1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. Barla Lahikası ve Geri Bildirim Sistemi
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Barla Lahikası ve Geri Bildirim Sistemi

A+A-

Bediüzzaman Said Nursi’nin Barla dönemi hayatı Risale-i Nur’la Kur’an Medeniyetinin nazari ve pratik tedrisinin başlangıcıdır.

Barla döneminin telif ve tedris hizmeti her türlü engel ve imkânsızlıklara rağmen âzami derecede neticeye muvaffak olunan eşi ve benzeri olmayan özgün bir modeldir.

İmkânsızlıklar yanında güç olarak devletin bütün mekanizmalarıyla da engel olması işin cabasıdır.

Engeller labirentlerden daha karışık, bütün yollar kapalı görülürken, iman, irade ile yoğrulmuş sebat metanet, Rahim ve Hakîm isimleri inayet olarak tecelli etmiş.

Mum ışıkları ile ateşlenen nurlandırma hizmeti en son teknolojinin aydınlatma sisteminden daha geniş bir alanı karanlıktan aydınlığa tebdil etmiştir.

Cihanın bir ucundan diğerine erişen nur son teknolojinin geldiği sınırlar içinde yakılan nurani projektörlerin gücünü ölçebilecek cihaz henüz yapılmadı.

Barla’da tesis edilen Santral Sabri’nin operatörlüğünde işletilen Nur Santralından yakından uzağa genişleyen yeni markezler, Sav, Kuleönü Isparta ve civarıyla, Kastamonu, İnebolu, Eflani diye hızla nurlandırma dairesini genişletmişlerdir. Bugün sınırları cihanşümul boyuta ulaşmıştır.

Bu genişleme hem telif hem teksir hem de çok sıcak mektuplaşmalarla karşılıklı muhavere, muhabere, iletilim ve etkileşimçok dinamik ve aktif şeklinde sürdürülmüştür.

Bediüzzaman’ın hayatında Barla dönemi öncesi telif ettiği eserlerin işlenen mevzuları Barla dönemi sonrası telif edilen eserlerin mevzuları ile aynı aynı mevzulardır.

Talikat, Münazarat, Muhakemat, İşarat’ül İ’caz, Mesnevi-i Nuriye, Hutbe-i Şamiye eserlerinde verilen derslerin aynı olduğu bilinmektedir.

Peki neden Risale-i Nur telifi ile aynı mevzuları başka bir üslupta telifi, teksiri ve tevzîi yoluna gidilmiştir?

Bu husus birçok gerekçeye dayandırılabilirse ilk akla gelen husus mevcut şartlardır.

Geçmişte neşredilmiş dini her türlü neşriyatın yasaklanmış olması.

Eskiden yazılan kaynaklara Barla gibi ulaşım ve iletişim imkânlarının mağduriyetin en üst seviyede olduğu bir zamandır.

Risale-i Nur telifi o an itibarıyla sıfırdan, temelden bir inşa hareketidir. Bu inşa hareketi iğneyle kuyu kazmak gibi meşakkatli bir yoldur.

O gün içinde bulunulan ahval, şartlar, idarede hâkim olan iradenin politikaları “din öldürülecektir” temeline dayalı, şeair-i İslamiye, imanın esaslarına yönelik tahribat planları “aldatmakla iş gören” bir ekibin icraatlarına karşı anında ve bire bir tamir cevabıdır. Bir çocuğun genlerinden başlayan imanlı inşa hareketidir.

İlim tahsilinin en müessir metot talebenin bütün duyu, duygu ve latifeleriyle öğrenme sürecine katılmasıyla mümkün olur.

İlmin amele dönüşmesinde hasıl olan tereddütleri gidermek için anlaşılıp anlaşılmadığını da ölçmek gerekir.

İşte Barla uygulamalı eğitimin en güzel misalidir.

Bir insanın kendi eliyle yazmasıyla öğrenmesi bütün duyu ve duygulara, akıl, his, ruh, kalp ve sair letâifi işin içine alan kalıcı öğrenme faaliyetidir Barla Modeli.

Teori ile pratiğin tam tatbik edilmesinin en güzel modelidir. Araştırmacı yazar Ümit Şimşek’in de bir kitabına koyduğu isim olduğunu da hatırlatalım.

İman hayat Şeriat meselesinin en uygun karışımından elde edilen mucizevi bir formül olarak da tarif edilebilir.

Barla Modeli Eğitim ve öğretim faaliyetinin çıktılarına, kazanımlara bakıldığında ortaya çıkan semere “Isparta Kahramanları” dır.

Isparta Kahramanları bugün için de her nur talebesinin gaye-i hayali “Rol Model”i veya vizyon resmi denilebilir. Asrın sahabe modelinin mümessilleridir.

BARLA MODELİ VE GERİBİLDİRİM

Risale-i Nur’un birinci talebesi Hulusi Bey’in mektupları ve geribildirim sisteminin etkin işleyişidir.

Muvazzaf askeri iken ilk talebe olma şerefine haiz olan, gerek dünyevi gerekse mânevi makamı bilinen kriterlere göre tarifinde aciz kalacağımız bir mertebede olduğuna inanıyoruz Hulusi Bey’in.

Nasıl ki, sahabeye en yüksek velayet, kutbiyyet mertebesindeki evliyalar yetişemiyor. İlkler, saff-ı evvellerin derecesini değerlendirirken -temsilde hata olmaz- sa sahabeye benzetebiliriz. Hulusi Bey’le Bediüzzaman Said Nursi’nin muhabere, mükâleme, muhavere araçlarından olan mektuplaşmalarında “Geribildirim” meselesinin ne kadar ehemmiyeti dikkate değerdir.

Risale-i Nur’un temel eserlerinden olan “Mektubat” Hulusi bey’in suallarine verilen cevaplardan meydana geldiği başlı başına bir harika eserdir.

Risale-i Nur’!un her eserinin telifi ve sonrasında yazılması, yayılması faaliyetleri hadisenin gerçekleştiği konjonktür ve tarihi arka planı dikkate alarak değerlendirmek gerekir.

Tek parti döneminde İstiklâl Mahkemelerinin “önce as sonra yargıla” uygulamalarının işlediği bir zamanda sindirilmiş bir toplumda dini eser telif etmek mucizevi bir muvaffakıyettir. Uzun süre insanlardan tecrit halinde gece gündüz evradıyla meşgul olur. Rum Suresinin 50. Ayetini bir riyavete göre kırk kere, bir rivayete göre yedi yüz kere okuduktan sonra Onuncu Söz olan Haşir Risalesi telif edilir. Şamlı Hafız Tevfik’e “Yaz Şamlıııııııı!” diyerek ilk telif başlıyor. Onuncu Söz’ün telifinden sonra bir yolu bulunup yazılıp çoğalması ve okuyanların dünyasında nasıl anlaşıldığını merak eder.

Bediüzzaman. Hulusi Bey’den telif edilen her söz hakkında değerlendirmesini ister

Önce kendi nefsinde, akıl, kalp, ruh dünyasında nasıl ma’kes bulduğunu sorar. Sonra milletin nazarında nasıl anlaşıldığını merak eder. Milletin telakkisi nasıl diye sorar. Milletin telakkisinin ehemmiyetine dikkat çeker.

Badiüzzaman Said Nursi’nin Hulusi Bey’ hitaben yazdığı bir mektupta geri bildirime ne kadar önem verdiğini kısa bir parça alıntı  meselemize açıklık kazandıracaktır.

Şimdi başka birkaç noktayı size beyan ediyorum.

Evvelen: Yazdığım bazı şeylere dair fikrinizi soruyordum.

Maksadım, "Gördüğüm hakikat acaba hakikat midir?" diye sormuyorum. Belki, "Hakikate açılan yol, acaba umuma yol olabilir mi?" diye soruyorum. Çünkü umumun telâkkisini sizin kadar bilmiyorum.” Barla Lahikası 135 RNE İnternet sitesinden alındı)

“Umumun telakkisi” deyiminin günümüzdeki karşılığı olan kavram “kamuoyu ne diyor?” olarak ifade edilebilir.

Sözleri okurken hasıl olan farklı ulvi hislerini heyecanı, şevki paylaşmış Hulusi Bey… Bu hislerin kaynağının ne olduğu konusunda hem çok aktif bir geribildirim mekanizmasının işlediği hem de çok mühim bir keşiften haber veriyor.

Sözler hakkında hüsn-ü şehadetiniz, bana büyük bir tesellî verdi. Vazifemin bitmediğine dair bürhanlarınız gayet kuvvetlidirler; lâkin ben gayet kuvvetsizim. Fakat Cenab-ı Hakka tevekkül edip, o bürhanlara serfürû ediyorum.

Cemaate Sözler’i okumak zamanında, sendeki hissiyât-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakârâne hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki:

Velâyet-i kübrâ olan veraset-i Nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur’ân Said’in vekili, belki mânen aynı hükmüne geçtiğin içindir.”(Barla Lahikası 137 İnternet ortamından alındı)

Risale-i Nur talebeliğinin sahabe mesleği olması sırrı açıklanıyor.

