1. YAZARLAR

  2. Kenan ÖREN

  3. Bedduanın psikolojisi
Kenan ÖREN

Kenan ÖREN

Yazarın Tüm Yazıları >

Bedduanın psikolojisi

A+A-

Öncelikle şunu belirtmede fayda var. Bir kere beddua etmek meşrudur. Cenab-ı Hak (C.C), Tebbet Suresi’nde Ebu Leheb’e beddua etmiştir. Yüce Peygamberimiz (SAV) sağ elle yemek yemeyene, kendisini namazda taciz eden çocuğa beddua etmiştir. Bediüzzaman zalimlere beddua etmiş ve “Yaşasın zalimler için Cehennem,” demiştir. Bunlar vesikalarıyla sabit beddualardır. Yani beddua etmenin yeri, muhatabı ve zamanı müsait olduğunda beddua edilir. Ama beddua kime edilir sorusuna gelecek olursak, işte orada durmalı ve düşünmeliyiz.

Öncelikle yukarıda sayılan beddualar, İslâm’ın ruhuna aykırı davrananlara yönelik beddualardır. Yani beddua yüce dinimize ve dindarlara zulmeden, yanlış yapanlara yönelik dillendirilen bir tazarru ve niyazdır. Yoksa Müslümanlara yönelik olarak beddua edilmez. Yanlış yaptıklarında ise ıslahlarına yönelik dua edilir. Hatta zalimlere de ismen beddua hoş karşılanmamıştır. Meselâ Haccac-ı Zalim ve Yezid gibi eşhasa bedduayı Bediüzzaman Hazretleri uygun bulmamış, zira onların Müslüman oldukları için sonradan pişman olup tövbe etme ihtimallerini göz önünde bulundurmuştur. Onun yerine genel anlamda zalimlere beddua edilmesi tavsiye edilmiştir. Zaten Bediüzzaman, kendisini 31 Mart Vakası’nda Divan-ı Harp’te idamla yargılayanların isimlerini zikrederek beddua etmemiş ve genel anlamda “Zalimler için yaşasın Cehennem,” ifadesini kullanmıştır. Ve hatta yine Bediüzzaman kendisini idamla yargılayan ve camı kırık oldukça soğuk bir koğuşta bekleten savcıya beddua etmeye niyetlenirken, o savcının çocuğunu gördüğü için, o çocuğa bir zarar gelir, düşüncesiyle beddua etmekten vazgeçmiştir.

Şimdi gelelim bedduanın psikolojisine… Beddua edenin ruh haleti çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Kim olursa olsun, o haleti yaşayan beddua eder. Bu kaçınılmaz bir ruh yapısıdır. Bu ruh yapısı ise, tabiri caizse tam da bam teline basıldığında ortaya çıkar. Yani bir takım zalimler kümülatif bir şekilde, yani zircirleme olarak peş peşe tacizler yaptığında, zalimane eylemler uyguladığında, mazlum olan ve zulme uğrayan insan bu moda girer ve ruh haleti böyle bir atmosferin kapsam alanına girer ve sonuçta can havliyle beddua eder. Bu kaçınılmaz bir ruh haletidir ve çelik iradelilerin dışında hemen her insanda vuku bulur. Hatta Hoca Efendi gibi çelik iradeli insanlarda da maksimum noktaya gelince onlar da bu moda ister istemez girebilirler ki, Hoca Efendi’nin düştüğü halet böyle bir ruh halidir.

Bendeniz, hükümetin hikmetine karışmam ve Cemaat ile Hükümet arasındaki kavganın da bir tarafı olmam. Zira Üstadımız bizi siyasetten men etmiştir ve neden men ettiği de son olaylarda son derece bariz bir şekilde ortaya çıkmıştır. Yani zaman Bediüzzaman’ın siyaset konusunda ne derece haklı olduğunu bir kez daha teyit etmiştir. Biz iki tarafın kavgasından endişe duyarız ve iki tarafın barışması için dua ederiz. Zira “Filler ve Çimenler” metaforunda olduğu gibi, filler savaşırken alttaki çimenler eziliyor. İşin ucu hepimize dokunuyor ve ülke, millet bundan zarar görüyor. Ekonominin son zamanda aldığı darbe bir tarafa ehl-i imanın tesanüdü kırılıyor. Buna sebep olan kim olursa olsun oldukça mesul bir pozisyona giriyor. Bu bağlamda, kardeşliğimizi bozmaktan içtinap edip, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmasını bilmeliyiz ki, her iki taraf da bunu çok iyi biliyor.

Peki, Hoca Efendi’nin bedduasına ne demeli. Her ne kadar bedduadan sonra tevil etmeye çalışsalar da, bunu herkes bilir ki, bal gibi bedduadır. Ama bu bedduayı neden yapmıştır, ona bir bakmak lâzım. Şahsen anladığım kadarıyla, Hoca Efendi’ye geçmişten bugüne yapılan zulümler, son olaylarla maksimum noktaya gelmiş ve bam teline basılmış. O da canı yandığındın basmış bedduayı. Belki bunu anlarım, ancak benim anlamadığım bir şey var. O da şudur. Hoca Efendi gibi âlim bir zat, kendisini 12 Eylül’de terörist listesine ilâve eden ve bu listede resmini teşhir eden darbecilere neden beddua etmedi de, daha hafifi olan bir pozisyonda beddua etti? Üstelik beddua ettiği muhatabı kendi ekibine son derece bonkör davranan ve devletin önemli yerlerinde kadrolar sunan bir otorite ise. Evet, iki tarafın da birbirlerine karşı fedakârlıkları olmuştur. Hoca Efendi gurubu ta dünyanın dört bir yanından gelerek hükümeti yani Ak-Parti’yi desteklemiştir. Ama her iki tarafın da vefa duygusu neden böylesine tahrip olmuştur, işte bunu anlamak mümkün değildir.

Olan olmuştur, kılıçlar çekilmiştir ve geçmişte Müslümanlar arasında vuku bulan elim olaylardan birisi şimdi de tekerrür etmektedir. Peki, bu durumda ne yapmak gerekir? Acizane tavsiyem şudur ki, her iki taraf da ekstrem sözlerden ve davranışlardan bir an önce sıyrılmalı ve “Sulh hayırdır, hayır sulhtadır,” mealindeki Ayet-i Kerime’ye tahassun etmelidir. Artık yeter, bu kadar Alem-i İslâm’ı rencide eden söylemlerden sıyrılmalı ve yapıcı, tamir edici söylemlere yönelmelidirler. Yoksa kendilerini ebedi âlemde mesul edecek vahim bir duruma düşme ihtimali bulunmaktadır.

Allah her iki tarafa da basiret versin ve bir an önce barış havası estirsin. Unutulmamalıdır ki, bu kavga sürdüğü müddetçe, bu kavganın galibi olmayacaktır ve her iki taraf da mağlup olacak ve sonuçta ehl-i iman cephesi müthiş bir tahribata uğrayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum