1. YAZARLAR

  2. Kadri HAZAL

  3. Bediüzzaman’a göre Türklere bakışımız nasıl olmalı?
Kadri HAZAL

Kadri HAZAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Bediüzzaman’a göre Türklere bakışımız nasıl olmalı?

A+A-

Değerli dostlar! Bediüzzaman Said Nursi, Ahir zamanın en büyük müceddid ve müçtehidi olması cihetiyle önceki âlimlere göre ezber bozan bir şahsiyettir. Kürtler konusunda talep ettiği haklar ezber bozduğu gibi, Türk milletine yaklaşımı da ezber bozacak bir mahiyettedir. Bediüzzaman, Zındıka komitesi, süfyan komitesi dediği rejim yandaşlarını Türk Milletinden tefrik edip, onların cinayetlerinden Türk Milletini mesul tutmaz. İşte biz de bu yazımızda Bediüzzaman’a göre Türkler konusunu sizinle paylaşmak istiyoruz. Konu ile ilgili Risale-i Nurlar da yazılanları bir araya toplarsak belki yüz sayfayı bulabilir. Fakat “arife bir işaret kâfidir” kaidesince çok az bir kısmını sizinle müzakere edeceğiz.

Bediüzzaman’a göre Türkler senayı Kur’an’a ve Peygamberiye (a.s.m.) mazhar olmuş bir millettir. Senayı Kur’an’a mazhar olmaları Mektubat’ta şu şekilde ifade edilir: “İşte, ey ehl-i Kur'ân olan şu vatanın evlâtları! Altı yüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri, bin senedir Kur'ân-ı Hakîmin bayraktarı olarak bütün cihana karşı meydan okuyup Kur'ân'ı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi Kur'ân'a ve İslâmiyet’e kale yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müthiş tehâcümâtı def ettiniz. Ta "Allah öyle bir topluluk getirecektir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Onlar mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzet sahibidirler ve Allah yolunda cihad ederler."[1] Ayetine güzel bir mâsadak oldunuz. Şimdi Avrupa'nın ve frenk-meşrep münafıkların desiselerine uyup şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız.

CÂYI DİKKAT BİR HAL: Türk milleti anâsır-ı İslâmiye içinde en kesretli olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise Müslümandır. Sair unsurlar gibi müslim ve gayr-ı müslim olarak iki kısma inkısam etmemiştir. Nerede Türk taifesi varsa Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Macarlar gibi). Hâlbuki küçük unsurlarda dahi hem müslim ve hem de gayr-ı müslim var.

Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et. Senin milliyetin İslâmiyet’le imtizaç etmiş; ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın. Bütün senin mazideki mefâhirin İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme.”[2]

Dinar'ın Baraklı imamı Süleyman'ın Türkler hakkında senâ-i Peygamberi ye dair sualine de Bediüzzaman şöyle cevap yazılmasını istemiştir: “Türkler hakkında sena-i Peygamberi muhakkaktır. Birkaç yerde Türklerden ehemmiyetle bahsetmiş; hadis var. Fakat bu hadisin hakikî sureti ne olduğunu, yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmadığından bilemiyorum. Fakat manası hakikat ve Türk milletinin senâ-i Peygamberiye mazhar olduğu hakikattir. Bir numunesi Sultan Fatih hakkındaki hadistir.”[3] Türklere işaret eden hadislere dair Mucizat-ı Ahmediye de ise şunları söyler: “Hem, nakl-i sahih ile o zamanda vücudu olmayan Basra ve Bağdad'ın vücuda geleceklerini ve Bağdad'a dünya hazinelerinin gireceğini ve Türkler ve Bahr-i Hazar etrafındaki milletlerle Araplar muharebe edeceklerini ve sonra onlar çoklukla İslâmiyete girecek, Araplara, Araplar içinde hâkim olacaklarını haber vermiş.”[4]

Bediüzzaman’a göre “Türk, Müslüman demektir. Hatta Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar. Türk gibi Araplarda da Araplık ve Arap milliyeti İslâmiyet’le mezcolmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyet’tir. O kâfidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir.”[5] Bu hakikat Kürtler, Farslar ve diğer İslam milletleri için de geçerlidir.

Bediüzzaman, Türk Milletine ciddi bir muhabbet besleyip, muhabbetinin sebebini de şu sözlerle ifade eder: “Din-i İslâmiyet milliyetiyle ebedî ve hakikî bir uhuvvet ile Türk denilen bu vatan ehl-i imanıyla şiddetli ve pek hakikî alâkadarım. Ve bin seneye yakın, Kur'ân'ın bayrağını cihanın cihat-ı sittesinin etrafında galibâne gezdiren bu vatan evlâtlarına, İslâmiyet hesabına müftehirâne ve taraftarâne muhabbettarım.”[6]

Bediüzzaman, Türk taifelerine alakadarlığını ve hizmetini de şu sözlerle dile getirir: “Evet, ben unsurca Türk sayılmıyorum. Fakat Türklerin ehl-i takva taifesine ve musibetzedeler kısmına ve ihtiyarlar sınıfına ve çocuklar taifesine ve zayıflar ve fakirler zümresine bütün kuvvetimle ve kemâl-i iştiyakla müşfikane ve uhuvvetkârâne çalışmışım ve çalışıyorum. Altıncı taife olan gençleri dahi, hayat-ı dünyeviyesini zehirlettirecek ve hayat-ı uhreviyesini mahvedecek ve bir saat gülmeye bedel bir sene ağlamayı netice veren harekât-ı nâmeşruadan vazgeçirmek istiyorum. Yalnız bu altı yedi sene değil, belki yirmi senedir, Kur'ân'dan ahzedip Türkçe lisanıyla neşrettiğim âsâr meydandadır. İşte bu beş taife-ki, Türk milletinin altı kısmından beş kısmıdır-menfaatlerine çalışıyoruz. Altıncı kısım ki gençlerdir; onların iyilerine karşı ciddî uhuvvetimiz var, senin gibi mülhidlere karşı hiçbir cihetle dostluğumuz yok. Çünkü ilhâda giren ve Türkün hakikî bütün mefâhir-i milliyesini taşıyan İslâmiyet milliyetinden çıkmak isteyen adamları Türk bilmiyoruz, Türk perdesi altına girmiş frenk telâkki ediyoruz. Çünkü, yüz bin defa Türkçüyüz deyip dava etseler, ehl-i hakikati kandıramazlar. Zira fiilleri, harekâtları, onların dâvâlarını tekzip ediyor.”[7]

“Ey efendiler! Bilirim ki, hak noktasında mağlûp olduğunuz zaman kuvvete müracaat edersiniz. Kuvvet hakta olduğu, hak kuvvette olmadığı sırrıyla, dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-i Kur'âniyeye feda olan bu baş size eğilmeyecektir!”[8]

Bediüzzaman, İslam milletlerini İslamiyetin kudsi nöbettarları olarak görür. Bununla ilgili olarak şöyle der: “Hürriyet-i şer'iye ile meşveret-i meşrua, hakikî milliyetimizin hâkimiyetini gösterdi. Hakikî milliyetimizin esası, ruhu ise İslâmiyettir. Ve Hilâfet-i Osmaniye ve Türk Ordusunun o milliyete bayraktarlığı itibarıyla, o İslâmiyet milliyetinin sadefi ve kalesi hükmünde Arap ve Türk hakikî iki kardeş, o kale-i kudsiyenin nöbettarlarıdırlar.”[9]

Bediüzzaman, Süfyan ve deccallın muvakkaten Türkleri kullanmaya çalışacağını ancak muvaffak olamayacağını da 5. Şua da şu sözlerle ifade eder: “Bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş. “La ye’lemül ğaybe illallah” bunun bir tevili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder. Gariptir, hem çok gariptir: Yedi yüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur'ân'ın elinde şeref-şiar, bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeye çalışır! Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor diye rivayetlerden anlaşılıyor.”[10]

Değerli dostlar! Bediüzzaman’ın bu yaklaşımı hakikaten takdire şayandır. Çünkü, Bediüzzaman Türk olduklarını iddia edip, Türkçülük namına kendisine zulmedenlerin, kasaba kasaba, şehir şehir dolaştıranların, 21 kere zehirleyenlerin bu milleti temsil etmediğinin farkındadır. Bizim de bugün İslama hizmet eden Türk milleti ile ırkçılık ve bölücülük yapan zihniyeti birbirinden ayırt etmemiz gereklidir. Ve tüm İslam milletlerine bakışımız da Bediüzzaman’ın bakışı gibi olmalıdır. İnşaallah başka yazılarımız da Bediüzzaman’ın diğer İslam milletlerine bakışını da ele almaya çalışmak dileğiyle Allah’a emanet olun.


[1] . Maide Suresi: 54

[2] . Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, sh. 543-544

[3] . Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, sh. 549

[4] . Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, sh. 190

[5] . Emirdağ Lahikası, sh. 841

[6] . Mektubat, sh. 713

[7] . Mektubat, sh. 718-719

[8] . Mektubat, sh. 820

[9] . Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, İstanbul 2007, sh. 155

[10] . Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, sh. 932

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.