1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. Bediüzzama’nın “Sır Katibi” Mehmet Feyzi Efendi (r.h)
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bediüzzama’nın “Sır Katibi” Mehmet Feyzi Efendi (r.h)

A+A-

Bediüzzama’nın “Sır Katibi” Mehmet Feyzi Efendi (r.h)

 

Bu yazımızın konusu Risale-i Nur hareketinin saff-ı evvellerinden Mehmet Feyzi Efendi hazretleridir. Son zamanlarda bilindiği üzere Bediüzzaman’ın yanında, yakınında hizmetinde bulunmuş ağabeylerin hayat ve hatıratına dair kitaplarını dikkatler sunmaya devam ediyorum. Şu ana kadar iki aylık zaman zarfında bu seriden 6 kitabı okuma fırsatı oldu. Elhamdülillah. Av. Bekir Berk’le başlayan seriden, Hulusi Yahyagil, Tahiri Mutlu, Zübeyir Gündüzalp, Bayram Yüksel ve en son Mehmet Feyzi Efendi’nin hayat ve hatıratı kitabı…

 

Bu okumalardan çok istifade ettiğimi öncelikle belirtmeliyim. İtiraf etmek gerekir ki, kulaktan dolma malûmatlarımızla birçok doğru bildiğimiz yanlışları, yanlış bildiğimiz doğruları birbirinden ayırt etme imkânımız oldu.

Bu kitaplarda bahse konu her sahne, nakledilen her hadise ibretlerle doludur

Kastamonu’nun da mübarek beldelerden olması, 17 bin evliyanın medfun olması, mânevi havasının, ulemanın yuvası olması hasebiyle inkılaplar adına şeairi ortadan kaldırma teşebbüsleri kasıtlı olarak Kastamonu’dan başlatıldığı herkesçe malum.

İnkılap adı verilen yıkımların başladığı yıllarda Nasrullah Cammiinde iki üç safta yer alan ulema ve evliya mesabesindeki insanların kısm-ı âzamı asılır, sürülür, bertaraf edilir. Halkı sindirme hareketinin en şiddetli uygulamaları bu şehirde sahneye konulmuştur.

 

Tam bu dönemin şiddetli kasavetli zamanından Üstad Bediüzzaman da Kastamonu’ya Eskişehir davası ve hapsi sonrası sürgün edilir. Kışın şiddetli geçtiği bir zamanda polis karakolunda merdiven altında üç ay tecrid-i mutlakta tutulur. Sonra karakol karşısında metruk bir yere alınır, yine gözetim baskı devam eder.

 

Mehmet Feyzi Efendi o şiddetli zamanda bin bir zorluk içinde İstanbul ulemasından Hafız Ömer efendiden İslâmi ilimleri tahsil eder ve hıfzını tamamlar.

Daha başka Arapça, tefsir, hadis gibi bir çok konuda eğitim alır. Kütüphanesi çok zengindir.

Üstad Bediüzzaman rüyasında çağırır. Ama bir yıl sonra ziyareti ve hizmetine girişi nasip olur. Üstad bu rüyadan ilk karşılaşmada, bir yıl önce çağırdığını bahseder.

Kastamonu’da Risale-i Nur hizmetinin tarihi denilince Çaycı Emin Bey, Mehmet Feyzi efendi süper ikilisi akla gelir. Lahikalardaki mektuplarında da bu iki ismin imzaları vardır.

 

Çaycı Emin Bey(Yemen Bey) birinci Dünya harbinde Ruslarla, Ermenilerle savaşmak yetmiyormuş gibi bir de İran’ın Şiileri ile savaşır. Büyük kahramanlıklar gösterir. Büyük bir aşiretin reisidir. Osmanlı sonrası dönemde Ruslara Ermenilere savaşıp kahramanlıkların mukabilinde bırakın takdir edilmeyi olmadık eza ve cefalara maruz kalırlar.

Kastamonu’ya sürgün edilir elde avuçta bir şey kalmaz. Zamanın valisine çıkar. Mecburi sürgün edildik bari bir iş ver diye valinin huzuruna çıkar.. Vali alaycı tavırla” Ben çalışıyorum sen de çalış” der ve polis zoruyla huzurdan kovar. Bu tavır Yemen bey2in çok ağırına gider.

 

Yemen beyin belinde bir tabancası vardır çıkarır ve kurşunu namluya sürer ve tabanca ile konuşur; “Hatırlıyor musun seninle en son Rus askerini haklamıştık….” Diye kendi kendine konuşurken, merdivenlerde meclis üyelerinden Mehmet efendi karşıdan gelir. Yemen beyi kendi kendine tabanca ile konuşmasını görür “hayrola Yemen bey! der ama duymaz. Israr edince döner bakar. Durumu aynen anlatır. Mehmet efendi, Gel vakıflar müdürüne gidelim Nasrullah Camiin avlusunda sana bir çay ocağı yeri versin. Validen iyi kazanırsın” der. Dedikleri gibi olur. Yemen beyin ismini bilindiği gibi Üstad Bediüzzaman“Emin” olarak değiştirir.

Mehmet Feyzi Efendi ise çocukluktan İslâmi ilim tahsiline başlamış alt yapısı oldukça üst seviyede iken Bediüzzaman’a talebe olur.

 

Bediüüzzaman Kastamonu’ya ilk gelişinde polis karakolunun merdiven altında şiddetli soğukta kalmaya mecbur edilir. Sonra karakolun üstüne çıkar. Sıkı gözetim altındadır. Çaycı Emin bey’e yatağını satar sonra Ondan yatağı kiralar. Kira parasını günlük olarak almak bahanesi ile görüşüp hizmetlerini yapabilir.

Kastamonu’da 8 yıl içinde Nur’un halkasına Mehmet Feyzi efendi Taşköprülü Sadık bey, İnebolu’dan Ahmet ve Nazif Çelebi’ler dahil olur.

Bu halkada yer alanlar Denizli ve Afyon hapsinde de Bediüzzaman’la beraberdirler.

Afyon hapsinden sonra Kastamonu’da Risale-i Nur hizmetinin lokomotifi Mehmet Feyzi Efendidir.

Risale-i Nur’a talebe olduğunda ise “Sır Katibi” ve “Küçük Hüsrev” unvanını alır.

 

İlk Lügatçe

Asay-ı Musa için bir lügatçe hazırlama görevini Mehmet Feyzi efendiye Üstad verir. Kur’an Alfabesi sırasına göre bildiğimiz sözlükten geniş ansiklopediden kısa sayılabilecek bir lügatçeyi Asay_ı Musa’nın arkasına ekler. Hikmeti nedendir hâlen sır olan bir konudur. Daha sonraki yıllarda yapılan baskılarda bu lügatçe yer almaz.

Bu lügatçe İhsan Atasoy’un Nesil Yayınlarında yayınlanan “Bediüzzaman’ın sır kâtibi Mehmed Feyzi Efendi, İstanbul 2010” kitabının arkasında yer almaktadır.

 

Doğru bilinen yanlışlar

Mehmet Feyzi Efendi konusunda milliyetçilik isnadı ve milliyetçi söylemlere sahip bir partiye destek meselesinin tamamen asılsız olduğunu öğreniyoruz.

Bu mübarek insanlar tevazu ve mahviyetin zirvesinde olduklarından gıybet yapmazlar. Kimsenin aleyhinde bulunmazlar. Kim ziyaretinden önce hangi sual kalbinden geçerse geçsin mutlaka cevabını verirler. Diğer saff-ı evvel ağabeylerde de aynı hasiyet vardır.

Alpaslan Türkeş Kastamonu’da Mehmet Feyzi efendiyi randevusuz ziyaret etmiştir. Zaten randevu isteyenleri kabul etmez, gelen herkese kapımız açıktır diye prensibini herkes bilir.

1976 da hacca gider. Aynı dönemde Türkeş’ te hactadır. Mehmet Fevzi Efendi burada Türkeş’e, ayrı dil ve ırklardan oluşan Müslüman topluluğu göstererek, milliyetçilik yaparken bu gerçeği göz ardı etmemek gerektiğini hatırlatması kayda değer bir nokta olsa gerektir.

 

Milliyetçilik fikrini esas alan siyasi sıfat taşıyan birçok insan hatıratlarını dahi Mehmet Feyzi Efendi’nin kendi partilerine destek diye bir beyanları söz konusu değildir. Türkeş’in de ima yollu bir beyanı olmamıştır. Bu anlama gelen söylentiler şüphesiz kendilerine intikal eder. Bu yakıştırmaları şiddetle reddeder ve kendisine ait olmayan beyanı uyduranlara hakkımı helâl etmiyorum demekten de geri durmuyor. Bütün siyasi partilere aynı mesafede olduğunu ifade etmiştir.

Bu vesile ile belirtmek gerekir ki, Saff- evvel ağabeylerin hayatlarında siyasi konularda farklı düşünmeleri ve beyanları söz konusu değildir. Genel olarak ifsat ve istihbarat komiteleri Bediüzzaman’ın hayatta iken Afyon hapsinde bile araya ajan sokup ihtilaf çıkarmaya uğraştıkları lâhikalarda bile geçmiyor mu?

“Biriniz Tahiri’nin koğuşuna gidin” demesinin hikmeti Tahiri ağabeyin kimsenin aleyhinde kimseyi konuşturmamasıdır.

Evet her bir saff-ı evvel ağabeyin hayatını ve ilgililerden hatıratları duymakla, Risale-i Nur talebeliğinin orijinal, özgün formatını tazelemiş oluyoruz. Teferruat sayılan aslında hizmet erkânı, dava adamı için olmazsa olmaz prensiplerin öneminin farkına varıyoruz.

“Kat’i fazilet odur ki, düşmanlar dahi o fazileti tasdike mecbur kalsın” sözünü en güzel şekilde Mehmet Feyzi Efendi hazretlerinin şahsında hayata yansımış olduğunu öğreniyoruz.

Cenab-ı Hak şefaatlerine nail eylesin. Amin

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum