1. YAZARLAR

  2. Nurdan HUYUT

  3. Bediüzzaman’ın isimleri-II
Nurdan HUYUT

Nurdan HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Bediüzzaman’ın isimleri-II

A+A-

Said-i Nursi

 

Onun doğduğu yüzyıl'da...

Allah'ın en çok,

“En-Nur” ismi tecelli etti...

“Nur” indi aleme...

Parladı kainatın rengi..

Önce Nurs köyüne gitti “Nur...”

Orada nurlu bir anadan doğdu...

Annenin adı Nuriye...

Sonra da “Nur” ismi nakşedildi,

Bütün bir ömrüne...

Nurs ismine istinaden,

“Nursi” denmişti bir ismine...

Said Nursi'ydi artık O,

Böyle bilindi...

Böyle sevildi...

Kardeşimizdi Said Nursi...

Ahiret kardeşimizdi Said Nursi...

Ders arkadaşımızdı Said Nursi...

Duamıza muhtaç bilmişti kendini...

Nur müellifiydi Said Nursi...

Bazen mevkuftu Said Nursi,

Tecridi mutlakta azaptaydı,

Hapsi münferitte bir başına,

Hastaydı Said Nursi...

Hadimi Kur'andı Said Nursi...

Kur'an dellalıydı Said Nursi...

El baki hüvel baki,

Said Nursi...

 

Said-i Kürdi

 

İnsanlığı can damarından vuran,

İnsanlığı acıtan,

Kanatan bir meseledir ırkçılık...

Kah olur kardeşi kardeşe vurdurur,

Kah olur mü'mini mü'mine ezdirir...

Her insan bir ırka bağlı olarak dünyaya gelir...

Bu, onun ezelden yazılmış kaderidir...

Önemli olansa;

Her insana aynı saygıyı göstermektir...

Yargılamadan, ayıklamadan...

Gereksiz şeylerle uğraşmadan,

Herkese aynı saygıyı gösterebilmek...

Bediüzzaman da bir insan...

Bitlis'te dünaya geldi,

Bu sebeple bir adına,

Said-i Kürdi denildi...

Bir zaman bu lakapla bilinirdi...

Rusyada esaretteyken,

Herkes ona;

 “Gönüllü Kürt kumandanı” dedi...

Ve Bediüzzamandan sonra dünyaya gelenler...

Herkes, bu konuda birşeyler söyledi...

Ama O, aslını hiç inkar etmedi...

Hatta “Bununla iftihar ediyorum” dedi...

O, Irkçılığın menfi yüzünden nefret etti...

Bütün öğretilerinde bize bunu öğütledi...

O Said-i Nursiydi...

O Said-i Kürdiydi...

Ama ayrım kabul etmezdi...

O, hepimizin üstadı,

Bediüzzaman Saiddi...

 

Sait Okur

 

Bediüzzamanın nüfus kağıdında,

Yazan ismidir,

Sait Okur...

Annesi Nuriye...

Babası Mirza...

Oturduğu ilse...

Kah Bitlis Nurs karyesi,

Kah Afyon Emirdağ beldesi,

Kah Kastamonu,

Kah Isparta...

Mekanlar farklı olsa da,

Bir gerçek değişmemişti...

Bediüzzamanın kimlik bilgileri...

Diyar diyar sürülüşünün,

Acı belgeleriydi...

 

Felaket ve Helaket Asrının Adamı

 

Bir Cuma gecesi girilen alemde...

Rüyadan öte, gerçek bir geçitte...

Biri gelir Bediüzzamanın yanına...

İslam mukadderatı için toplanmış,

Ciddi insanların bulunduğu bir yere,

Davet eder O'nu...

Muhteşem nurani bir meclistir bu...

İçinde her asrın adamı mevcuttur...

Hicap edip, kapıda durur Bediüzzaman...

İçlerinden biri şöyle seslenir:

“Ey felaket ve helaket asrının adamı”

“Seninde reyin var.”

“Fikrini beyan et.”

“Sorun.” der Bediüzzaman...

“Sorun, cevap vereyim...”

Böylece bir çok sual sorulur...

Ardı ardına gelir cevaplar...

Uzun gecenin sonunda,

Bediüzzaman kendini yatakta,

El pençe divan bulur...

Ve orada bu hitap,

Bediüzzamanın bir ismi olur:

“Felaket ve helaket asrının adamı...

 

Zülcenaheyn

 

Peygamberin iki reyhanıdır,

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin...

Koklamaya doyamadığı iki reyhan...

Aynı zamanda lü'lü ve mercan...

İnsanlığın bahtını değiştirenlerdir Onlar...

Tarihe yön veren,

Talihimizi güldüren iki güzel insadır Onlar...

“Şerif” denilir, Hz. Hüseyin'in soyundan gelenlere...

“Seyyid” denilir, Hz. Hasan'ın soyundan gelenlere...

Bazı kimse olur, soyu dayanır her ikisine de,

Bediüzzaman da böyle biridir bu insanlık içinde...

“Anne tarafından Hüseyni,”

“Baba tarafından Hasani”dir...

Yani iki taraflıdır Bediüzzaman...

Yani çift kanatlıdır Bediüzaman...

Yani “Zülcenaheyn”dir Bediüzzaman...

 

Zat-ı Zihavarık

 

Bediüzzamanı ayrı tutan,

İçimizden biri ama farklı kılan,

Elbetteki onun eşsiz Zatıdır...

Bir çok harikalık yerleşmiştir zatında...

Daha ilk doğduğu anda...

Bu, Allah'ın bir ihsanıdır kuluna...

Neden? diye sorgulamaktansa...

Kabullenmeli belki de en başında...

Ama yinede cevap vermeli,

“Bediüzzamanı neden övüyorsunuz bu kadar?”

Diye soranlara...

Çünkü onun zatı acip ve gariptir...

Çünkü onun zatı hayret ve hayranlık verir...

Çünkü onun zatı bir güneş gibidir...

Güneşi ne kadar anlatırsan anlat...

Ne kelimelerin yeter onu övmeye,

Ne de onun için anlatacakların tükenir...

Zaten onu anlatmakla övmüş de olmazsın..

Sadece gerçekleri haykırırsın,

Kimi “Alerre'si vel ayn” deyip,

Baş göz üstüne der,

Kimi gözünü kapatır,

“Görmedim” der...

Bediüzzaman da bir Zat-ı zihavarıktır...

Parıltısı kendinden,

Bir güneş gibidir...

Görmek istemeyenlere gelince,

Göz yummakla gece olur zannetmesinler...

Çünkü gözünü kapayan,

Yalnız kendine gece eyler...

 

Ferd-i Ferid

 

Peygamberin müjdesiyle,

Öyle kimseler çıkacak ki,

Ümmet içinde,

Onlar mahşer gününde,

Tek başına bir ümmet olarak dirilecekler...

Demek öyle işler başaracak ki bazıları,

Bir ümmetin yapabileceklerine,

Denk tutulacak hizmetleri...

Bediüzzaman da bunlardan biri değil mi?

Yaptıkları, yaşadıkları, yaşattıkları...

En önemlisi tek başına yaptığı ibadeti...

Onun tek bir ümmet gibi dirilmesine kafi...

Öyle ya o ferd-i feriddi...

Asrı içinde gelmiş en büyük kişiydi...

Hani Bediüzzaman,

“Kimin himmeti milletiyse,”

“İşte o tek başına bir millettir...” demişti...

Onun himmeti de milletti...

Demek o da tek başına bir millet,

Tek başına bir ümmetti...

 

Bediüzzaman dede

 

Bahtiyar bir ihtiyardı O...

Çocukken de bahtiyardı,

Gençken de bahtiyardı...

Hep bahtiyar yaşamıştı, gönderildiği şehirlerde...

Amaç, unutulup gitmesiydi bir köşede...

İnsanlara el ayak çektirdiler...

Hiç kimseyle görüştürmediler...

Fakat her engeli aşan o duygudan bihaberdiler...

“Kalplerdeki Bediüzzaman sevgisi...”

İşte onu silmeye güç yetiremedi hiç birisi...

Öyle ki,

Küçücük çocuklar bile onu,

“Bediüzzaman Dede” olarak sevmişti...

Bir çocuğun dünyasında,

Bir anne, bir baba...

Bir nine, bir de dede...

Bediüzzamanı oturtmuşlardı işte o yüce yere...

Bediüzzaman onların dedesiydi...

Dede, doğruya götürendi kişiyi...

Arabası görününce Bediüzzamanın,

Hemen koşuştururdu çocuklar,

Büyük bir neşeyle...

Ve hep bir ağızdan seslenirlerdi dedelerine...

“Bediüzzaman dede!”

“Bediüzzaman dede!”

 

Seyda

 

Bediüzzaman mekanlarından biridir...

Mahzun Erek dağı...

Başına çıkınca,

Derin bir sessizlik karşılar seni...

Öyle tuhaf,

Öyle manevi,

Öyle dünyadan kopuk sanki...

Diğer yandan,

Bediüzzamanın götürülüşünde,

Ardından bakıp kalmış bir çocuk gibi,

Ağlıyor gibi...

Bir zamanlar burada yankılanıyordu,

Molla Hamit'in sesi...

“Seyda” diyordu üstadına...

Ve daha niceleri...

Van'da, Bitlis'te, Mardin'de...

Molla olarak bilinmesinden ziyade...

Seyda dediler O'na bir çok yerde...

Yani seçkin kişi,

İleri gelen kişi...

 

Abdürrezzak

 

Rızık verenin,

Hiçbir canlıyı ayırt etmeden,

Her birine ayrı ayrı nimet gönderenin,

Ol Rahman'ın,

Ol Rahim'in kuluydu O...

Böyle bildi...

Böyle yaşadı...

Ve ömrünün hiçbir safhasında,

Kimseden minnet almadı...

Eğer alsaydı,

Hemen öderdi parasını...

Ona teklif ettiklerinde Diyanet azalığını...

Ve daha türlü makamları...

O Hiçbir şeye tenezzül edip bakmadı...

Çünkü O, Abdürrezzaktı...

Sadece Allah'tan bekledi rızkını...

Asıl rızık vereni hiç unutmadı...

Elinin tersiyle itiverdi dünya malını...

Bildi ki,

İnsan verince hep karşılığını umardı...

Ama Allah (cc) verince,

Karşılıksız yağdırırdı...

Onun bir adı da Abdürrezzaktı...

Ve bütün bir ömür,

Ol Rezzakın kulu olarak yaşadı...

 

Sahib-ül İhlas

 

“Allah namına ver,”

“Allah namına al,”

“Allah namına başla,”

“Allah namına işle...”

Bunlar bir öğütten ziyade,

Hayatımızın ışığı gibi,

Aydınlatıyor yolumuzu...

Yani “İhlaslı davran” diyor,

Her hareketinde...

Allah rızası olsun sadece niyetinde...

Böyle yaşayanın,

Cenneti bırakması gerekmez hedefine...

Bediüzzaman böyle söylemiş ama bize...

Bu kurallara tam manasıyla uymuş kendisi de...

Allahın rızasını gözetmiş her hareketinde...

Zaten bu duygudur,

O kadar cefaya katlanmasının sebebi de...

Sahibül ihlas denilmiş böylece bir ismine...

Başka bir şey yok!

Dünya malı yok!

Cennet sevdası yok!

Cehennem korkusu yok..!

O ihlas sahibiydi...

Hedefi sadece,

Sahibinin sevgisiydi...

 

 

KAYNAKLAR:

1-Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursî,

Mufassal Tarihçe-i Hayatı, (İstanbul: Timaş Yayınları, 1990), 1:36.

2-www.Osmanlicasozluk.net

3-Said Nursi Tarihçe-i Hayat

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum