• Ankara12 °C
  • İstanbul11 °C
  • İzmir17 °C
  • Antalya15 °C
  • Trabzon17 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bediüzzaman düşerken bağırır: Ah dâvâm!
04 Mart 2012 / 13:49

Bediüzzaman düşerken bağırır: Ah dâvâm!

O, İslâm dünyasında örnek gösterilecek onlarca dava adamından sadece biri

Cihan Yenilmez'in haberi:

Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Van'da kaldığı senelerde sık sık ‘iki minare yüksekliğinde' diye tarif ettiği Van Kalesi'ne çıkar. Orada dik ve sarp bir yerde bulunan mağarada inzivaya çekilir. Âlem-i İslâm'ın ihyası adına izdirap çeker. İmansızlık gayyasına yuvarlananlar için dua dua yalvarır. Tefekkürlere dalarak ‘Kur'an'ın sönmez ve söndürülemez bir güneş olduğunu bütün dünyaya ilan etmenin' yollarını arar. Bazen gelecek nurlu nesilleri gözünün önüne getirir, bazen Medresetüzzehra'nın projesine odaklanır. Yine bu düşüncelere dalmak için o kutlu mekâna hızlı adımlarla giderken ve tam mağaraya inecekken birden ayakları kayar. Ayağını koyacak, eliyle tutunacak bir yer bulamaz. Bir an boşlukta kalıverir. Ölümün yüzünü gösterdiği o an bile kendi canı ve hayatı aklına gelmez. Sesinin çıktığı kadar bağırır: "Davam, Ah Davam!" Düştüğü yer, altı metre yüksekliğinde bir kayalıktır; fakat sanki gizli bir el onu iter ve o, üç metrelik bir kavis çizerek aşağıdaki mağaranın kapısının önüne iniverir.

Bu hâdise, herkese Allah'ın duyurulması ve insanlığın kurtarılmasını mefkûre edinen, onu hayatının gayesi bilen ve bu uğurda maddî-manevî her türlü fedakârlığı göze alan Bedüzzaman'ın davasına sadakatinin de bir göstergesi aynı zamanda. O, İslâm dünyasında örnek gösterilecek onlarca dava adamından sadece biri. Çünkü tarihimiz, bir peygamber ve en büyük dava adamı olan Hz. Muhammed'den (sallallahu aleyhi ve sellem) intikal eden davayı aynı ruh, azim ve heyecanla muhafaza etmeye çalışan yüzlerce büyük zatla bezeli.

Peki, Kâinatın Sultanı Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz ben davamdan dönmem.” dedirten, Mus'ab Bin Ümeyr'i zengin bir ailenin çocuğu iken kendisini saracak bir kefen bile bulamadan toprağın bağrına düşüren, Eyüp Sultan'ı 90 yaşında ata bağlanarak İstanbul önlerine getiren, Selahattin Eyyûbî'ye gülmeyi unutturan, Murat Hüdavendigar'a “Allah'ım Müslümanları mansur ve muzaffer eyle, dilersen Murad kulun sana kurban olsun.” ifadelerini söyleten, Bediüzzaman'ı kendisinden önceki birçok âlim gibi memleket memleket sürgüne gönderip zulümler çekmesine sebep olan ve kendisinden sonra gelenleri de Sibirya'dan Sana çöllerine, Afrika'dan Avustralya'ya gönderen ‘dava' ne demek? Dava adamı olmak herkesin harcı mı? Dilerseniz bu sorulara birlikte cevap arayalım.

‘HER İNSAN DAVA ADAMI OLABİLİR'

Kararlılıkla taşınan, uğrunda fedakârlık yapılan, hep daha ileriye götürülmek istenen ve vefalı olunan şeye ‘dava' deniyor. Dava adamı ise, sırf mefkûresi için yaşayan, çizgisinden hiç sapmadan ve ekseninden kaymadan savunduğu davayı, bütün dünyaya, her zeminde ve platformda, hiç üşenmeden, yılmadan ömrü boyunca anlatan kişiye verilen isim. Bu insanların en büyük özelliği ise yaşadıkları hayatın, kendi arzu ve hevaslerine bağlı olmaktan ziyade ideallerinin çizdiği doğrultuda olması. Zaten ruh, kalb ve kafaları da bu hayat tarzına göre şekilleniyor. Bu kişiler için dava adamının yanı sıra idealist, gaye insanı, ideal insan, mefkure insanı, adanmış ruh, dertli gibi birçok isim kullanmak da mümkün. Yazar Hekimoğlu İsmail, “Kedi, aslangiller familyasındandır. Ama kırk tane kedi bir araya gelse, bir tane aslan etmez. İşte dava adamı bu demektir.” diyerek bir ideal uğruna koşan her insanın dava adamı olamayacağına dikkat çekiyor. Çünkü herkesten hayatını ideali eksenine oturtması beklenemez. Zira bir hedef gerçekleştirilirken bazılarına dost, taraftar, muhip veya sempatizan olmak düşebiliyor. Hekimoğlu İsmail dava adamı ile sempatizan arasındaki farkı söyle tarif ediyor: “Dava adamları gündelik ve dünyalık işlerini boş vakitlerinde yapar. Dost, taraftar, muhip ve sempatizanlar ise davayı boş vakitlerini değerlendirme aracı olarak görür.”

‘Dava adamı' sıfatını, belli bir zümreye has bir durum gibi düşünmek de doğru değil. Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Efkan Yeşildağ, her insanın dava adamı olabileceğine inanıyor. Ancak burada ölçü olarak insanın kendinde var olan potansiyel ve donanımları ön plana çıkıyor. Yani donanımları ölçüsünde, inandığı değerler uğruna çaba sarf edenler de dava adamı sayılabiliyor. Örneğin iyi bir evlat yetiştirmek için çırpınan anne veya baba, okumak istediği bölümü kazanmak için gecesini gündüzüne katan öğrenci, işinin hakkını vermek için çabalayan işçi ya da memur da kendi çapında dava adamı sayılabiliyor. Ancak genel olarak dava adamı olmak, hayatlarını değerli bir mefkureye vakfedenlere has bir durum. Bu kişilerin hareket noktasını ise idealleri oluşturuyor. Dolayısıyla dava adamı olabilmenin ilk koşulu gaye-i hayalin ne olduğunun belirlenmesiyle başlıyor. Bu, hayatın bir anlam kazanması ve insanların bencilliğe düşmemesi için önem taşıyor.

Bediüzzaman Hazretleri, Lemaât'te “Bir gaye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenasi edilse; elbette zihinler enelere dönerler, etrafında gezerler. Ene kuvvetleşiyor, bazen sinirleniyor. Delinmez ta ‘Nahnü' olsun. Enesini sevenler, başkalarını sevmezler.” diyor. Yapılan işlerde bir hedef belirlenmezse enaniyetin öne çıkıp benlik ve bencilliğin kuvvetlenmesi söz konusu olabiliyor. Bir hedef olmazsa ya da unutulursa zihinlerin enaniyet ve bencillik girdabına sürüklenmesi kaçınılmaz. Yani muvaffakiyetin olabilmesi için hedefin tespit edilmesi ve onun bir an olsun akıldan çıkarılmaması gerekiyor. Hekimoğlu İsmail, bu noktada, “Her insanın bir hedefi, bir gayesi olmalı. O hedef onu koşturur. Yoksa çalışmayan makineler gibi çürür gider.” diyor.

İnsanın hedefi kadar büyüyebileceği göz önüne alınarak ortaya konulan gayenin de büyük olması elzem. Fethullah Gülen Hocaefendi, “İnsan şahsî ve içtimaî hayatı adına kendine çok büyük şeyleri gaye-i hayali olarak ortaya koymalı. Küçük hedeflere bağlı yaşayanlar ve bütün bütün hedefsiz olan kimse, hayalleri ölçüsünde bir insan olarak ömrünü geçirir, öyle ölür ve ahiret hayatı da ona göre şekillenir.” ifadelerini kullanıyor. Bu minvalde bir insanın ev, araba almak, zengin bir iş adamı, başarılı bir çalışan, iyi bir eğitime sahip, herkesin tanıdığı bir isim olmak, kariyer yapmak gibi hedefler belirlemesi küçük ve tehlikeli mefkûreler arasında sayılıyor. Çünkü zamanla bunların elde edilmesiyle kişi, doyumsuz hale gelebiliyor. Sürekli farklı arayışların peşine düşebiliyor. Bu sebeple gayelerin elde edilmesi zor olan ve insanı sürekli heyecanda tutan şeyler olarak belirlenmesi gerekiyor.

