Bayram

Durmak iyidir.

Bu nefes nefese koşu, bu ölümün peşinden koşan hayat, bu kan, bu savaş, insana insanlığını, dindara dinini unutturuyor.

Bir durup soluk almak hepimize iyi gelecek.

Koşarken, koşuya kaptırır kendini insan, nereye, niye koştuğunu unutur.

Durunca, düşünür biraz.

“Ben niye koşuyordum? Nereye koşuyordum?”

Sabahleyin bizim sahtekâr armut ağacına baktım, meyvesinde hiç tat yok ama yapraklarının kızıllığı, duruşundaki ağırbaşlı zarafet, dallarının arasından süzülen amber rengi güneş, bizim mahallenin armudu Goya’nın tablolarından çıkmış bir kontes gibiydi.

Hava ılık, gökyüzü aydınlıktı.

İnanmayacaksınız ama kuşlar ötüşüyordu yan bahçede.

Yolda, dallarında kabarıp kızarmış narlar gördüm.

O narin çiçeklerin, bereketli olgun meyveleri.

Sokaklar sakindi.

Bayramları seviyorum.

Duruyorsun çünkü, etrafına bakıyorsun, kendine bakıyorsun, narı, kuşu, yaprağı görüyorsun.

Anneni özlüyorsun.

Böyle bayramlar annenin çevresinde toplanıp tatlanır, bir annenin etrafında kalabalıklaşır bayramlar.

O sevimli telaş, hazırlanmış masaya, yıllar önceki çocukluğunun şımarıklığıyla dadanan oğlana o tatlı azar, “Üstünden yeme, ben sana ayrıca veririm,” takılmalar, sohbetler, sigara dumanı gibi yayılan o rehavet.

Mutfaktan gelen yemek kokuları.

Annen yoksa, kimse sen masaya yaklaşırken usulca eline vurup, “hişt yapma bakayım” demiyorsa, annenle birlikte çocukluk da gittiyse ve bir daha gelmeyecekse, bir daha öyle bir bayram yaşamayacaksan bile o geçmişin sende kalan hayalleri, hatıraları var, artık kaybolmuş da olsa her bayram gülümseyen bir yüz var.

Çoktandır annemin mezarına gidemedim.

Eskiden arada uğrar konuşurdum biraz.

Ben söylerdim, o dinlerdi.

Bayramları seviyorum, duruyorsun çünkü.

Durmak iyidir.

Koşarken kaybettiğini dururken bulursun, o duruşlarda ilk rastlayacağın kendin olursun, koşarken senden kopup ayrılan kendin, annesini, bayramı, aile kalabalığını özleyen kendin...

Seni alıp götüren düşüncelerinden ayrılır, peşinden gelen duygularına kavuşursun.

At düşüncelerini, bırak, terk et, sakin bir suda hafif esintilerle gezinen nilüferler gibi içinde dolaşıp duran duygularına bak bugün, özle, üzül, hayallerinle gülümse, bir daha yaşayamayacak bile olsan yaşamış olduklarına sevin.

Bunları hâlâ yaşayabilenlerin neşesine ortak ol.

Bugün bayram.

Dur bugün.

Bu yaprak, bu kuş, bu nar.

Onlara bak.

Bugün kimse kimseyi vurmayacak, “yapmayın” diye bağırmak zorunda değilsin, kışlada, dağda bugün kimse ölmekten korkmayacak, rüzgârı, dalı, ağacı, yemeğin kokusunu fark edecek herkes, bir günlük de olsa bir sevinç, bir huzur yaşanacak.

Bugün hiçbir insanı ötekinden ayırmayacağız, “su akar, güneş ısıtır” gibi basit gerçekleri yeniden fark edeceğiz, “herkes aynı yerden geldi, aynı yere gidiyor, bu orta yerdeki anlamsızlıklar nedir” diyeceğiz, bayram bugün, basit ve sıradan gerçeklerin günü, basit ve sıradan olmanın o muhteşem macerasını yaşayacağız, öfkelenmeyeceğiz bugün, öfke yasak, düşmanlık haram, bu yaprak, bu kuş, bu nar, bugün hayat bu kadar, böylesine sade, böylesine kolay.

Bayram namazından çıkan hacı amcaların artık benden daha genç olması, cami kapısından dağılan cemaatin arasındaki o uykulu gözlü oğlanların yüzündeki ciddiyet, bir an önce eve dönmek için hızlanmalarındaki o telaşlı huzur gülümsetecek beni.

Sakince yürüyeceğim.

Ağır adımlarla.

Yetişeceğim bir yemek, hınzır bir gülümsemeyle elime vurup, kimseye sezdirmeden mutfakta bana küçük tabakta kavrulmuş kıyma verecek kimse yok, olsun, olanların sevincine ortağım.

Bugün bayram çünkü, herkes herkesin sevincine ortak, kimse sakınmaz sevincini ötekinden.

Bugün bayram.

Bu yaprak, bu kuş, bu nar.

Hayat dediğin, bugün bu kadar.

Taraf

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.