1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. Barla Lahikası Müzakerelerinin On Beşincisinden Notlar
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Barla Lahikası Müzakerelerinin On Beşincisinden Notlar

A+A-

Risale Akademi’de icra edilen Barla Lahikası Müzakereleri Ramazan’ın Rahmet tecellileri ferahlığının da eşliğinde devam ediyor. Bu hafta müzakere edilen mektublardan dikkat çekici bazı noktalar:

  • Üstad, hastalık vesilesi ile yattığı bir gündüz vaktinde uyanık halde iken Sabri Ağabey’i görüyor. Sabri Ağabey kendisinden Onuncu Söz’deki tevafukata neden o denli ehemmiyet verdiğini, Hafız Ali de beraberinde olduğu halde soruyor. Üstad burandan anlıyor ki Sabri kendisinin Onuncu Söz’ün tevafukuna dair yazıp gönderdiği mektubu okuyor. Üstad ile saff-ı evvel talebeler arasında sıkı bir kalbi ve ruhî bağ olduğu gibi zihinleri de birbirine Risale-i Nur’un meselelerinde açık. Tuluat’ın başında Üstadın bu ifadesinden benzer çok irtibatlar olduğu da anlaşılıyor:”Telapati nev’inden, ruhumla şidet-i alakası olan bir şahs-ı meçhul, muhtelif ve birbirinden uzak mevzulara dair; birdenbire kibrit yakmak gibi, seri sualler soruyor. ”[1] Yine kendisine mektub yazdığı doktora gaybubet içinde hâzırane bir musahabe dairesi açmasını tavsiye etmesi, Müzeyyene Hanım’ın da mektubunda “ Gûya bizzat sizden ders alıyorum” demesi ve Hulusi Bey’in de ilk görüşmeleri bir çekirdek gibi olup kendisine ulaşan sair Risaleleri adeta bizzat Üstadından dinler gibi ders aldığını ifade etmesi gibi çok vakıa vardır ki Kur’an dellalı vasfı ile adeta Risalelerdeki dersleri bizzat Bediüzzaman ders vermektedir.
  • Biz de Risale-i Nurları “birinin yazdığı kitap” nazarı ile değil de “Kur’an dellalının bana tavsiyeleri ve dersi” nazarı ile okumakla Kur’anın feyzinden ve imanımızın nurundan istifade yolunu açabiliriz.
  • İman ilmi sair ilimler gibi olmadığından bir kere öğrenilip geçilemiyor ekmek ve su gibi onlara daim ihtiyaç var.
  • Bediüzzaman’ın kendi tabiri ile şiddetli ihtiyacı Risale-i Nurları netice verdiği gibi; saadetinin sebebi, hayatının neticesi ve fıtratının neticesi[2] olan Risale-i Nur’da fikrini dinlendirmek, zihnini eğlendirmek için tevafukat üzerinde çalışıyor. Böylelikle derin hakikatlerini izah ile uzun zamanda insanların harikuladeliğini tasdik edebilecekleri Risalenin hüsnünü bir levhada bir anda gösterebiliyor. Her göz sahibinin görebileceği bu levhalar, içindeki hakikatten evvel hakikatin hüsnünü isbat ediyor.
  • Bediüzzaman gibi dost ve düşmanlarının dehasını tasdik ettikleri bir allame, Haşir Risalesini elli defa okuduğunu ifade ediyor ve yine de ihtiyaç duyduğunu diyor. Acaba biz ne yoğunlukta ve ne sıklıkta ve hangi suallerin cevabını bulmak kastı ile okumalıyız?
  • Asrımızın pek hızlı yaşamaya alışmış zihinlerini Risalelerdeki hakikatlerle buluşturmak için kısa, hızlı, görsel destekli yöntemlere ihtiyaç var. Nasıl ki Üstad, tevafuk vesilesi ile kısa zamanda çokları ilzam etmiş ise bu zamanında kendine has görselleri bu manada kullanabilmesi faydalı olacaktır.
  • Bediüzzaman kendisine dünya ciheti ile gelenlere kapısını kapattığı gibi biz de en azından Risale-i Nur dairesindeki kardeşlerimizle dünyevî planları takip etmememiz, hakikatleri tesirli bir surette muhtaçlara bildirmeye kuvvet verir. Mektublarındaki hitaplarda muhataplarını dünya ile yan yana koyduğu tek vasıf: “bu dünyada medar-ı tesellilerim” vasfıdır. Teselli olduğu cihetleri ise imana, Kur’ana, Peygamber’e hasbi ve ciddi bağları sebebi ile Risale-i Nurlara fedakarane çalışmalarıdır. Hiçbir muhatabını sadece dünyaya taalluk eden bir başarısı için tebrik ettiğini görmüyoruz. Zafer kazanan kumandanlara veya seçilen yöneticilere mektubları onları ikaz mahiyeti taşıyor ve tebriği, onlara hakkı tebliğ etmenin bir vesilesi kılıyor.
  • Uhrevî saadet öncelikli talebimizdir. Mes’ud Efendi Üstada mektubunda “Saadet-i Uhreviyemin sizin duanızla olacağı telkin edilmiştir ve duanıza muhtacım”[3] diyor. Tarlada orak ile arpa biçmekte iken birden hatırına bu fıkra gelir ve der: “Ya Rabb! İsmim Mes’ud, kendim bîsud, çok çalıştım olamadım mes’ud”. Daha sonra yatıp uykusunda bu hitaba mazhar olur: “Bırakma Üstadın Said’in eteğini, eyler seni mes’ud”. Bu hitabın ardından uyanan Mes’ud Efendi tövbe eder ki “Rabbim ben saadet-i dünyeviye istemedim” diyerek. Tarladaki işinin bitmemekliği ile Risaleleri yazmaktan mahrum kalmanın hüznünü de bu mektubunda ifade etmiştir.
  • Kuleönlü Hacı Osman rü’yasında Üstaddan vazifesini alıyor. Kalemsiz olduğundan (yazmak bilmediğinden) çok müteessir oluyor ve kendisinin bir postacı ve hizmetçi tayin edilmesini istiyor. Rüyasında bir asker kendisine “Seni büyük bir kumandana hizmetçi tayin ettiler” hitabına mazhar olur. Risalelerin pek tesirli ilaçlarını nefsinde tecrübe eden Hacı Osman der: “Ey Müslümanlar! Manevi yaralarınıza ilaç ararsanız Risale-i Nur’da vardır. yazın okuyun, imanınız o kadar teali edecektir. Hiç şüphe etmeyiniz. ”[4]
  • Biz kendimize ait olmadığımızdan dilediğimiz gibi tasarruf hakkımız yoktur. Emanet olarak bizi bize veren Rabbimizin rızası dairesinde muameleye muhtacız. Başkasına zarar vermediğimiz gibi manen kendimize zarar vermek olan günahlardan da uzak durmaya gayret ederiz. Sabri Ağabey bir mektubunda “bu nurlu, zevkli ve şevkli ihrama girmese idik”[5] demesi ile de anlaşılıyor ki Nura talebe olanlar ne kendilerine ne de gayrına zarar vermiyorlar. Nasıl ki ihramda iken insan kendi kılına bile zarar veremiyor ise Nur Talebeleri de kendilerine ve başkasına maddeten ve manen –ne şartta olursa olsun- zarar vermiyorlar. Düşmanlık edenlere de hidayetleri ve ebedi hayatlarının kurtulması için dua edip mukabele-i bilmisilde bulunmuyorlar.
  • Üstad, Re’fet Ağabey’e olan mektubunda iki sene evvel aralarında hararetli bir kardeşliğin başladığını fakat ileri gitmediğini şimdi ise Hüsrev Efendi’nin ondan iltifatla bahsetmesiyle o kardeşliğin ilerlemesinden duyduğu memnuniyeti bildiriyor. Hüsrev Efendi ile tam ittihad ve teşrik-i mesai etmekliklerini taktir ediyor ve onunla münasebetini kuvvetleştirmesini tavsiye ediyor.
  • Re’fet Ağabey birinci talebelerden olduğu için onun evladının da birinci talebelerden olacağını Üstad diyor. Ve Evladına verdiği dersin yarısının da Üstadı namına olmasını çünkü onun evladının kendisinin de manevi veledi olduğunu diyor.
  • Zorluklar arttıkça himmet ehli, gayret ve sebatını arttırır böylelikle metin ve sebatkar olduğunu isbat eder.
 

[1] Sünuhat Tuluat İşarat, Envar Neşrları riyat 2012 s.78

[2] Dördüncü Şua

[3] Barla Lahikası 243.mektub (erisale). Envar Neşriyat s.315 (İstanbul – 2010)

[4] Brla Lahikası 238.mektub (erisale) . Envar Neşriyat s. 308

[5] Barla Lakihası 152. Mektub (erisale). Envar Neşriyat s, 179

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum