1. YAZARLAR

  2. Nurdan HUYUT

  3. Bediüzzaman’ın dağları
Nurdan HUYUT

Nurdan HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Bediüzzaman’ın dağları

A+A-

ARARAT DAĞI (Ağrı Dağı)

Bir rüyayı sadıkada görüyorum ki dedi...
Meşhur Ağrı Dağı denilen,
Ararat Dağı'nın altındayım...
Birden o dağ, müthiş infilak etti...
Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı...
O dehşet içinde baktım ki,
Merhum validem yanımdadır...
Dedim:
“Ana, Korkma!”
“Cenab-ı Hakkın emridir...”
“O Rahim'dir ve Hakim'dir...”
Birden o halette iken, baktım ki mühim bir Zat bana diyor ki,
“İcazı Kuran'ı beyan et!”
Uyandım...
Anladım ki bir büyük infilak olacak...
O infilak ve inkılaptan sonra,
Kur'an etrafındaki surlar kırılacak...
Doğrudan doğruya Kur'an kendini müdafaa edecek...
Ve Kur'an'a hücum edilecek...
İ'cazı onun çelik bir zırhı olacak...
Ve şu i'cazın bir nev'ini, şu zamanda izharına,
Haddimin fevkınde olarak benim gibi bir adam namzet olacak...
Ve namzet olduğumu anladım...
Bediüzzaman, bir rüya aleminden anlatır bunları...
Görünüşte rüyadır ama bu cümleler içinde taşır en büyük hakikatı...
Bediüzzaman, asrın adamı...
Hem de hakikat kahramanı...
Bu rüyayla yakmış istikbalin ışığını...
Demek insanlığın kurtuluşunun,
Ve Nur aleminin bir anahtarı olmuş,
Yüceler yücesi, Ararat Dağı...

BAŞİT DAĞI

Bediüzzaman, gençlik yıllarında...
Vali Tahir Paşanın konağında kalıyordu,
Bir gün Tahir Paşayla sohbet ederken,
“Başit Dağı'nda Temmuz'da bile kar bulunur.” demişti.
Tahir Paşa;
“Temmuz'da oralarda katiyyen kar ve buz bulunmaz.” diye,
Bu duruma itiraz ediyordu...
Bediüzzaman yaz günü her yıl olduğu gibi,
Yaylaya çıkmıştı...
Yayladan Paşa'ya Türkçe bir mektup yazmıştı:
“Ey Paşa! Başit başında buz tuttu.”
“Görmediğin şeyi inkar etme.”
“Her şey senin malumatında münhasır değildir.”
“Vesselam...”
Diye latife yapmıştı...
Başit Dağı Üstadın tefekküri nazarlarından nasiplenmiş,
O'nu oldukça cezbeden,
O'nun hissiyatını paylaşan,
Nadide bir Dağdı...

SÜPHAN DAĞI – Bitlis -1915

Üstadın beyaz bir atı vardı...
Başında sarığı, omzunda apoletleri vardı...
Savaşa katılmadan önce, Süphan Dağına çıkardı...
Talim için talebelerinin karşısına bir yumurta dikerdi...
Bu yumurtayı kim vurursa ona bir mecidiye mükafat verirdi...
Kurduğu bu milis teşkilatının dört beş bin mensubu vardı...
Ruslar onlara “Keçe küllahlılar” derdi...
Bediüzzaman talebelerini işte bu dağda yetiştirdi...
Malzemesi yumurta, ödülü mecidiyeydi...
Fakat Bediüzzaman...
Öyle yürekli, öyle kahraman talebeler yetiştirdi ki...
Onlar vatanına canlarını veren,
Ermenileri püskürten,
Ve Rusları tarumar eden, er kişilerdi...

EREK DAĞI – Van - 1925

Rus esaretinden döndüğünde,
İstanbul'da yaşamaya başladı...
Aynada saçlarını beyazlamış görünce,
İnsanları da vefasız bulunca,
İstanbul'dan ayrıldı...
Ve yolculuğunun sonu,
Erek Dağı'ydı...
Bediüzzaman burada iki sene kaldı...
Herşeyden el etek çektiği bir zamandı...
Artık dünyadan sıyrılıp, ahiretine daha çok çalışacaktı...
Yeri Zernabat suyu yakınlarında,
Harabe bir manastırdı...
Burada birkaç talebesiyle beraber kalırdı...
Tüm vaktini ibadet ve eğitime harcardı...
Bir gün talebeleriyle birlikte,
Erek dağının çevresinde dolaşıyorlardı...
Etrafta bol yaban elmaları vardı...
Talebeleri bu elmalardan yemek isteyince,
Bediüzzaman onları şöyle uyardı:
“Bizim hissemiz bağlarda ve bahçelerdedir.”
“Bizim rızkımızı Cenabı Hak oralarda tayin etmiştir.”
“Bu yabani meyveler, yabani hayvanların rızkıdır.”
“Onların kısmetine dokunmamamız lazımdır.”
“Buralarda kesilen hayvanların bağırsak, ciğer gibi kısımlarını da,”
“Hayvanlara bırakmamız lazımdır.”
Günlerden bir gün Molla Hamit'e şunları anlatmıştı:
“Ben bir zaman gençken Ayasofya'da vaaz veriyordum.”
“Cami tıklım tıklım dolu idi.”
“Kapıdan içeri girmek mümkün değildi.”
“İşte o cemaate verdiğim kıymet kadar size de aynı kıymeti veriyorum.”
“Demeyin bize niçin bu kadar ehemmiyet veriyor?”
“Ne için nefes tüketecek, biz kimiz ki? diye”
“Kendinizi küçük görmeyin.”
“Ben size o cemaat kadar ehemmiyet veriyorum.”
“Nazarımda birsiniz...”
Bir defasında Molla Hamit'in aklından bakışla alakalı bir soru geçti.
Üstad adeta hisseder gibi şunları söyledi:
“Harama bakışta...”
“Nasıl küçük bir ateş ormana atıldığında,
“Yavaş yavaş o ormanı yakar, mahveder, bitirir,”
“Nazara tenezzül eden bir mümin,”
“Amelini gün be gün yer, mahveder...”
“Sonra korkarım ki o adamın akıbeti elim ola...”
“Eski Said on sene İstanbul'da kaldı.”
“Bir defa bir kadına bakmadı.”
İşte bunlar gibi binler dersi veren Bediüzzamandı...
Talebelerini korurken, hayvanları unutmazdı...
İnsana değer verdiği kadar, kainatla da alakadardı...
Fakat onun verdiği değeri anlamayan insanlar çoğunluktaydı...
Onu Erek Dağında da bulmuşlardı...
Demek daha çekecek çok çilesi vardı...
Hatta Erek yılları, sanki onu çileye hazırlayan bir kucaktı...
Gündüzleri kimsesiz, geceleri ayazdı...
Ama onun Allah'ı vardı...
Herkes ona bar, ama Allah O'na yardı...
Bir gün atlı kızaklarla alıp götürdüler Üstadı...
Böylece başladı sürgün yılları...
Ardında Zernabat suyunun içli çağlayışını,
Ve o karanlık manastırın harabesini bıraktı...
Erek mi?
O, sanki bir daha hiç gülmedi...
Hep kadim dostunu aradı ve yıllarca ağladı...
Bunu hisseden şair de onun duygularını şöyle kaleme aldı:

“Bulutlar başında boz duman gibi...
“Burçların yaralı bir Ceylan gibi...
“Binicisiz kalmış bir küheylan gibi...
“Gözlerinde yaş var, üzgünsün Erek!
“Ben de sencileyin ağlasam gerek...
“Geldi nesl-i cedid ağlama Erek...
“Karlar giyin, karalar bağlama Erek!...*

ÇAM DAĞI – Barla - 1926

Yer; Çam Dağı...
Zaman; Bediüzzamanın sürgün yılları...
Onun: “Bu menzilleri Yıldız sarayına değişmem”
Dediği dağ, bu dağdı...
Zaten bu dağın ehemmiyetini,
Bir öğle namazının ardından talebelerine anlattı..
Sonra da onlarla şöyle bir müjdeyi paylaştı:
“ Kardeşim biz kendi kendine hareket edenlerden değiliz.
“1400 sene evvel, mübarek bir ümmi ve öksüzün eliyle,”
“O zamanın krallarının, sultanlarının muhalefetine rağmen.”
“Bütün dünyada ilan edilen İslamiyet nasıl parlamışsa, yayılmışsa,”
“Risale-i Nur da Hz. Ali'nin Celcelutiye'sinde bildirdiği gibi,”
“Gizliden gizliye inkişaf edecek,”
“Ona müştak, Risale-i Nur talebeleri vasıtasıyla da,”
“Dünyaya Kur'anın hakikatları ilan edilecektir.”
“Nasıl ki önce kalemle, sonra teksirle olduğu gibi,”
“Yakın bir zamanda matbuat ve radyo vasıtasıyla da olacaktır.”
Bediüzzaman Çam dağında yıllar evvel bunları müjdeledi...
Ve bir bir çıktı söyledikleri...
Demek, O bir şeyi söylüyorsa rast gele değil,
Ferasetini en iyi şekilde kullanarak söylerdi...
Demek Çam dağından esen yeller,
Bu zamana kadar doğrulukla geldi...

HACI İBRAHİM DAĞI - Kastamonu

Kastamonu yıllarında...
Üstad, Hacı İbrahim Dağı'na sık sık giderdi...
Orada tıpkı Hz. İbrahim gibi kainatı tefekkür ederdi...
Hani Hz. İbrahim önce güneşi,
Sonra ardından beliren ayı yaratıcısı zannetmişti...
Ay da güneş de bir müddet sonra ortadan kaybolunca:
“Ben batıp gidenleri sevmem” diyerek,
Yaratıcısının ebedi olduğuna hükmetmişti...
Bediüzzaman’da da aynı tefekkür kaabiliyeti vardı...
Hz. İbrahimle bir bağ kurmuş gibi,
O da batıp gidenleri sevmezdi, hiç sevmedi...
“Faniyim, fani olanı istemem” derdi,
“Acizim aciz olanı istemem...”
“Ruhumu Rahmana teslim eyledim,”
“Gayrı istemem...”
Bediüzzaman Hacı İbrahim Dağı'nda...
Böyle binler şekilde dualar ederdi...
İbrahim ismi onun hayatında belli bir yer edinmişti...
Çünkü kabrini misafir eden toprak da,
Hz. İbrahim makamının bahçesindeydi...
Aslında Bediüzzaman,
Hacı İbrahim Dağı'na,
Karadağ adını vermişti...
Risalelerde geçen Karadağın bir meyvesi bu dağda şekillenmişti...
Bu dağa hemen karşısında bulunan,
“Gelin” isimli tepe komşuluk ederdi...
Ne güzel tevafuktur ki,
Çam dağının komşusu da,
Gelincik Dağıydı...
Bediüzzaman...
Hacı İbrahim Dağı'ndan,
Veya kendi tabiriyle Karadağ'dan
Hz. İbrahimin baktığı noktaya bakar,
Onunla aynı tevhid inancında,
Muhabbetullahta birleşirdi...
Ve her daim Rabbini anar, Rabbine yanar,
Rabbiyle dertleşirdi...

AĞLASUN DAĞLARI - Antalya

Üstad talebeleriyle beraber bu dağda dolaşırdı.
Antalya yakınlarında, Ağlasun Dağı...
Bir gün gene gittiler oraya...
En yüksek kayanın üzerine çıktılar.
Hüsnü Bayram ve Zübeyir ağabey çay yaparken,
Üstad da Cevşen okuyordu...
Bayram Yüksel de O'nun şemsiyesini tutuyordu.
Bir yandan da dalgın bir şekilde:
“Acaba bizim sonumuz ne olacak?”
“İleride ne yapacağız?” diye düşünüyordu.
Üstad o sırada başını kaldırıp:
“Keçeli, keçeli, ne düşünüyorsun?
“Sen sonunu düşünme, senin sonun çok iyi olacak inşallah.” diye cevap verdi.
Bayram ağabey, bu cevap karşısında çok sevindi...
Daha sonra bu olayın üstünden yıllar geçti...
Bayram ağabeyin hayatı bir trafik kazasıyla sona erdi...
Sonu zahiren elim olsa da,
Çıktığı makam şehitlikti...
Bayram ağabeyin sonu aslında Üstadın dediği gibi çok iyiydi...
Öyle ya!
Böyle bir makama çıkmak için,
Dünya saltanatını da verse erişemezdi...
Üstadın müjdesi gerçekleşmişti...
Kimse inanmasa da,
Buna Ağlasun Dağları şahitti...

NUR DAĞI -  1960

Urfa'ya giden yollar...
Bir defasında Üstad'ı da taşımış...
Tek bir defa...
O da ömrünün sonunda...
Üstad yorgun, Üstad hasta...
Sadece bir iki talebesi var yanında...
Bir mola veriliyor Nur Dağı'nda...
Bediüzzaman hiç vazgeçmiyor, daima kulluğunda...
Seccadesi seriliyor sabah namazında...
“Allah” sesleri yükseliyor semaya...
Dağ, karşılık veriyor zikrine, taşıyla, toprağıyla...
Bir bağ kuruluyor aralarında...
Fakat Üstad ayrılmak zorunda...
Derler ki, buranın adı önceleri Gavur Dağ'ı imiş,
Üstad bu ismi Nur Dağ'ı olarak değiştirmiş...
Tekrar düşüyor Urfa yollarına...
Ve ulaşıyor bir zaman sonra, son durağına, son yurduna...
Ey yolcu!
Sen de bir gün geçersen Nur dağından,
Üstad'ını hatırla...
Bir namaz kıl onun kucağında...
Ve ekle duanı, onun burada yaptığı dualara...
Hiçbir şey yapamazsan eğer,
En azından bir Fatiha yolla,
O Aziz ve sevgili Üstad'ının ruhuna...
Dağ dağa kavuşmazmış ama,
Umarım bizler kavuşuruz Üstadımıza ebediyette,
İnşallah..!

Kaynaklar:
1)Son Şahitler N. Şahiner syf 420
2)Tarihçe-i Hayat S. Nursi syf 112
3)Tarihçe-i hayat S. Nursi syf 46
4)Nurs Yolu N. Şahiner syf 18

*Bu mısralar Hilmi Doğan'a aittir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum