliye Vekâleti bütçesinin 299 ncu tamirat ve inşaat faslına 50 000 liranın zam ve ilâvesini arz ve teklif eyleriz.
Çanakkale Şükrü; Çanakkale Mehmet; Karahisarı Sahip Ruşen Eşref; Erzincan
Sabit ; Sivas Halis Turgut; Bozok Salih vd.

Önergenin görüşülmesi şu şekilde cereyan etti:  Müdafaa-i Milliye Vekili Kâzım Paşa olumlu görüş bildirdi. “Malum-ı âlinizdir ki, Lozan Konferansında şüheda mezarlıkları  mevzuu bahis oldu ve ecnebiler bizim memleketimizde nerelerde ölüleri varsa orada mezarlık yapmak teklifinde bulundular. Biz de ona mukabil, sizin memleketinizin dahilinde kalan kendi şehitlerimizin mezarlıklarını yapacağız dedik ve teklif ettik ve muahede ile bunu kabul ettirdik. Bu tahsisat yalnız bir yere hasredilmemeli, olabilir ki memleketimizden uzak yerde şehit olmuş Türk evlâtları vardır. Onlar için ufak birer abide yapmak faydalı olur, tahsis etmeyelim. (Muvafık sesleri.)
Şükrü Bey (Çanakkale) “Malum-ı âlileridir ki Halep'te, Musul'da vesair yerlerde birçok şehitlerimiz vardır. Binaenaleyh muahede mucibince buralarda da şehitler mezarı yapılmasını Hükümetten rica ederim, nazar-ı itibare alınsın.”
Kâzım Paşa “Şüphesizdir, efendim.
Reis “Efendim teklif, Çanakkale'de abide rekzi suretiyle vazife-i şükran ifa edilmesi yolundadır, Paşa Hazretleri tamamıyle bu fikre iltihak etmiyorlar.
Mezarlıkları tamir ve hüsn-i halde bulundurmak için 50 bin lirayı kabul ediyorsunuz öyle mi?”
Kâzım Paşa “Efendim, abide değil, mezarlıklar için!”
Besim Atalay Bey (Aksaray) “Bendeniz ehram istiyorum, abide küçüktür.
Eyüp Sabri Efendi (Konya) “Abideden evvel mezarlık var, mezarlıktan evvel de şüheda aileleri var, dirileri daha evvel düşünelim.”
Şümrü Bey (Çanakkale) “Bir abide 5 bin lira ile olur”
Reis “5 bin lira ile olursa niçin elli bin lira istiyorsunuz?
(Şükrü Bey ve rüfekasının takriri tekrar okundu.)
Yani maksadınız yalnız abide inşası değil, mezarlıkların tamiri meselesi midir? Öyle kabul ediyor musunuz, müsaade buyurur musunuz?
Kazım Vehbi Bey (Ergani) “Beyefendiler eski Yunan kahramanlarının bir takım mefahir-i mevhume tahayyül ettikleri Çanakkale'de Türkler hakikî bir abide-i celâdet vücude getirdiler. Yani hakikî bir menkibe vücude getirdiler. Bunun en büyük abidesi tarihin zeval bulmayan sayfasıdır. Eğer efendiler Türk celâdetini teyit etmek için abideler inşa etmek lâzım gelse rubu meskûnun her tarafına abideler kurmak lâzım gelir. (Bravo sesleri.) Binaenaleyh bugün Millî Mücadelede şehit düşen kahramanların aileleri haber alıyoruz ki en feci ve en sefil şerait içindedirler. Bunlara vereceğimiz bu parayı acaba şüheda ailesine tahsis etsek daha muvafık hareket etmiş olmaz mıyız? (Doğru sesleri.) Bendenizin de teklifim budur. Kabul buyurulmasını rica ediyorum efendiler.
Reis “Efendim evvel emirde Çanakkale Mebusu Şükrü Beyle 53 refikinin tekliflerini reyi âlilerinize koyuyorum. Bu teklifi nazarı itibare alanlar lütfen el kaldırsın...”
Zeki Bey (Gümüşhane) “Kabul. Kabul, tarihî bit meseledir, kabul...”
Reis “Aksini reyinize koyuyorum teklifi nazar-ı itibare almayanlar el kaldırsın... Nazar-ı itibare alınmıştır.   (8)

Bu teklif mecliste kabul edilse de konu ile uzun süre ilgilenen olmadı. Zira bütün şerefler yalnızca M. Kemal Paşa’ya ait olmalıydı. Sonuçta itirazların hiç birini dikkate almayan paşa, ilk heykelini 6 Ekim 1926 yılında İstanbul Sarayburnu’nda, ikincisini 29 Ekim 1926 tarihinde Konya’da diktirdi. Yenigün gazetesinin kampanyası 1927 yılında Ulus’ta Zafer Anıtı adıyla tamamlandı.  Heykeller Avustralyalı heykeltraş Heinrich Krippel tarafından yapıldı.

SONUÇ

Bediüzzaman’ın Ankara günlerindeki gündemden yola çıkarak ulaşılan sonuçlar oldukça önemlidir. Henüz Milli Mücadele iki yılını bile doldurmadan ve tamamlanmadan heykel kampanyasının açılmış olması düşündürücüdür. Zaferin ganimeti erken kapanın elinde kalacaktır.

Fevzi Paşa’nın “bu zaferleri bize temin eden Büyük Millet Meclisimizdir” ifadesi Milli Mücadelenin en önemli tespitidir. Vatanı ve cumhuriyeti kuran meclistir. Şimdiki paşaların Cumhuriyeti asker kurmuştur bahanesi ile halka diyet bedeli ödetmek istemeleri tarihi bir yanlıştır. Aksine fakir fukaranın, çoluk çocuğun kanları ile kazanıp kendilerine takdim ettikleri şereflerin bedeli, demokratik haklar olarak millete geri ödenmelidir. Milletin bu hakkı 100 yıldır ödenmemiştir.

Bir daha aynı konuya dönmeme fikriyle bir parça uzun kaçan bu bahsi tamamlarken, Bediüzzaman’ın İslam aleminde emsali az bulunan, tamamlanmış bir fikir sistemi içeren külliyat sahibi büyük bir imam olduğunu hatırlamakta yarar vardır. Bir İmam’ın fikirleri ve hayatı, magazin programlarında sarf edilecek kadar ucuz bir meta değildir. Kendisini ilim ehli gören her insanın ciddi bir şekilde bu eserler üzerine eğilmesi ve toplumu derinden sarsan problemler için ortaya koyduğu tespitleri anlamaya çalışması, her şeyden önce bir ciddiyet meselesidir.

Herhangi bir rejimin vatandaşlarından bir kısmını rejim düşmanı ilan etme hakkı olmamalıdır. Bu anlayış ancak diktatörlükler için geçerli olur. Farklılıkları en büyük zenginlik gören demokrasilerde, bir şahsın meclis kürsüsünde hak ettiği şekilde anılması üzerine panikleyen çevrelerin varlığı bir talihsizliktir. Girişte adı geçen tv programlarında yapılan saçmalıklar bu paniğin dışa vurmuş bir halidir.  (9)

DİPNOTLAR:
1-(Yeni Gün yayın hayatına 1918’de İstanbul’da başlamıştır. M. Kemal siyasi açıdan gazetelerin kendisine sağlayacağı yararların farkında olduğu için, Ankara’ya getirtmiştir. Gazete daha sonra Cumhuriyet ismini alacaktır.)
2-Yeni Gün gazetesi 15 Kanun-ı Evvel 1922 Ankara nr 672–1049
3-Yeni Gün gazetesi 26 Kanun-ı Evvel 1922
4-Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat isimli çalışmasında bu belgeleri neşretti. (1998)
5-Mektubat, s. 414
6-Badıllı, Mufasal Tarihçe-i Hayat, c. I, s.574
7-T.B.M.M Zabıt Ceridesi, İ. 22; 0. 1; 26/ 3/ 1340
8-İ. 22; O. 4; 26/ 3 /1340
9-Risale Haber camiasi ve tüm okuyucuların bayramlarını tebrik ederim. Selam ve dua ile Ramazan Balcı

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum