1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Bediüzzaman ve Bayram
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bediüzzaman ve Bayram

A+A-

Bediüzzaman’ın Bayram ile ilgili imajlarından biri Resullullahın (asm) miraç merdiveni ile semaya çıkmasının, semavat sakinleri ve seyircileri için bir bayram neşesi ile karşılanmasıdır. Bediüzzaman Said Nursi zübde-i kainat olan Peygamberimizin (asm) semaya teşriflerini "bir sürur alameti, bir bayram, bir şenlik" olarak ifade eder. Bu ifade de semavattaki bu karşılaşmayı gören keşif ehli ve hakikat ehli, yani semavattaki ve arzdaki harikulade manevi olayları gören insanlar buna görerek hükmetmişlerdir. 

Olayın iki öznesi var. Biri Cenabı Nebi (asm) diğer öznesi müşahit olan, onun semaya seyahatını gören keşif ve hakikat ehlini o semavi gösteriyi ve sinemayı görmeleridir. 

“Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm cin ve inse meb’us olarak teşrifine semâvât ehlince bir şenlik, bir bayram gibi bir alâmet-i sürur olduğunu, ehl-i keşif ve hakikat hükmetmişlerdir.”

Bediüzzaman bayram kelimesine geleneksel edebiyat ve din telakkisinin çok ötesinde bir boyutta görür. Alvarlı Efe’nin günahlardan kurtulup ahirete gitmenin asıl bayram olduğunu ifade eden bayram telakkisi ve Akif ve Yahya Kemal, Tecer’in bayram anlatımları da farklılık gösterir. Yahya Kemal “Süleymaniye’de Bayram Sabahı“ şiirinde bir bayram sabahı büyük camideki buluşmayı bütün zamanları kuşatan, tarihi ve dini hayatı içine alan bir boyutta anlatır. 

Camiye mazideki büyük savaşlarda şehit olan ulvi kişilerin ruhları da kuşlar suretinde gelir ve girerler. Hatta camiden savaşlarımızdaki top seslerini işitir. Gökten ve yerden bütün zamanları içine alan geniş bir imajla bayramı gözler önüne serer. Akif, Fatih semtinde bir bayram yerini neşe ve milletin şetaretini anlatır. Şair kalkıp bayram yerine gitmiş ve oradaki olayları bir romancı netliği ile gözler önüne sürmüştür. Tecer ise bayram yerini nesir olarak anlatır.

Bediüzzaman ise “inna cealne maalel ardi ziyneten leha“ ayeti celilesindeki ziynet telimesinden hareket eder. Süslenen kainat bayram yeri hazırlığı gibidir. Daima kendini yenileyen kainatta herşey en güzel görüntülerle bayram yerine hazırlar. Bu büyük bayramın hem semadan hem de de zeminden seyircileri vardır. Allah kendi mülkünün azamet ve ziynetini kendi ulvi nazarı ile görür. Melekler de bir cümbüşle seyreder, hayvanlar ve kuşlar ve insanlar da başka seyircilerdir. Bütün mevsimler bu büyük insanın süslenmesinin çeşitli safhalarıdır ama bahar başka tabii.

“Hem güya Hakem-i Zülcelâl, zeminin meşherinde teşhir ettiği antika ve acip eserlerine binler gözle bakmak istiyor. Hem güya o Sultan-ı Ezelînin o ağaca verdiği murassâ hediye ve nişanları ve formaları, hususî bayramı ve resm-i küşâdı olan baharda, padişahın nazarına arz etmek için, öyle müzeyyen, mevzun, muntazam, mânidar bir şekil almış ve öyle...”

Bediüzzaman, alışılmış yorumları hep aşmıştır, böyle bir bayram yeri tamamen yeniliktir. On Yedinci Söz tamamen bu kainat denilen bayramı anlatır. 

“Hem, baharın herbir günü, herbir haftası birer tâife-i nebâtâtın birer bayramı hükmünde olduğu için, herbir tâifesi dahi kendi Sultanının o tâifeye ihsan ettiği güzel hediyeleri teşhir için, ona taktığı murassâ nişanları birer resm-i geçit tarzında, o Sultan-ı Ezelînin nazar-ı şuhud ve işhâdına arz ettiğinden ve öyle bir vaziyet gösterdiğinden, bütün nebâtât ve eşcar, güyâ "San’at-ı Rabbâniye murassaâtını ve çiçek ve meyve denilen fıtrat-ı İlâhiyenin nişanlarını takınız, çiçekler açınız!" emr-i Rabbâniyeyi dinliyorlar ki, rûy-i zemin dahi gayet muhteşem bir bayram gününde, şâhâne resm-i geçitte, sürmeli formaları ve murassâ nişanları parlayan bir ordugâhı temsil ediyor."

Muhayyirül ukul, akılları şaşırtan bir bayram tasarımıdır. Ama insanlar bu ulvi bayramın yerine ulvi seyrin ve temaşanın yerine suni oyuncakları ile teselli bulur onların ruhsuz duruşlarını suni bir temaşa ile seyreder, öteye taşmayan bir ucuz seyir yaparlar.

"Hâlık-ı Rahîm ve Rezzâk-ı Kerîm ve Sâni-i Hakîm şu dünyayı âlem-i ervâh ve ruhâniyât için bir bayram, bir şehrâyin sûretinde yapıp, bütün esmâsının garâib-i nukuşuyla süslendirip, küçük büyük, ulvî süflî herbir ruha ona münâsip ve o bayramdaki ayrı ayrı hesabsız mehâsin ve in’âmâttan istifade etmeye muvâfık ve havâs ile mücehhez bir cesed giydirir, bir vücud-u cismânî verir, bir defa o temâşâgâha gönderir. 

"Hem, zaman ve mekân cihetiyle pek geniş olan o bayramı asırlara, senelere, mevsimlere hattâ günlere, kıtalara taksim ederek, herbir asrı, herbir seneyi, herbir mevsimi, hattâ bir cihette herbir günü, herbir kıtayı, birer tâife, ruhlu mahlûkatına ve nebâtî masnuâtına birer resm-i geçit tarzında bir ulvî bayram yapmıştır. Ve bilhassa rûy-i zemin, hususan bahar ve yaz zamanında masnuât-ı sağîrenin tâifelerine öyle şâşaalı ve birbiri arkasında bayramlardır ki, tabakàt-ı âliyede olan ruhâniyâtı ve melâikeleri ve sekene-i semâvâtı seyre celb edecek bir câzibedarlık görünüyor; ve ehl-i tefekkür için öyle şirin bir mütâlâagâh oluyor ki, akıl tarifinden âcizdir.”

Bayramın ayrıntısını da verir. Her ağaç bir kasidedir, kendini sultanına arzeder. 

“Çiçek açmış herbir ağaç, güzel yazılmış manzum bir kasîdedir ki, o kasîde Fâtır-ı Zülcelâlin medâyih-i bâhiresini inşâd edip, şâirâne lisân-ı hal ile söylüyor. 

Veyahut o çiçek açmış herbir ağaç, binler bakar ve baktırır gözlerini açmış; tâ Sâni-i Zülcelâlin neşir ve teşhir olunan acâib-i san’atını bir iki gözle değil, belki binler gözlerle baksın, tâ ehl-i dikkati öyle baktırsın.

Veyahut o çiçek açan herbir ağaç, umumi bayram olan baharın içindeki hususi bayramında ve resm-i geçit-misâl bir anda yeşillenmiş âzâlarını en süslü müzeyyenâtla süslemiş. Tâ ki, onun Sultan-ı Zülcelâli, ona ihsan ettiği hedâyâyı ve letâifi ve âsâr-ı nurâniyesini müşâhede etsin. Hem meşher-i san’at-ı İlâhiye olan zeminin yüzünde ve bahar mevsiminde, murassaât-ı rahmetini enzâr-ı halka teşhir etsin. Ve şecerin hikmet-i hilkatini beşere ilân etsin. İncecik dallarında ne kadar mühim hazîneler bulunduğunu ve ihsanât-ı Rahmâniyenin meyvelerinde ne derece mühim defîneler var olduğunu göstermekle, kemâl-i kudret-i İlâhiyeyi göstersin.”

Bütün bu hilkatin bayram yerinin yanında Bediüzzaman, zulüm ile bayramları karartılan adamdır. Yirmi yılda kırk bayramını münzevi yani insanının bayramına katılmadan geçirmiştir, ona bayram yaşatılmamıştır.

“Demek bu yirmi senede bana verilen azap, bütün bütün kanunsuz ve keyfi bir muameledir. Bu yirmi sene kırk bayramımı münzevi, yalnız geçirdim. Artık yeter! Kabir kapısındayım, beni dünyaya baktırmayınız.”

Hepsinden öte Bediüzzaman eserlerini insanlık tarihinde kimsenin görmediği bir büyük zulüm altında yazmıştır ama sonunda zaferi kazanmış eserleri basılmıştır. İşte o eserlerinin insanlarla buluşması olarak kabul eder ve o günlerini bayram olarak niteler. "Bu günler benim bayramım” der. Deniz kıyılarında, yalılarda bin türlü zerafet ve tantana içinde yazılan eserler vardır. Hamit Eşber‘i Selimiye Camii’ne bakarak yazmıştır.

İşte böyle. Bayram telakkisinde ve tasarımında çok orijinal, çok yönlü bir bahar anlatımı vardır Bediüzzaman’ın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.