1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. Bediüzzaman nasıl geri bildirim alırdı?
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bediüzzaman nasıl geri bildirim alırdı?

A+A-

Geri bildirim, elektrik-elektronik sistemlerde kullanılan teknik bir terimdir. “Feedback” kelimesinden sosyal alana taşınan bir kavramdır. Geri besleme anlamındaki bu teknik kavramın ifade ettiği anlamı; bir elektronik devrede giriş sinyallerinden, yani verilerden sistemin planlanan çıkışındaki değerlerin giriş değerleri ile uyumunu sağlamayı amaçlayan bir sistemdir.

 

En basit örneği sokak lambalarının hava kararınca otomatik olarak yanmasını sağlayan fotosel sensörlerle çalışan otomatik anahtarlama sistemidir. Ortam aydınlandığında ise otomatik olarak söndürür. Elektronik devrelerde daha karmaşık işlemlerde hep bu (feedback) sistemi çalışır.

 

Şimdi sosyal alanlarda “feedback” kavramı ise, geri besleme değil “geribildirim” olarak sosyal davranışların, toplumun algı ve kanaatlerinin alınması konusunda kullanılır.

Keza, endüstriyel işletmeler piyasa beklenti ve algılarını öğrenmek için bu geri bildirimlere çok önem verilmektedir. Kuruluşların AR-GE birimleri, bırakın geri bildirim almayı nasıl geri bildirim alınması gerektiği üzerine yoğunlaşmaktadırlar. Alınan geri bildirimlere göre ileriye yönelik stratejiler geliştirmektedirler. İleride karşılaşılacak problemlere kriz çıkmadan proaktif düşünerek tedbir alabilenler krizi kolay atlatabiliyorlar. Kara düzen çalışanlar da batıyorlar.

 

Araştırma kuruluşları, istatistik biliminin temeli geri bildirimlerin sayısal değerlerinden sosyal sonuçlar çıkarmaya dayanmaktadır. “Kanaate göre değil kanıta göre” karar vermek içindir.

 

Geri bildirim, fertlerin tekâmülü için de çok faydalı bir yoldur. İnsan kusurunu görüp düzeltmesi ile kemâle erişebilir. Bir dostun bize hatamızı söylemesi boynumuzdaki akrebi göstermesi olarak değerlendirilmeli. Özeleştiri, nefis muhasebesi yine aynı cümleden yaklaşımlardır.

 

Kâmil ve mütevazi insanlar geri bildirimden memnun olurlar. Enaniyeti güçlü, kibir, gurur küpü kendini beğenenler geri bildirimden hoşlanmazlar. Etrafındaki dalkavuklardan hoşlanırlar. Asıl tehlike ise her yapılana “hikmet buyurdunuz, evet efendimci” diyen dalkavuklardan gelir. Zaten en büyük hata kişinin kendini hatasız görmesidir.

 

risale_kulaklik.jpgBediüzzaman Said Nursi hazretlerinin geri bildirime çok önem verdiği hususu Barla Lahikasında dikkatimi çekti. Hayrette kaldım.

 

Barla hayatı döneminde, telif edilen her risale bir vesile “Santral Sabri” ünvanı verdiği talebesine ulaştırılıyor. Oradan yazılmak ve çoğaltılmak üzere o günün şartlarında sayıları üç beş kişi olan talebelere dağıtılıyor. Tashih için aynı yoldan geliyor ve son şeklini alıyor.

 

Barla lahikası mektuplarına bakıldığında ilk mektuplar Hulusi imzalı. Her telif edilen risaleyi okuyan Yüzbaşı Hulusi Bey, okuduğu risaleden anladıklarını kendi üslubu ile Üstada yazdığı mektupla paylaşıyor. Sadece çok iyi, güzel, harika diye genel ifadelerle değil o risalenin konusu hakkında muazzam ilmi bir değerlendirme yapıyor.

 

Sonra Santral Sabri’nin mektupları dikkati çekiyor. Yine her okudukları risale hakkında anladıkları mânâyı geri bildirim olarak Üstad’a aktarıyorlar. Sayfaları çevirince Ahmed Hüsrev’in mektupları risaleler hakkındaki mülâhazalarını içeren mektuplar var. Sonra, Re’fet Bey’in mektupları, suallerine cevaplar. Şamlı Hafız Tevfik, Hafız Ali, Asım, Süleymanlar, Mustafalar, Rüştü, Bekir Bey, Hakkı efendi, Lütfi ….vs’ler gibi daha birkaç isimlerin mektupları, istifadelerini ifade ettikleri gayet derin Tevhid dersleri niteliğinde mektuplar.

 

Bazı değerlendirmeler müşterek. Okunduktan sonra mektup olarak yazılıyor. Muazzam bir mektupla, uygulamalı ve interaktif eğitim denilebilir. Yanlış mânâ verenleri de tashih ediyor Üstad. O mektupları yazanların seviyeleri şu gün için de havas mertebesinde ulema sınıfındadır. Konu sadece kâtip, söyleneni yazıp kopya yapan rolünde değildir. İlmi derinlik ve vukufiyete sahip olduklarını anlamak mümkün.

 

Üstad Bediüzzaman talebelerine yazdığı mektuplarında bakınız nasıl geri bildirim istiyor?

(Hulusi beye hitaben yazılmış bir mektuptur);

“Evvelâ: Yazdığım bazı şeylere dair fikrinizi soruyordum. Maksadım; ‘gördüğüm hâkikat acaba hâkikat  mıdır?’ diye sormuyorum. Belki ‘hâkikate açılan yol, acaba umuma yol olabilir mi?’ diye soruyorum. Çünkü, umumun telakkisini sizin kadar bilmiyorum….” (Barla Lahikası, 135)

 

Demek umumun telakkisi, algısı, anladığı önemliymiş.

 

Yine aynı mektubun ilerleyen bölümlerinde “Fakat bence böyle efdaliyet meselesinde kabul-ü âmmeyi ihsas eden âdet-i cemaat medar-ı tercihtir. Âdet-i İslâmiye nasıl gelmiş o daha efdaldir” diyor.

 

Mesele gayet açıktır: Umumun telakkisi, kabul-ü âmme, âdet-i cemaatin (sayıların değil âdetlerin) medar-ı tercih olması bugünkü deyimle kamuoyunun genel kabulünün ne kadar önemli olduğunu ders veriyor.

 

Halbuki, Kur’an’ın mânevi mucizesi olan Risale-i Nur, o zamana kadar selef âlimlerin Haşir akidesi hakkında “bu nakildir akıl bu yolda gidemez” dedikleri alanda Onuncu Söz gibi bir risale hakkında dahi; “Haşir Risalesini çok kuvvetli buldunuz mu?” (s. A.g.e. syf.164) diye sorması çok mânidardır.

 

Bu zamanda bizlere ne oluyor ki, anladığımızı “yegane doğru budur” diyerek uhuvvet ve muhabbeti ortadan kaldıran inadımızda ısrar ediyoruz.

 

Bütün memleket ahalisi, kamuoyu, risaleden ders alanların ekseriyetinin kanaatlerini hiçe sayarak cemaati cemiyetten tecrit edenler biraz empati yapmalı. Sahabe mesleğinin sırrı olan, “veraset-i nübüvvet sırrı”na haiz olmanın şartı, iman hakikatlerini tebliğ vazifesidir.

 

İnsanların ekseriyeti ile çatışarak, ters düşerek nasıl tebliğ vazifesi yapılabilir?

Eğer Bediüzzaman’a ve Risale-i Nur’a talebe olduğumuzu iddia ediyorsak cemaat ve cemiyete kulak vermeliyiz. “Bu böyledir!” diye dayatmak nefsin ve kollektif gururun ürünüdür.

 

Toplumun pusulası, saat ayarı mesabesinde olan Risale-i Nur camiası, hakikati tebliğ etmek noktasında saat ayarı ve pusula olma misyonu ile topluma hem kulak vermek hem de tebliğ vazifesini ifa etmek konumundadırlar.

 

Pusula rolü gerçek liderliktir. Emir vermekle değil mensup ve muhatap olduğu topluma kulak vermekle yapılabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
12 Yorum