EN BÜYÜK GAYE: ALLAH'IN RIZASI

Fethullah Gülen Hocaefendi, bir Müslümanın en büyük gayesinin Allah'ın rızasını kazanmak olduğunu vurguluyor. Zira islâm inancı açısından en büyük şeref olan bu hedef, inananları ibadet hayatı ve yaratılış gayesini hatırlamada canlı tutuyor. Ciddi bir irade ve gayrete bağlı olan, dini en iyi şekilde yaşama düşüncesi de bu ideale bağlı. Hocaefendi, insanların kendilerine “Namazımı şöyle kılacağım, insanlara şöyle iyilikte bulunacağım, ibadetlerime şunu ekleyeceğim.” gibi sürekli hedeflerin konulması gerektiğini dile getiriyor. Ancak hedef belirlenirken dini yaşamayı zorlaştıracak hale getirmemek de lazım.

Günümüzün en büyük gayelerinden biri de, Üstad Hazretleri'nin ‘farzlar üstü farz' olarak nitelediği tebliğ ve irşad vazifesi. İslâm'ın güzelliklerini temsil etme ve bu güzellikleri başka sinelere aktarma görevi geçmişte olduğu gibi bugünün Müslümanlarının omuzlarına yüklenen en büyük sorumluluklardan. Hocaefendi bu vazifeyi şöyle izah ediyor: “Efendimiz ile başlayan İslâm davası, çeşitli kimselerin elinde hakkıyla korundu ve günümüze kadar bütün canlılığıyla intikal etti. Eğer günümüzde de aynı ruh, aynı azim ve inançla; aynı şuur, aynı hasbilik ve diğergamlıkla bu işe sahip çıkmazsak, günümüze kadar elden ele emanet olarak intikal eden bu davanın -Allah muhafaza buyursun!- enkaz haline gelmesi mukadderdir. Tabii buna sebebiyet veren de bizler olmuş olacağız. Bence asıl üzerinde ısrarla durulması gerekli olan husus da işte budur: Maddî-manevî her şeyin üstünde ona olağanüstü bir ehemmiyet atfetme ve dünyevî işlerin çok çok üstünde değer verme, hatta o olmadıktan sonra yaşamanın mânâsız olduğuna inanma, dahası genç nesilleri buna inandırma, Rabbimizin bize lütfettiği her fırsatı bu istikamette yani nesillerimizin irfan hayatı adına, imana ermeleri adına değerlendirme ve bunu en büyük vazife sayma. Bunun dışındaki bütün pâye, makam ve mansıplar bir hiç hükmünde olmalıdır.”

Hocaefendi'nin işaret ettiği hedefi için nice dava adamı yollara düştü ve düşüyor. Kimisi malını mülkünü satıp bu dünyada bir dikili ağaç bırakmamaya söz vererek Tacikistan'da aldı soluğu, kimi yurdunu yuvasını terk ederek adını sanını bilmediği ülkelere yerleşti. Haiti, Ekvador, Senegal, Maldivler'i yurt edindi, kendisini de o ülkelere hizmetkar belledi. Bir daha dönmemeye söz vererek Moğolistan'ın soğuk topraklarında bir mühür gibi mezarını bıraktı ya da Tuna Nehri'ne kaptırmak istemediği öğrencisi için şahadet şerbeti içti. Onlar farkında olmadan şimdilerde de destan yazmaya devam ediyor. Bazıları, Sibirya'nın steplerinde buza yazı yazar gibi bir nesil inşa etme telaşında bazıları ise Afrika'nın çöllerinde herkesin "Zenci" dediğine, "İncilerim" diyerek sarılıyor. Evet günümüzün dava adamları, dört bir yanda gökler gibi pırıl pırıl yeni bir dünya kuracak nesiller yetiştirme heyecanı ile çırpınıyor. 

Binbir önem ve özenle günümüze kadar intikal eden büyük mefkureyi gelecek nesillere taşımak bugünün insanının vazifesi olduğu gibi, gelecek nesillerin de hakkı. Bu sürekliliği daim kılabilmek için dava-i nübüvveti mutlaka birilerinin taşıması gerekiyor. Kuşkusuz, bu davayı temsil ediyor gibi görünenler değil, ancak layıkıyla temsil edebilenler ‘dava adamı' sıfatına hak kazanıyor. Ve büyük mefkureler de ancak o insanların omuzlarında yükseliyor.

DAVA ADAMLARININ VASIFLARI

- Mutlaka bir hedefi vardır.
- Yaptığı ve yapacağı her işinin önünü ve sonunu çok iyi düşünür. Hiçbir zaman karambole adım atmaz ve onun plansız işi olmaz.
- Gönül verdiği dava uğruna, kendi öz nefsine kadar her şeyi feda etmeye hazırdır.
- Yaptığı işleri bilerek yapar, her işinde iradesinin hakkını verir.
- Her gün davası uğruna gördüğü, müşahede ettiği acı manzaralar ve gelecek adına milletini tehdit eden şeyler karşısında bin defa ölür, bin defa dirilir ve bir kere ölmekle kurtulmayı asla düşünmez.
- Tepeden tırnağa hayat doludur. Yaşamanın önemli olduğunun da farkındadır. Ama o, diriliş eridir ve hayatı gibi diğer değerli şeylerini de öldürmeye değil, yaşatmaya bağlamıştır.
- Başkalarının bilgi ve tecrübelerinden istifade eder. Meşveretsiz işi olmaz.
- Kendisini, başkalarını yaşatma zevkine adamış, nefsî haz ve zevklerinden sıyrılmış bir insandır.
- Davasına karşı vefalıdır. Bir an onu düşünmemeyi büyük günah sayar.

'DAVA ADAMI YETİŞTİRMEK İÇİN ÇOCUĞUNUZA İYİ BİR ROL MODEL SUNUN'

Günümüzde insanların en büyük sorunu bir gaye ve hedefinin olmaması.Özellikle gençlerde bu eksiklik daha bir dikkat çekiyor. Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Efkan Yeşildağ'a göre hedefin olmaması, iç motivasyonun olmadığı anlamına geliyor. Bu durumdaki kişilerde dış motivasyonla, başkalarının teşvik ve gayretleri ile hareket etmek durumunda kalıyor. Dava adamı olabilecek nesillerin yetişebilmesi için rol modeller çok önemli. “Her dava adamının mutlaka bir rehberi vardır.” diyen Yeşildağ'a göre, bu konuda anne-babalar ile öğretmenlere büyük sorumluluk düşüyor.
Rol model belirlenmesinde iki önemli evre bulunuyor. Bunlardan biri 3-6 yaş arasındaki dönem. Bu yaşlarda çocuklar model olarak ebeveynini esas alıyor. Ancak kimlik gelişim süreçleri olan 10-15 yaşlarında ise genellikle ulaşamayacakları kişileri örnek alıyorlar. Bu yaşlarda ailelerin, çocuklarının karakterine uygun tarihî ve dinî şahsiyetleri, film, resim ve kitaplar aracılığıyla sevdirmesi gerekiyor. Anne-babalar evlatlarına uygun bir rol model sunamazsa -fıtrat boşluk kabul etmediğinden- bu boşluğu çocuklar kendi arayışlarıyla dolduruyor. Bu da büyük ihtimal medyanın sunduğu kahramanlar oluyor. Yani dizi ve film yıldızları, mankenler, şarkıcılar, futbolcular çocukların önce ulaşmak istediği sonra da olmak istediği kişiler haline geliyor.

Yeni Bahar

YORUMLAR
Bediüzzaman;Ah Davam! AH! DAVAM!
sultan
Sayın yazar, dava adamı olma yolunda değişik görüşler aktarmış.Herkes dava adamlığı yapabilir görüşü çok doğru değil! Öncelikle böyle bir bilinci oluşturmak ve kişinin fıtraten çok cesur olması,kararlı olması, tam ihlaslı bir yüksek imanının olması gerek! Bu seviyelere çok az insan çıkabiliyor.Yani dünyasını sadece ahireti kazanma aracı görmeyi başarmak, nefse DUR demek , dünyevi herşeyi ALLAH RIZASI için değerlendirmek çookk zor şeyler!!Hakkaten her babayiğidin harcı değil.
05 Mart 2012 Pazartesi 17:52
KARİKATÜR
IŞİDi yönlendiren parmak
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Risale Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0.312.492 06 88 / Faks : | Haber Yazılımı: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA
Web Hosting Sağlayıcı:    Kaliteweb Hosting