Mesele sadece şahsi olarak okuyup imanını kurtarmak değil. Başkalarının imanının kurtulması, kuvvetlenmesi için harice muhatap olarak okumak en mühim farklılıktır. Tebliğ mesleği…. Velâyet-i Kübra denilen yüksek makamın sırrı da hakaik-i imâniyeyi tebliğ olmasındandır.

“Zaman tarikat zamanı değil” sözünün altında yatan saik de tarikatta insanların kendini kurtarması makam kazanması üzerine işleyen bir sistem olması olarak bilinmesinden olsa gerek.

Barla döneminde telif edilen her parça risale hakkında talebeler mutlaka geri bildirimlerini yine mektuplarıyla bildiriyorlar.

Bilhassa Hulusi bey her telif edilen söz hakkında anladıklarının değerlendirmelerini kendine has bir üslup ile cevaplıyor. Bugün biz Risale-i Nurlardan bir mevzu hakkında değerlendirme yaparken mutlaka “tırnak” içinde mota-mot aynı cümleyi alıp üzerinde yorum yapıyoruz. O zamanın mektuplarında böyle kopyala yapıştır tarzı yok. Ne anladıysa kendine has üslubu ile kaleme alıyor. Kendine has bir metin ortaya çıkıyor. İşte o metinler Lahikalar olarak istifademize vesile oluyor.

SANTRAL SABRİ’YE BU SIFATI KAZANDIRAN FAALİYETLER

Barla dönemi olağanüstü hal uygulamalarından daha şedit bir dönemdir. İletişimin, muhaberenin imkânsız olduğu bir zamanda “sırren tenevveret” sırrı gereği gizli olarak telif edilen risaleler Bedre köyünde imam hafız Sabri Arseven üzerinden dağıtımı yapılıyor. El yazısıyla çoğaltılan risaleler yine aynı yolla Bediüzzaman’a gelir tashih edilir, iade edilir ve dağıtımı yapılır.

Bir zaman sonra Hüsrev Altınbaşak bu yazma ve dağıtım trafiğini Isparta merkezden idare eder.

Telif ile eş zamanlı mektuplaşmalar, mevcut şartlar içinde rehberlik, teknik ve taktikler, hizmet prensiplerini ihtiva eden muazzam kıymetli rehber külliyat ortaya çıkmıştır.

Barla Lahikalarında öne çıkan ana fikir münhasıran risalelerden istifade ve istifazanın ifadesidir.

Eğitimde ölçme değerlendirme bir yönüyle geribildirimin pratiğidir.

Ölçme değerlendirme, talebenin anlayıp anlamadığını anlamak değil midir?. Bunun en dinamik canlı örneği risalelerin telifi sırasında yaşanmıştır. Risale yazanlar, hem okuyup hem yazmakla en etkili öğrenme sürecini yaşamış oluyorlar. Bütün duyu ve duyguları öğrenme sürecine iştirak ediyor. Yazdıklarından ne anladıklarını üstatlarına bildiriyorlar.

Bu ifadeler o kadar özgün ve muazzam cümlelerden oluşuyor ki, zamanın hakikatli âlimi olduklarının göstergesidir. Olay sadece bir geri bildirim olayıdır inteaktif tedrisat faaliyetidir.

Bugün sosyal gruplar, dine hizmet etmek maksadıyla teşekkül etmiş cemaatler, Risale-i Nur eksenli gruplar umumun telakkisini almaya ihtiyaç duymuyorlar.

Her grup kendi ilkelerini belirleyip kapalı bir sistem teşekkül ediyor.

Davetine icabet edenler ya teslim oluyor ya da intibak edemiyorsa bir daha uğramıyor. Bir kere gelip bir daha uğramayanların sebepleri araştırılıyor mu?

Hiç temas kurulmamış insanlar herhangi bir sosyal grup hakkında efkâr-ı âmmede oluşan genel kanaatten malumat sahibi oluyor.

Bu mlumatlar da genellikle siyasi görüşleri açısından bir önyargıdan ibaret

Toplumda nasıl algılandığının araştırılması önemli. Olumsuz kanaatlerin izalesi daha da önemlidir.

Sosyal gruplar genellikle toplumla “İletişim” yolunu değil “İletim” yoluna daha fazla ehemmiyet vermektedirler.

İletim yolu elindeki iletişim araçlarını, medya gücünü tek taraflı olarak mesajını ilan etmek şeklidir.

İletişim ise hem kulak vermek hem mesaj vermekle karşılıklı düşünce ve duygu paylaşımıyla istifadeye vesile olması maksadına matuftur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum