1. HABERLER

  2. AİLE

  3. Bediüzzaman zalimlerin satranç oyunlarını görmüştü
Bediüzzaman zalimlerin satranç oyunlarını görmüştü

Bediüzzaman zalimlerin satranç oyunlarını görmüştü

Risale Akademi Kurucu üyesi Dr. İsmail Benek, Kastamonu Lahikası Sempozyumu açış konuşmasında "Bediüzzaman, Kur’ani ve imani dürbünlerle bugünleri uyaracak ve çağı aydınlatacak uluslararası ilişkilerin stratejilerini veriyordu" dedi

A+A-

Risale Haber - Haber Merkezi

Kastamonu Belediyesi, Kastamonu Üniversitesi, Risale Akademi ve Kastamonu İlim Yayma Cemiyeti tarafından düzenlenen Kastamonu Lahikası Sempozyumu 17-19 Nisan 2015 tarihinde Kastamonu'da gerçekleştirildi.

Sempozyumun açılış konuşmalarını İlim Yayma Cemiyeti Kastamonu Şube Başkanı Fatih Köse, Risale Akademi Kurucu Üyesi Dr. İsmail Benek,  Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın, Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş ve Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin talebeleri Mehmet Fırıncı ve Abdullah Yeğin ağabeyler yaptı.

Risale Akademi Kurucu Üyesi Dr. İsmail Benek, yaptığı açış konuşmasında "Bediüzzaman, Kur’ani ve imani dürbünlerle bugünleri uyaracak ve çağı aydınlatacak uluslararası ilişkilerin stratejilerini veriyordu" dedi. Benek konuşmasına şöyle devam etti:

Bediüzzaman Hazretleri bu çağın tanığı, Kastamonu’nun misafiri ve o dönemin karanlık tablosunda nur ve nurani olanı telif eden, okuyan, okutan ve yayan bir büyük şahsiyet olarak, karakolun karşısında tek gözlü ve penceresi açık evde her anlamda tarassut altında hizmet, metanet ve şevkle eserler telif ederken aynı zamanda geride bıraktığı Isparta’daki kardeşlerini ve talebelerini de ihmal etmeden mektuplar yazıyor, kâinat seyyahı olarak mekânları, zamanı, dönemi, hayatı ve hükümeti, cebri, keyfi, küfri olanın maddi tazyiklerini sıfırlayan bir iman meşalesi ile Ayetü’l-Kübra’yı dokuyordu.

Karadağ’da, Kale’nin çevresinde, Nasrullah Camii’nde, Şaban-ı Veli Hazretlerinin makamında v.s. ile başlayan ve gök kubbeyi kendine tavan yapan bir dünyadan her şeyden Allah’ı sorduğu, Rabbini sorduğu kâinat yolculuğuna çıkıyordu. Kâinatla konuşuyor, sonra dönüp çarşı karakolunda kendisine eziyet eden komisere sırf ismi Nuri diye nura ve nurani olana aşkından tebessümle şefkat ediyordu.

İkinci dünya savaşında zalimlerin satranç oyunlarını görmüştü. Bizleri, bugünleri uyaracak ve çağı aydınlatacak Kur’ani ve imani dürbünlerle uluslararası ilişkilerin stratejilerini veriyordu. Bu günleri görür gibi ayna tutuyordu istikbale. Haberlere sığınmadan, hatta dinlemeden iman tefekkürü ile sosyal ve siyasi hadiselere makro okumalar yapıyor, kendi tabiri ile boğuşmalara karşı kendi fikri insicamını, istikametini ve müspet hareket metodunu geliştiriyordu.

Talebelerini, kendisi dâhil hiç bir şeyin etrafında kümelendirmiyor, onları metne, kitaba, esere, satırlara, Risale-i Nur’a bağlıyordu. Tamamen manevi olan, maddi hiç bir algı ve anlam taşımayan, kalpler üzerine müesses bir davanın tevhidi ve şuhudi metinleri yazılan bir hakikati, ihlasla inşa ediyordu.

Kastamonu Lahikası’nın satır aralarına baktığımızda, zamanın şahıs değil, cemaat zamanı olduğunu, şahsın dehası bile olsa mukavemetsiz olacağı gerçeğini görürüz.

Bediüzzaman şahıs değil, sistem insanıydı. Bu yüzden sistem olarak şahs-ı nevi değil, şahs-ı manevi tarifi yapıyordu. Kişi değil kurum, şahıs değil sistem, birey değil toplum ortak hafızasına yönlendiriyordu. Talebelerine kolektif iş yapmanın, beraber düşünmenin müzakere ve istişare pratiklerin öğretiyordu.

Onları görmeden, göremeden, tecrit edilmiş bir halde binlerce talebesine hocaydı. Bu dünya geleneğinde hoca görmeden talebe olmanın ve ders almadan ders okumanın uzaktan eğitimin, mektupla öğrenmenin, bunu nurani ağlarla ve bağlarla network sisteme dönüştürmenin en taze ve tatmin edici yoluydu. Üstelik informeldi, gönüllülük üzerine kuruluydu, yataydı, aksiyondu ve bir birini tetikleyen, domino etkisi yapan, dahası çarpan etkisi oluşturan bir nurani yayılımdı. Çünkü sırren tenevveretin akıldan kalbe akan, vicdanları temiz tutan, imana ve ahlaka davet eden müessir metinlerin müellifinden bile azade bir tesiri ve Kur’an’a aitliği vardı.

Talebelerine bir görev vermişti. Risalelerin arkasındaki fihristi düzenlemelerini… Beraberinde ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını, nasıl kalıcı ve sürdürülebilir bir usul ve esasa dönüştüreceklerini, bir takım ve cemaat ruhu ihdas etmenin nasıl mümkün olacağının metodunu öğretiyordu bu kısa mektubunda.

Birlikte okuyalım:

" Aziz kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim,
Fihristeyi, taksimü'l-â'mâl tarzında mütesanid heyetinizin şahs-ı manevisine tevdiiniz çok güzeldir. Tam ve daimi bir üstad buldunuz. O manevi üstad, bu aciz kardeşinizden çok yüksektir; daha bana ihtiyaç bırakmıyor."

Bir işi, bir kurul üzerinden, iş bölümüyle yapmak,  herkesin fıtratına ve kabiliyetine göre iş üstlenmesi ve bu görev tevdiinin yine heyetin mütesanit yani samimi ve ortak bir dayanışma sergileyen ekiple olması gereğini vurgular.

Eğer böyle çalışırlarsa, kendisine ihtiyaçları olmayacağını, kendisine bedel tam ve daimi bir üstad bulmuş olacaklarını söyler ki, bu mektup hayatımın son 25 yılında bana da cesaret, metanet, usul ve istişareyi kiminle ve nasıl yapacağımızı gösteren ve inanılmaz bir kuvvet veren bir zemin oluşturdu.

Eğer bugün ağabeylerin ihlas vadisinde hizmette kalmanın sırrını arıyorsak, bu iş ve işlemleri tarif eden hakiki bir tesanüdün ve buna dair ihlaslı ve ihtisaslı bir ahengin neticesidir.

Yine bir fihristle alakalı bir başka mektubunda der ki; “Benim görevim bitti sizin ise devam ediyor.”  Varlığını kardeşlerine, yeni döneme,  gençliğe, geleceğe, binlerce ile ifade edilen nitelikli insanlara devretmek…  Ve de bunun yanında onların yol haritasını vererek, görevlerini tadat etmek, fıtratlara cesaretlendirici davetiye çıkarmak, bu yüzyılın dikey, müstebit ve zalim muktedirleri ve onlardan etkilenen düşünürlerin kendini merkeze koyma ve yaşatma zaafları ile kıyaslandığında, Üstadın ne denli evrensel ve ilahi olana uygun bir yol ve yöntemle Risale farkını ortaya koyduğu görülecektir.

Bediüzzaman, yazdıklarının ve istediklerinin kendisini de bağlayacak bir şekilde, talebelerini kendi çalışmalarına ortak etmiştir. Şahsını, şahs-ı manevi içine atmıştır. Vazifesini sınırlayan, ”bundan sonrası size aittir” diyen, bu konuda tereddütsüz görev devri yapan ve cesaretlendiren bir yol açmıştır. Bu yönde tevdi ve havale yaparak hizmet arkadaşlarına vazifeleri teslim edip, teşvik etmiştir.

O satırları birlikte okuyalım:

“Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. Bir emaresi de şudur ki: Bu sene çok defa ihtar edilen hakikatleri kaydetmek için teşebbüs ettimse de çalıştırılamadım. Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur'ân Kelâmullah olduğuna ve i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir. Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazen izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuâ’nın Dokuz Makamı’nı tekmille ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek. Risale-i Nur'un samimî, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlâsından ve tesanüdünden süzülen ve tezahür eden bir şahs-ı mânevî, size bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir."

Yine mektuplarda görmekteyiz ki, İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlık yılları ve geçinme derdi yaşayan insanlarının kazanma hırsı, para ve kazanç arzuları ile israfa giden ve karşılanmayan giderler altında ruhu ıskalanan ve incinen ehl-i imana ve bilhassa nur talebelerine ciddi ikazlar yapar.

İktisatla yaşamayı, israftan kaçmayı ve zenginlerin mallarının çoğunlukla şüpheli olan bir asırda olduğumuzu hatırlatır ve fakirlere mağdurlara metanet vermemizi önerir.

Hizmet etmeye maddi kaygıların ve dünya rahatının, makam ve mevkilerle kariyer ve statü bağımlılığının engel olmamasını tavsiye eder.

Okuduklarımın bana öğrettiklerinden bir parça arz ettim. Ama metinlerin kalıcı, vurgulu ve endişeli dünyaya yönelik ikazları daha güçlü metinlerde okunabilir.

foto_galeri-002.gif

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.