1. YAZARLAR

  2. Nurdan HUYUT

  3. Bediüzzamân’ın camileri
Nurdan HUYUT

Nurdan HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Bediüzzamân’ın camileri

A+A-

MARDİN ULU CAMİ – 1892

Molla Said’in bıyıkları henüz yeni terlemiş…
Gencecik, delikanlı bir yüzü var…
Yolu Mardin’e düştüğünde, medrese hocaları ve talebeler önce onunla fikri çatışmalar yaşar…
Başarılı olamayınca da Molla Said’i kendilerine Üstad olarak kabul ederler…
Bir gün Mardin’in Ulu cami minaresine çıkmış arkadaşıyla manzarayı seyrederken…
Enâniyetli hocalara meydan okuma amacıyla olacak,
Arkadaşına: “Gel Kasım burada biraz dolaşalım” der…
Ulu Cami minaresinin korkuluklarına çıkar,
İki kolunu yanlara açar ve bir pervane gibi korkuluklar üzerinde, onlarca metre yükseklikte döne döne yürür…
Eski Said’in cesaretini tüm âleme gösterir…

EMEVİ CAMİ – ŞAM- 1911

Molla Said Otuz üçüncü yılını yaşarken,
Şam Emeviye Camii’ne gider…
Cami içinde on bin kişi mevcuttur…
Ve aynı zamanda yüz tane ilim ehli zat… Görülmemiş, azim bir cemaat…
Molla Said bu camide fevkalade bir hutbe irad eder…
İslam âleminin maddi-manevi bütün yaralarını en güzel şekliyle söyler…
İstikbalde en yüksek gür sadanın İslamiyet olacağını da müjdeler…
Ve bütün hutbeyi şu güzel cümlelerle özetler…
“Yaşasın sıdk, ölsün yeis; muhabbet devam etsin, şûrâ kuvvet bulsun, bütün levm ve itap ve nefret hevese tâbi olanlara olsun… Âmin.”
Herkes de takdir, tahsin ve kabuller…
Hutbe-i Şamiye adıyla şöhret bulan bu eser,
Yüz yıl sonra, yani bugün bile okuyan herkesin dikkatini çeker…

DERE KENARINDAKİ UFAK CAMİ - RUSYA(VARŞOVA) 1918

Bediüzzaman esarette…
Rusya’nın şark-ı şimalîsinde, çok uzak olan Kosturma vilayetinde bulunuyor…
Volga nehrinin kenarında, Tatarlara ait küçük bir camidir burası…
Bediüzzaman yalnız olarak camide yatıyor… O uzun gecelerde çok uyanık kalıyor…
O karanlık gecelerde ve karanlık gurbette Volga’nın hazin şırıltıları…
Yağmurun rikkatli şıpıltıları… Rüzgârın firkatli esmesi…
Hazin gurbet… Hazin vaziyet…
Acizliği ve yalnızlığı…
Her şey Bediüzzaman’ı üzmüşken, her şeyden ümidi kesilmişken,
Kendini karanlığa boğdurtmaz...
Kalbi ağlar en derinden, fakat dili şunları söyler…
“Garibem, bîkesem, zaîfem, natüvanem, el-aman gûyem,”
“Afvü cûyem, mededhahem zidergahet İlahî!”
Ve Niyazi Mısri gibi ekler…
“Dünya gamından geçip, yokluğa kanat açıp,
Şevk ile her dem uçup, çağırırım, dost, dost!”
Allah O’na yeterdi, çünkü o en güzel vekildi…
Bediüzzaman bu halette iken bile bir kurtuluş ışığı bulmasını iyi bildi…

