1. YAZARLAR

  2. Hüseyin YILMAZ

  3. Basın ve Meclis kavgalarından çok utanıyorum!..
Hüseyin YILMAZ

Hüseyin YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Basın ve Meclis kavgalarından çok utanıyorum!..

A+A-

İlk hayâl kırıklığını bir dost meclisinde yaşamıştım... Sekiz on kişiydik, bir birimizi yıllardan beri tanıyorduk... Bir meşveret mevzuu etrafında cereyan eden sohbet bir anda iki kişi arasında karşılıklı tenkide dönüşmüştü. Yüzleri gerilmiş, boyun damarları kabarmış, yüksek ve hırçın bir ses tonu ile bir birilerini ittiham ediyorlardı.

Olmamalıydı, böyle bir şey başkası için numûne-i imtisâl mevkiinde olan bu iki insan arasında yaşanmamalıydı. Üzülmüş, kahrolmuştum... Bu iki dostumun bundan sonra başkalarına iyi  ve güzel şeylerden nasıl bahsedeceklerini, itidal tavsiyesinde nasıl bulunabileceklerini aklım almıyordu... Namaza nasıl durabileceklerini, nasıl duada bulunabileceklerini de anlayamıyordum... Anlaşamamanın, farklı düşünmenin tecellisi bu olmamalıydı. Gerektiğinde birbirilerine hayatlarını değil, ruhlarını fedâ edebilecek insanlar bu tuhaf, bu acınacak, bu elîm ve çirkin vaziyete düşmemeliydiler. Ama düşmüşlerdi...

* * *

Zaman zaman benzer bir utanc ve dehşeti Meclis’te olup biten kavgalara şahid oldukça da yaşadım... Bağrışan, küfreden, yumruklaşan ve bir birilerini tehdid eden bu insanlar milletvekili olabilirler miydi? Olmalılar mıydı?.. Yazık ki, kavga Meclisin çatısı altında cereyan ediyor ve bu rezilce hercümercin orta yerinde yer alanlar da milletvekilleriydi.

Koca bir milletin geleceklerine hükmeden insanların içine düştükleri bu vaziyet; demokrasiye inanlar için inkısar-ı hayâl, bunlarla memleket idâre olunamaz, deyip imtiyaz peşinde koşan çevreler için ise kuvvetli karine teşkil ediyordu... Aklından önce en kaba tarzıyla yumruklarını konuşturmaya çalışan bu zorba, bu tahammülsüz, bu ufuksuz insanlarla memleket nasıl idâre olunacaktı? Memleketin faziletli evlatları Meclis çatısının altındakiler değilse, nerede bulacaktık onları?

Hele bir partinin genel başkanının bir metreden fazla kendi sıralarına yaklaşanları tehdit etmesi vardı ki, tam bir felâketti... Ve bu insanlar daha sonraki günlerde yine milletin karşısına geçip tuhaf bir ciddiyet içinde nutuk atmaya devam ettiler...

* * *

İlk iki örnekten geri kalmayan, belki çok daha çirkin bir kavga da basın mensupları arasında devam ediyor. Üstelik yeni bir kavga da değil bu, zaman zaman hep olmuş bir kavga. Basın mensubları sadece haber taşıyıcı hamallar değil, düşünen insanlar... Hiç değilse öyle olmaları beklenir. Kaldı ki kavga muhabirler arasında değil, yayın yönetmenleri ve başyazarlar seviyesinde cereyan ediyor.

Fikir kavgasından, düşünce çarpışmalarından bahsetmiyorum; düşünce hürdür... Kafalar adedince farklı düşünceler olabilir, yadırganamaz... Yadırgatıcı olan, düşünmesi gereken bu insanların en pespaye küfür ve hakaretlerle birbirilerine saldırmaları, birbirilerini ahlâksızlıkla ittiham etmeleri... En çirkin, en kaba, en berbat küfrü kullanan kendisini gâlib ilân ediyor ve alkışlanmayı bekliyor. Nasıl bir hayasızlık bu? Anlayamıyorum, anlamam da mümkün değil...

Bugün meslekdaşına hakaret eden veya hakarete uğrayan bir yazar, yarın okuyucunun karşısına geçip hayatî memleket meselelerinden, faziletlerden nasıl bahsedebilir? Yazdıklarının itibar görmesini, sözlerinin takdir toplamasını nasıl bekleyebilir? Kendi evinizde kalbini rencide ettiğiniz bir âile ferdinin toparlanması bile günler alıyor, ammenin önünde bu kadar ağır yaralanan bu insanların bir daha iflâh olmaları beklenebilir mi?

Şark milletlerinin fevri tabiatını olduğu gibi muhafaza ediyoruz, terbiyesine muvaffak olamadığımız bir yabanî hayvan gibi bir tabiat bu... Faziletli insanlar, ene ve menfaat kemendini parçalayıp atabilenlerdir... Gerisi bir alay müraî, bir alay hergele...

  * * *
Birinci örnek çok hususî şartlarda, çok kapalı bir zeminde cereyan etmişti. Üstelik diğerlerine göre çok daha edepliceydi... Hiç değilse küfür yoktu, tahkir yoktu, kaba kuvvet yoktu. Yine de yaralanmış, inkısar-ı hayâle uğramıştım... Çünkü aldıkları fazilet dersinin bu kadarına bile tahammülü yoktu, mevzii de olsa hoş değildi. Nitekim bu iki dostum daha o akşam kucaklaşıp barıştılar ama uzun yıllar ikisine de eskisi gibi bir daha ısınamadım...

Meclis ve basın kavgalarının asıl dehşetli tarafı, millet ve dünyanın gözleri önünde cereyan etmeleri... Fazilet, iki ayak üzerinde yürüyor olmakta değil, ahlâklı olmaktadır. Ahlâkın temel kaynağı: din... Temiz ve berrak ahlâk pınarları hep aynı kaynaktan fışkırmıştır... İnsan akıl ve tecrübelerinin zaman içinde mal-ı umumî hâline getirdiği kaideler de çoğu zaman temelde dine istinâd eder; yâni bir teyidden ibarettir; dini teyid...

Türkiye, devlet eliyle birinci sıra ahlâk kaynağı tahribe uğrayan memleket... Bir asırdır devlet, dine âit ne varsa gericilik yaftasıyla mahkûm edip, öcü diye ilân ediyor... Ahlâk pınarları kurutulan bir milletin bütünüyle ahlâksızlaşmasına niçin şaşmalı?.. Memleketteki ahlâksızlık bu tahribkârlığın muvaffakıyeti nisbetindedir. En çok kaybedenler, üstlerine en çok devlet gölgesi düşenlerdir. Vaziyet ortada...

Fazilet, bir avuç mü’minin sevdası... Gerisi dünya hayatı ve menfaatleri uğruna bütün değerleri tahribe, bütün ahlâksızlıkları irtikaba dünden râzı. Bunca rüşvet, bunca su-i istimal ve bunca hırsızlığın başka izahı mı var? Bu günün maddeci insanının tek mukaddesi var: Para... Tek mukaddesi para olanlar, o puta sahip olma uğrunda her değeri rahatlıkla ve fütursuzca peşkeş çekiyorlar; kendi şahsiyetleri de dâhil...

Cidden utanıyorum!.. Meslekdaşlarımın çirkin ve hayasızca kavgalarından da, devletin mâbedlerinde yaşanan rezilliklerden de utanıyorum. Dâvâyı kaybettiğimiz yere dönmek, oradan yeniden başlamak zorundayız. Bu milletin değerler kaynağı dindir; faziletlerini bu kaynakta yüklenir, kirlerinden bu kaynakta yıkanarak temizlenir... Bir asırlık lâdini tecrübenin hazîn, elîm ve ümitsizce âkibeti ortada. Birşey kazanamadık, kaybettik; görüyorsunuz... 

Düşmanlarımızın icbar ve teşvikiyle girdiğimiz bu çıkmazdan kurtulmaya mecburuz... Bu istikamette hiç bir ışık, hiç bir fazilet, hiç bir necat yok... Saâdetimiz vahyî istikamette, bu şeytanî cenahta değil...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum