1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. Barla Lahikasının Mukaddimesi ve Hatıra Getirdikleri - 1
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Barla Lahikasının Mukaddimesi ve Hatıra Getirdikleri - 1

A+A-

Yirmisekizinci Mektub’un Yedinci Meselesi -hatimesi müstesna olarak- Barla Lahikası’nın başına iltihak edilmiştir. Bu, elbette Bediüzzaman Hazretlerinin tasarrufu iledir.

Bu yazıda cevabını arayacağımız sualimiz budur:

Neden bu parça Barla Lahikasının başında yer almıştır?

Şüphesiz ki, bu sualin cevabını bulabilmek için bu parçanın neden bahsettiğini tetkik etmemiz gerekir. Sonra Barla Lahikası mektublarının kısa bir analizi ve bu parça ile bu mektubların nokta-i iltisakını (kesişme noktasını) aramalıyız.

Madem böyledir bu parçanın bir hülasasını evvelce mütalaa edelim:

Parça, bu ayet ile başlamaktadır: [1]قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

İnayât-ı Seb’a olarak da adlandırılan bu risalede, Allah’ın fazlından gelen, Bediüzzaman ve talebelerini müferrah edecek inayetler zikredilmiştir. Evvela yedi sebeb tahtında bu inayetlerin neden izhar edilmeleri gerektiği izah edilmiş ve saniyen mazhar olunan inayetler yedi işarette bildirilmiştir. Her ne kadar yedi işaret içinde yedi inayet zikredilse de bunlar küllidirler cüz’iyatları çoktur. Fihrist Risalesi’nde bu risale için denilmiştir ki: “Bu inayât-ı seb’ayı okuyan adam, Risale-i Nur eczalarının ne kadar ehemmiyetli ve nazar-ı inayet-i İlahiyede bulunduğunu ve himayet-i Rabbaniyede olduğunu bilecek.”[2]

Şimdi, zikredilecek olan inayetlerin neden izhar edildiğine dair olan yedi sebebe bakalım:

Birinci sebeb: Bediüzzaman Hazretleri, Birinci Dünya Savaşından önce bir sadık vakıada görüyor ki; Ağrı Dağı altındadır ve dağ müthiş bir infilak eder. (İnfilak kelimesinin patlama ile beraber gün ağırmak ve şafak sökmek anlamları da olması manidardır. ) Ve dağlar kadar parçaları dünyanın her tarafına dağıtır. (bir dağ patlasa, etrafa dağıtacağı parçalar dağlar kadar olamayacağına göre buradaki anlatımın bir başka açıdan tetkik edilmesi de gerekir) Bu sırada yanında gördüğü merhum validesine de “Ana korkma, Cenab-ı Hakkın emridir; O Rahîmdir ve Hakîmdir” der. Ve bu hal üzere iken mühim bir Zât kendisine amirane “İ’caz-ı Kur’anı beyan et” der.

İnce nükteler ve belki çok sırlar içinde bulunan bu vakıadan Bediüzzaman Hazretleri bir vazife ile tavzif edildiğini anlamıştır. Kendisi bu vakıayı böyle yorumluyor: “bir büyük infilak olacak, O infilak ve inkılabdan sonra, Kur’an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’an kendi kendini muhafaza edecek. Ve Kur’ana hücum edilecek; i’cazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’cazın bir nev’ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.”[3]

Bediüzzaman, Kur’anın i’cazının beyan edilmesi Sözler (yani; Risale-i Nur) ile olduğu için bu hizmetteki inayetlerin de o i’cazın hesabına geçtiğini ve onun reşahatı ve bereketi nev’inden olduğunu söylüyor.

Öyle ise; bu hizmete gelen inayetleri ve bereketleri izhar etmek Kur’anın i’cazına yardımdır, izhar etmek gerekir.

Bu vakıada, Kur’an etrafındaki surların kırılmasının ne manalara geldiği de ayrı bir araştırma konusudur.

İkinci sebeb: Kur’an-ı Hakîm mürşidimiz, üstadımız ve imamımızdır. Medem Kur’an kendini medhediyor biz de onun hesabına onun tefsirini methedeceğiz.

Üçüncü sebeb: Baki hakikatler fani şahıslar üzerine bina edilemez. Sözler de benim malım değil Kur’anın malıdırlar. Öyle ise Kur’anın reşehât-ı meziyatına mazhar olduklarından izhar etmeye mecburum.

Dördüncü sebeb: Tahdis-i nimet olarak bu inayatleri izhar etmek gerekir. Küfran-ı nimete düşmemek ve fahre de girmemenin yolu budur ki; meziyetler inkar edilmesin kabul edilsin fakat temellük edilmesin Mün’im-i Hakikinin in’amının eseri olarak bilinsin. İşte Sözler güzeldirler ve bu güzellik Kur’ana olan ayinedarlık sebebi iledir. Öyle ise o ayineye terettüb eden inâyât-ı İlahiyeyi izhar etmek de tahdis-i nimettir.

Beşinci sebeb: Bu Sözler, istikbalde gelecek kutsî zâtlara bir programdır. Onlara zemin hazırlıyor. Öyle ise madem bize ait değil fahir ve gurur olamaz. Sözler namındaki nurlara ait inâyâtı beyan etmek ancak medar-ı hamd ve şükür ve tahdis-i nimettir.

Altıncı sebeb: Bu inayetler, Sözler’in neşri vasıtasıyla Kur’ana edilen hizmetimize bir acil mükafat ve teşviktir, bir muvaffakiyyettir. Muvaffakiyyet ise izhar edilir. Muvaffakiyyetten daha ileri olsa ikram-ı İlahî olur ki bunun izharı da manevi bir şükürdür. Daha da ileri olsa, Kur’anın kerameti olur ki biz mazhar olmuşuz. İhtiyarsız ve habersiz gelen kerametin ise izharı zararsızdır. Kerametin de ilerisine geçse, Kur’anın manevi i’cazının şuleleri olur ki madem maksat i’cazın izharıdır öyle ise bunun da izharı medar-ı hamd ve şükürdür.

Yedinci sebeb: İnsanların yüzde sekseni tahkik ehli olmadığı için makbul ve güvenilir insanlardan işittiklerini takliden kabul ederler bu nedenle, iman ve Kur’an hizmetinin kıymetini insanların çoğunun nazarına gösterebilmek için bu inayetleri bağırarak ilan etmeye mecburuz. İhtiyarımız ve haberimiz olmadan bu inayetler gösteriyor ki biz bilmeden istihdam ediliyoruz.

İşte bu yedi sebebe binaen Bediüzzaman Hazretleri pek çok Risalede olduğu gibi bu “İnayat-ı Seb’a” Risalesinde de külli yedi inayeti zikretmiştir. Bunları nev’ gibi düşünebiliriz. Bu yedi külli inayet nev’inin çok kesretli fertleri vardır.

Mazhar olunan inayetler de yedi çeşittir. Ve her bir işarette bir nev’ine işaret edilmiştir:

Birinci işaret: Tevafuktur. Hassaten Mucizât-ı Ahmediye Risalesindeki Resul-i Ekrem Aleyhissaltü Vesselam kelimelerinin birbirine denk gelmesi ve Mucizât-ı Kur’aniye Risalesindeki tavafuk nazara verilmiştir. En ziyade tavafuk bu iki risalede kendini göstermesi de tesadüfe verilemeyecek bir iştir. Malumdur ki tevafuk aynı kelimelerin ya birbiri ile tam alt alta ya karşılıklı sayfalar birbirine kapansa üst üste gelmesi gibi denklikler ile ortaya çıkar. İlginç olan budur ki farklı yerlerde farklı insanlar birbirinden habersiz yazdıkları nüshaların tevafukları birbirine tam muvafık düşmüştür. Ve bu sadece birkaç sefere mahsus da değildir. Bunun açık izahı budur ki: Mucizât-ı Ahmediye Risalesi Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın mucizelerine bir ayinde olmuştur ve Mucizât-ı Kur’aniye Risalesi de Kur’anın i’cazına bir ayine olmuştur. Ve onlar öyle ayinelerdir ki hem tecelli vardır onlarda hem de temessül…

İkinci işaret: şevk, gayret ve ciddiyette birbirine benzeyen zatların bu hizmet etrafında halkalanmaları ve Üstadlarına muavenet etmeleri. Bu zatların halis niyet ile bir araya gelmesi ile çok kerametlere mazhar ve veliyy-i kâmil hükmünde bir şahs-ı manevinin teşekkül etmiş olması.

Üçüncü işaret: Risale-i Nur’un, iman ve Kur’an hakikatlerinden kader ve Ehadiyet sırrı gibi çok müşkül meseleleri kemal-i vuzuh ile halletmesi şerh ve izah ve isbat etmesi.

Dördüncü işaret: Çok büyük allamenin bile “izah edilemez” dedikleri meselelerin Risale-i Nur ile en âmi ve ümmi olanların da anlayabileceği tarzda izah edilmiş olması.

Beşinci işaret: Risale-i Nur’da zihinleri karıştıracak ve okuyana zarar verecek bir nesne bulunmaması. Tarihte çok derin meseleleri izah edip de bazılarına zarar etmeyen bir eser görülmemiştir.

Altıncı işaret: Bediüzzaman hazretlerinin bütün hayat serencamının Risale-i Nur’u netice verecek tarzda olması. Ve ruhundan gelen bir ihtiyaç ile yazdırılan meselelerin tam da asrın yaralarına muvafık ilaçlar olması.

Yedinci işaret: Risale-i Nur’un hizmetinde inayet, keramet ve ikramların sıklıkla görülmesi. Bunlar çeşitli Risalelerde zikredilmiştir. Maişet hususundaki ikramlar ve en küçük kalbî arzuların dahî verilmesi ile inayet sahibi bir Rabb-i Rahim tarafından istihdam ediliyor olmanın zahir hale gelmesi.

Barla Lahikası mektublarının kısa bir analizi ve bu parça ile irtibatlarını daha sonraki bir seferde paylaşmak temennisi ile.

 

 

[1] Yunus Suresi 58. Ayet (10/58) : “De ki: «Allah Teâlâ'nın fazlı ile ve rahmeti ile.» İşte yalnız onunla ferahlansınlar. O, onların toplayadurduklarından daha hayırlıdır.”

[2] Nursî Bediüzzaman Said, Risale-i Nur Külliyatından Fihrist Risalesi, Tenvir Neşriyat 1992 İstanbul s. 39

[3] Nursî Bediüzzaman said, Risale-i Nur Külliyatından Mektubat, Envar Neşriyat İstanbul 1996, s. 368

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.