SULTAN EYÜP CAMİ – İSTANBUL - 1920

Esaretten geldikten sonra, aradan bir- iki sene geçer…
Bediüzzaman bir gün Eyüp Sultan kabristanının dereye bakan yüksek bir yerinde oturmuş, afaka bakar…
Birden, hususi dünyasının vefat ettiğini görür, ruh çekilir gibi bir hal hisseder…
“Acaba mezar taşlarındaki yazılar mı bana böyle hayal veriyor?” diye düşünürken, kalbine ihtar edilir ki:
"Bu senin etrafındaki kabristanın, yüz İstanbul, içinde vardır.”
“Çünkü yüz defa İstanbul buraya boşalmış. Bütün İstanbul’un halkını buraya boşaltan bir Hakîm-i Kadîr'in hükmünden kurtulup müstesna kalamazsın”
“Sen de gideceksin…"
Bediüzzaman kabristandan çıkar ve bu dehşetli hayal ile Eyüp Sultan Camii’nin mahfelindeki küçük odasına girer…
Düşünür ki…
Ben Üç cihette misafirim…
“Bu menzilcikte misafir olduğum gibi,”
“İstanbul’da da misafirim,”
“Dünyada da misafirim.”
“Misafir, yolunu düşünmeli.”
Bizler de yolumuzu düşünmeliyiz… Ayakta gezen cenazeler hükmündeyiz…
İleride mutlaka o kabristanlardan birine biz de gireceğiz…
Fakat Üstad’ın dediği gibi, insanda iman gibi kıymettar bir nimet varsa…
“İhtiyarlık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur…”
“Nâhoş bir şey varsa o da günahtır, sefahattir, bid’atlardır, dalâlettir.”

AYASOFYA CAMİ- İSTANBUL- 1920

Bir gün Bediüzzaman’a talebesi Selahattin Çelebi sorar:
Aziz Üstad! “Ayasofya hakkındaki düşüncelerin nedir?” diye…
Üstad şöyle cevaplar:
“Keçeli, keçeli’ ‘Ayasofya, Hıristiyanlığın İslâmiyet’e devir ve tesliminin bir âbidesidir. Bunun için kilise iken, cami olmuştur. Elbette tekrar camiye çevrilecektir’
Bu, Müslüman âlemi için çok güzel bir müjdedir…
Kendisi hayattayken bu müjdenin gerçekleşmesi için oldukça emek sarf etmiştir…
Bir gün Ayasofya caminde bir mebusana şöyle feryat etmiştir…
“Meşrutiyet’i, meşruiyet unvanı ile anlayınız… Ta yeni ve gizli dinsiz bir zorba, pis eliyle o mübareği ağzına siper etmekle lekedâr etmesin…”
“Hürriyeti şeriatla kayıt altına alınız… Zira cahil fertler ve avam insanlar tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olurlar…
“Adalet namazında kıbleniz dört mezhep olsun… Ta ki namaz sahih ola!”

NURŞİN CAMİ - VAN - 1923-1924

Bediüzzaman,  Nurşin Camii’nde kalırmış…
O sıralarda Molla Hamid Bediüzzaman’la tanışmış ve namaza başlamış…
İlim ehli Zatlar Nurşin Camiye gelmeye başlamışlar…
En yüksek ilmî meseleleri hiç çekinmeden Üstad'a sorup cevabını almışlar…
Günün birinde…
Molla Hamid camiye odun taşırken, Bediüzzaman ona yardım ediyor…
“Aman Efendim ben yaparım, siz oturun” diyen Molla Hamide Üstad, şu tatlı cevabı veriyor:
"Birader! Gayretim kabul etmiyor, sen çalışasın ben oturayım…”
“Eğer bilsen gayret ne kadar hayırlı bir iştir, ömrünü bir dakika boşa geçirmezdin!'
Molla Hamit çaresiz susuyor…
Başka bir gün…
Cami hücresinde, küplerde dolu kavurma var…
Fakat hücre kapısı açık unutuluyor…
İçeri sessizce giren bir köpek, küpü kırıyor, kavurmaları da afiyetle yiyor…
Talebeler durumu fark edince, köpeği yakalayıp dövmeye karar veriyorlar…
Bu sorunu yine Üstad en güzel şekliyle çözümlüyor…
“Sizden soruyorum, vicdanen söyleyin. Aç kalsanız, paranızda olmasa, nihayet açıkta bir et bulsanız yer misiniz yemez misiniz? Üstelik aklınız da idrak ediyor ki bu etin bir sahibi var…”
“Elbette yeriz Seyda!” Diyor talebeleri… Üstad tekrar soruyor…
"Bu hayvandır, aklı yoktur. Haramı helâli bilmiyor. Hayır ve şerri tanımıyor. Sahibinin kendisini döveceğini de bilmiyor. Elbette açık kapıdan girip, kıymalarınızı yemiş. Bundan dolayı cezaya müstahak mıdır?
"Köpekte kabahat yoktur” diye kabul ediyor talebeler…
Üstad en ilginç cümleyi işte bu noktada sarf ediyor…
"Madem öyledir. Bu hayvanın gıybetini yapmayın ve helâl edin!'
Üstad her canlının hukukunu muhafazaya gayret ediyor…
Demek Allah’ın “Adl” ismine de en güzel şekilde ayine oluyor…
Bediüzzaman Nurşin Caminde en güzel tespitlerden birini daha şöyle yapıyor…
Bak Molla Hamid! Ben Nurlar içinde kalmışım…
"Doğduğum köy Nurs… Annemin ismi Nuriye…
Hocam Nuri… Kaldığım cami Nurşin…
Bak duvarda Osman-ı Zinnureyn yazılı…
İşte ben Nurlar içinde kalmışım…
Allah bize de ebediyen nurlar içinde kalmayı nasip etsin inşallah…

EMİNÖNÜ HİDAYET (Arapçılar)CAMİ - İSTANBUL - 1926

Şubat ayının sonlarıdır…
Van'dan sürgün edilen Üstad hazretleri oldukça ağır kış şartlarında, önce Trabzon’a getirilir…
Ardından gemiyle yeniden İstanbul’a ulaştırılır…
İşte o gün tanışır Bediüzzaman bu üç katlı güzel camiyle…
Eminönü Hidayet cami Üstad’ı tam yirmi gün kendinde misafir eder…
Fakat Üstad bu sürgüne aldırmaz… İbadetlerine olanca hızıyla devam eder…
Sürgün gibi görünen hazin hal, yine kulluk vazifeleriyle hayata döner…

BAYEZİD CAMİ - İSTANBUL 1926

Bediüzzaman denince akla gelen ilk kelimelerden biri “Namaz” olmalı…
Öyle ki namaz, O’nun hayatının odak noktası olmuş…
Her şeyi namazın etrafına kondurmuş…
Bayezid Camii namazın düşünüldüğü en güzel mekânlardan biri olmuş…
Bediüzzaman ve namaz, Bayezid camiinde daha çok mana bulmuş…
Üstad Bayezid caminin içinde tefekküre dalarken,
Büyük bir huşu ile hafızların Kur’an seslerini dinlerken…
Birden bir ses işittiğini zannetmiş…
Hayali bir ses olduğunu anlayarak kulak kesilmiş…
Ne var ki, hayali ses Şeytan’ın sesiymiş…
Şeytan:
"Sen, Kur’ân'ı pek âlî, çok parlak görüyorsun. Bîtarafâne muhâkeme et, öyle bak. Yani bir beşer kelâmı farz et bak; acaba o meziyetleri, o zînetleri görecek misin?" diye sormuş.
Bediüzzaman böyle bir şeyi düşünce…
Sanki Bayezid’in elektrik düğmesine dokunulmuş gibi her yerin karanlığa gömüldüğünü görmüş…
Ani bir toparlanmayla Kur’an’dan yardım almış…
Birden karanlık, Nur’la aydınlanmış…
Ve şeytanla uzun bir münazara başlamış…
Sonunda Kur’an'ın insan kelamı olmadığını, Allah kelamı olduğunu en mükemmel şekliyle şeytana ispatlamış…
Münazaranın sonucu şaşırtıcı değildir…
Yine Bediüzzaman kazanmıştır…
Şeytan’a bile iman davasının doğruluğunu bir kez daha ispatlamıştır…

KASABOĞLU CAMİİ- BURDUR- 1926

İstanbul’dan İzmir’e, oradan Antalya’ya ve nihayet 1926 yılının Mayıs ayı ortalarında,
Burdur’a getirilir Bediüzzaman…
Burdur’da zorunlu ikamete tabi tutulur…
Yerleştiği evin yakınında Kasaboğlu Cami vardır…
Bediüzzaman Camide yine iman hakikatlerini anlatmaya başlar…
“Birinci Ders, İkinci Ders, Üçüncü Ders…
Hepsini bir araya toplar ve ortaya çok güzel bir eser çıkar…
“Nurun İlk Kapısı…”
Nur’un ilk ışığı buradan doğar…
Ancak, yapılan derslerden ve halkın etrafına toplanmasından rahatsız olan hükümet,
O’nu Isparta’ya yollar…

AK CAMİ- ESKİŞEHİR - 1943

Bediüzzaman Eskişehir hapishanesindedir…
Bir Cuma günü hapishane Müdürüne:
“Benim bu gün mutlaka Ak Cami de bulunmam lazım “diye seslenir…
Müdür Bediüzzaman’a: “ Peki Efendi Hazretleri” diye cevap verir…
Fakat kendi kendine : "Herhalde Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilemiyor" diye söylenir ve odasına çekilir.
Öğle vaktidir…
Müdür duruma hüzünlenir ve Bediüzzaman’ın gönlünü alayım, Ak Camie gidemeyeceğini izah edeyim diye diye koğuşun penceresine kadar gelir…
Fakat Bediüzzaman, içeride değildir…
Hayretle durumu kapıdaki görevliye bildirir. Görevliden:
"İçeride idi; hem, kapı kilitli" cevabı gelir…
Müdür’ün içi rahat değildir… Derhal Ak camie koşar. Bediüzzaman’ın ileride, birinci safta, sağ tarafta namaz kıldığını görür…
Fakat Namazın sonlarında Bediüzzaman’ı yerinde göremeyip, hemen hapishaneye döner… Hazret-i Üstadın hapishane içinde, hem de hücresinde: "Allahu Ekber" diyerek secdeye kapandığını hayretler içinde seyreder…

ÇARŞI CAMİİ- EMİRDAĞ - 1944

Bediüzzaman Emirdağ’da İlk iki sene Çarşı Cami’ne gider… Cemaate iştirak eder…
İkindi namazını camide kılar, yatsıya kadar orda kalır…
İki sene böyle devam eder…
Fakat kaymakam insanlarla görüşüyor diye Bediüzzaman’ı camiden men eder…

SULTAN AHMET CAMİİ – İSTANBUL -  1952

Gençlik Rehberi’nin Mahkemeye verildiği günlerdir…
Bediüzzaman mahkemeye çıkarılmış itiraz raporu dinlenmektedir…
Bir zaman sonra Bediüzzaman, İkindi namazının geçmekte olduğunu söyleyerek müsaade ister.
Ricası kabul edilir ve Bediüzzaman otomobiline bindirilerek Binlerce kalabalık arasından sıyrılıp Sultanahmet Camii’ne gider…
Ve her zaman olduğu gibi, cemaatle namaz kılar…
Bu mahkeme daha sonra beraatla sonuçlanır...

FATİH CAMİİ - İSTANBUL 1953…

Çok şeyler yaşanır… Ömür su gibi akıp gider…
1953 senesinde Bediüzzaman tekrar İstanbul’a gider…
Fethin beş yüzüncü yılıdır…
Üstad Fatih camiindeki kutlamalara iştirak eder…
Camiden çıktığında çınar ağacı altında bir çocuk dikkatini celp eder…
Bediüzzaman’ın şefkatinden kaçmaz çünkü hiçbir çocuk, hiçbir aciz mahlûk…
Onunla konuşur, sohbet eder, başını okşar…
Ve işte o gün hemen hemen herkesin bildiği bir fotoğrafı çekilir Bediüzzaman’ın…
Çınar ağacının altında, Fatih’in anılarla dolu avlusunda…
Çocuk ve Bediüzzaman…
Onun olduğu karede şefkatten başka ne olabilir ki zaten?

URFA HALİLUR-RAHMAN CAMİ -  1960

Bir Mart günü…
Yağmurun ıslattığı cenazenin başında on binlerce insan yığını oluşmuştur...
Bediüzzaman bütün hayatı boyunca tek bir dava uğruna savaşıp durmuştur…
Namaza verdiği ehemmiyet çok büyük olmuştur…
Ardı sıra binlerce namaz ehli insan ve o insanların ellerinde taşınan Bediüzzaman…
Halilür-rahman Caminin avlusuna defnediliyor…
Son durağıdır Halilür-rahman…
Son sözü sanki şu olabilirmiş gibi bu konuda:
“Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zîra asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum, sûreten medenî ve dinde lakayt ve fikren mazinin en derin derelerinde olanları, CAMİ’ye davet ediyorum.
Ne yapsın?
Acele etti, kışta geldi…
Fakat en katı kuralların olduğu senelerde bile camiye gitmekten, namaz kılmaktan vazgeçmedi…
Bizler cennet âsa bir baharda geldik…
Peki, ama Bediüzzaman’ın camilerinden, camilerimizden hissemiz ne kadar?
Bir sivrisineğin bile bir günde çok defa yüzünü gözünü silmesinden bize abdest dersini verdiğini söyleyen Üstad’ dan aldığımız namaz dersi ne kadar?
Namaz’ın, abdestin ve ibadetin kıymetini ne kadar biliyoruz?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum