1. YAZARLAR

  2. Ramazan BALCI

  3. Ayasofya utancı bize yeter!
Ramazan BALCI

Ramazan BALCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Ayasofya utancı bize yeter!

A+A-

Köye gidişlerim her defasında heyecanlı ve zorluklarla dolu olurdu. Ülkemiz cihan harbinden çıktıktan sonra örtülü rejimlerin talanına uğramış, halkın büyük kısmı yarı aç yarı tok idare etmişti. Özal’lı yıllara kadar toprak yolların çoğu bakımsız, çoğu köyler yolsuz ve arabasızdı. 30 yıl oldu mu bilmem bir bayram gidişi akşam karanlığında bir kum kamyonu ile komşu köye kadar ulaşmıştım, geride daha iki saatlik yol vardı. Yalnızdım! Çaresiz yola devam edecektim!

Gerçi çocukluğumdan beri dağlara yabancı değildim! Ne varki karanlık basınca ağaçların, çalıların karartıları yerlerinde durmazlar! Her biri, insanın yolunu kesmek için bir yamaca saklanmış bir yol kesici oluverir! Önüne atlayıverecek ya da seni ardından tutuverecek gibi gelir insana! Bir ürperme sarar bütün bedenini, kalbin atışlarından yükselen Allah Allah sesleri ayak seslerine eşlik eder! Çırçır böceklerinin hiç kesilmeyen çığlıkları, aşağı derede zikre başlayan kurbağaların seslerine karışır!  Arkana hiç bakmadan yürürsün, bu dere, öbür tepe ah köyümün ışıkları bir görünse!

Derken Ah! İşte korktuğum başıma geliyor! Rüzgar dalga dalga çıngırak sesleri getiriyor! Ve gittikçe bana doğru yaklaşan iki köpeğin öfkeli havlamaları! Heyecanlanıyorum! Ama çocukluktan kalma bilgilerim var! Yoldan çıkmamalıyım! Köpekler yaklaşınca yere oturmalıyım! Hiçbir köpek oturan bir adama saldırmaz! Sonra gecenin bir vaktinde çoban bu seslere duyarsız kalmaz! Mutlaka köpeklerin peşinden gelir! Allah vere de gecikmese!

Yanılmadım! Adam koşarak geldi itlerini azarladı ve bana “korkma hemşerim” diye selendi! Artık selam kelam kaçınılmazdı!

“Nereden geliyorsun” diye sordu. Yüzünü seçemiyordum, ama ben “İstanbul”dan deyince sevinçle yerinden oynadı, elindeki değneğin havada yarım daire çizdiğini gördüm! “İstanbul’dan mı? Demek Osmanlı’nın Payitahtından geliyorsun! Hey gidi günler! Hey gidi günler!” derken sevincini, heyecanını ifade edecek kelime bulamıyordu! Meğer askerliğini İstanbul’da yapmış Ayasofya’da Sultan Ahmed’de Cuma namazları kılmış! Bana bir kaç cümlelik kelam için eşlik ettikten sonra geri döndü. Tekrar tekrar “Benden İstanbul’a selam götür” diyordu.

Yolun kalan kısmını nasıl tamamladığımı hatırlamıyorum! Ancak 30 yıldır çobanın o heyecanını unutamıyorum!

Gecenin saat üçünde beni yatağımdan kaldıran bu olayı niçin hatırladım dersiniz! Bir anketin sonuçları batmıştı akşamdan yüreğime! Yatak diken oldu sırtıma, sağa sola dönüp oflamaktansa kalkıp bunu yazmalıydım! Okumuşsunuzdur!
AKP’nin yaptırdığı bir anketin iki sorusu önemliydi
Kilise'ye hak verilmesi: % 22
Ayasofya da camiye dönüşmeli: % 26

Bu sonuçlar üzerinde anket patronlarının bir tasarrufu varsa rezalet yoksa ondan daha büyük bir vahamet var ortada! (Umarım anketçiler sonuçlarla oynamış olsunlar. Yoksa bu benim için bir utanç vesilesi olacak!)

utanmak_b.jpg

Aşık Paşazade Anlatır:
"Padişah İstanbul'u kim fethetti, Sübaşılığını kulu Süleyman Bey'e verdi. Bütün vilayetlerine kullar gönderdi: “Hatırı olanlar gelsin, evler, bağlar, bahçeler, mülkler virelim” dediler ve her kim geldiyse verdiler, bu şehri mamur ettiler. Padişah yine emretti kim ganîden ve fakirden evler sürdüler ve her vilayetin Sübaşılarına ve Kadılarına ademler gönderdiler. Anlar dahi mübalağa evler sürdüler ve bu gelen halka dahi evler virdiler. Şehir tam mamur oldu. Sonra bu verdikleri evlere kira koydular. Öyle olunca bu halka güç geldi.

-Bizi memleketimizden sürdünüz, bu kafir evlerine kira vermek için mi getirdiniz?
Bazısı avretini oğlanını kodu kaçdı. Kula Şahin derlerdi, Sultan Mehmed’in atasından kalmış akıllı bir vezir vardı, Padişaha dedi:
-Hey devletlü Sultanım! Atan, deden nice memleketler fethetti, hiç birine kira koymadılar, Sultanıma layık olan da budur" dedi
Padişah onun sözünü kabul etti hüküm buyurdu ki:
-Her kime ev verirsiz mülklüğe verin!

Andan sonra evler mülklüğe verildi. Şehir yeniden mamur olmağa yüz duttu. Mescidler yapmağa başladılar şehrin hali eyiliğe döndü. Sonra Padişaha bir Vezir geldi kim bir kafirin oğluydu, Padişaha gayet yakın oldu. İstanbul'un eski kafiri Vezirin eski dostları idi. Yanına girdiler kim:
-Hey neylersin! Bu Türkler bu şehri yine mamur ettiler, senin gayrettin hani? Atan yurdunu ve bizim yurdumuzu aldılar, yüzümüze karşı tasarruf ederler! Sen Padişahın yakınısın, halkın bu şehri imar etmelerini önlemeye çalış! Yine evvelki gibi bu şehir bizim elimizde ola!

Vezir “önceden konulan kiraları tekrar koyduralım! Halk mülk yapmaktan vazgeçerler. Şehir yine harabeye döner. Yine bizim taifemiz elinde kalır” dedi.
Bu vezir bir gün Padişahın kalbine bu fikri koydu. Yeniden evlere kira yazıldı. Bu gizli kafirlerin biri ile bir adı Müslüman bir kul koşuldu. Her bir haneye bu gizli kafirin dediği kira yazıldı.

Sual: - Ol Vezir kimdir?
Cevap: -Rum Mehmet Paşa'dır kim sonra Sultan Mehmet onu it (…) boğdurdu''  (1)

AYASOFYA BAĞIMSIZLIĞIN SEMBOLÜDÜR

O gün bu gündür İstanbul’un Rumlaşması ya da Müslüman bir belde olarak ebediyete intikal etmesi için gizli açık kıyasıya bir mücadele sürdürülmektedir! Yakın geçmişte Balkan harbinin ve cihan harbinin en önemli pazarlık konularından biri Ayasofya’dır.

Yeni neşrettiğim Paylaşılamayan Osmanlı kitabı Balkan savaşlarının en önemli hedeflerinden birinin Ayasofya olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre Bulgar kralı  Ferdinand kendisini, Ortodokslar tarafından işgâl edilmiş Ayasofya'da diz çökerek, şark imparatorluğu tâcını başına yerleştirmiş bir fatih gibi tasavvur etmektedir.

Avrupa devletlerinin tamamı Ayasofya üzerinde çan görmek için sabırsızdır. Alman İmparatoru Wilhelm’in kardeşi Heinrich, Rus Çarını ziyaret etmiş İstanbul hakkında Bulgarlarla yaşanan anlaşmazlıktan söz açmıştı. Çar, “Bulgarlar işgal ederlerse de haç Ayasofya üzerine takılacak, budur mühim olan!” demiş ve Bulgarlara pek ziyade teveccüh göstermişti.  (2)

Sözün uzamasında fayda yok!
Türk halkının sadece %26’sı Ayasofya’nın cami yapılmasını istiyor! Ne demeliyim! Acaba Nur talebeleri Üstadlarının emanetlerine sahip çıkmayı düşünmüyorlar mı? İmam Bediüzzaman’a “Risale-i Nurları resmen neşredin, Ayasofya’yı beşyüz senelik kutsî haline çevirin” dedirten ve bunu ısrarla tekrar ettiren sır neydi? Bunun için Ankara’da Menderes’e, Namık Gedik’e hatta Halk Partililere müracaat ettiren sır neydi? Ayasofya’yı Risale-i Nurlardan ayrı düşünmeyen Büyük İmam’ın büyük sırrı neydi? Sizlerin niçin bir millî davanız olmadı?

Demek Türk halkının sadece % 26’sı Ayasofya’nın cami yapılmasını istiyor! Ne demeliyim! Ey Ülkücüler, Akıncılar, bütün varlıklarını geçmişin Ayasofya edebiyatına borçlu olan siyasetçiler! Sizin millî bilincinize ne oldu?

“Birgün, soluğum kesildi, nabzım durdu
Bildim ki ihânet, yüreğimden vurdu…

Ey mutlu Emîr, ey ulu Fâtih, beni sen
Dillendirdin; torunların susturdu!” diyen Arif Nihat Asya asıl şimdi ağlasın!

Ya da;
“Ey İslam'ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!
Şerefelerinde fethin, Fatih'in şerefi,
Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!...
Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?” diye inleyen Osman Yüksel Serdengeçti asıl şimdi yansın yıkılsın! Saklamağa lüzum yok bu anket doğruysa bu dava kaybedilmiş demektir!

Girişteki hatırayı niye yazdığımı -yazı uzadığı için- atlamış olabilirsiniz!
Yukarıda sitem ettiğim gruplar –beni affetsinler- şayet sadece o çoban kadar Ayasofya ile ilgili olabilseydiler bu gün bu dava yerde kalmazdı. (Allah uzun ömürler versin bir güzel insanın adını vereceğim –Öldükten sonra bunları yazmanın bir anlamı yok!- bir dönem mağdur edilen ama mağlup edilemeyen komutanlardan İbrahim Töre’yi, Sultan Ahmed’de Cuma çıkışları görürdüm. Her defasında cami kapısı sahanlığında Ayasofya’ya doğru döner birkaç dakika dua ederdi. Bir gün sordum: “Komutanım ne yapıyorsun!” “Hocam Ayasofya’nın esaretten kurtulması için dua ediyorum!” cevabını verdi! Sevgili komutanımı daha da yürekten sevdim!)

Aziz dostlar bu davayı milletimize, çocuklarımıza anlatmalıyız! İki sohbetimizden biri Ayasofya üzerine olsa israf değil!

Şairler şiirler yazsın! Hikayeciler yeni öykülerini anlatsın, sanatçılar diziler, filimler çevirsin! Çayınızın şekerini Ayasofya muhabbeti acılaştırsın kahvelerde! Bizden önceki kahraman büyüklerin unutturmadıkları Ayasofya davası, bizim günlerimizde unutulmuş ise, bu ayıp olarak bize yeter!

HAŞİYE: bu yazıyı neşretmeden önce ismi geçtiği için izin almak niyeti ile değerli komutan İbrahim Töre’ye gönderdim. O güzel insan kalbin gözyaşlarına tercüman olan bir yazı gönderdi. İlgili kısmını buraya aynen aldım geri kalanını bağlantı üzerinden okursunuz.

“Bilenler iyi bilir… İstanbul fethedilene kadar Türklerin kızıl elması ‘AYASOFYA’dır. Yani şu necip milletin, yüzlerce yıl bir hedef ufkudur Ayasofya. Fethin sembolü olan bu ulu camii şimdi ne haldedir? Fethin sembolü olan koskoca Allah’ın mabedinin müzeye çevrilmesi ne anlama gelmektedir..? İnsaf ehli olanlar; dilleriyle değil, göz ve gönül çağlayanları ile içleri kanayarak ancak size bunun cevabını verebilirler.

İşte bu Ayasofya Camiinde bir zaman, görevliden gizlenerek bir köşede iki rekat namaz kılmıştım. Namaz sonraki sevincimi kelimelerle değil, göz yaşlarımla ancak ifade edebilirim. Sonra …sonra.. nasıl yandığımı kavrulduğumu da ifadede göz yaşlarım bile yetersiz  kalır.

Düşünebiliyor musunuz, şimdi müze olan (bu hal hiç akıldan çıkarılmamalıdır)  ‘Ayasofya Camii’nde’ görevliden gizli - saklı olarak namaz kıldığıma çılgınlar gibi seviniyorum. Bu duygu ve his kasırgalarını, henüz TSK’dan ihraç edilmeden kışlada gizli saklı yerlerde namaz kılarken de aynen hissederdim. Gizli gizli ağlardım kuytu yerlerde.. İçime kan gibi akıttığım - döktüğüm göz yaşlarımı kimseye göstermek istemezdim. Rabbimden başka. Şehit ve gazilerimizi düşünerek Necip Türk milletinin bir ferdi olarak kahrederdim zalimlere…

Ne demişti Hz. Peygamberimiz S.A.V.;
-Kostantiniyye ( İSTANBUL ) Mutlaka  Fethedilecektir.Onu Fetheden Kumandan Ne İyi  Kumandan, Onu Fetheden Asker Ne İyi Askerdir.”
http://www.as-der.org.tr/makaleler/item/2001-asder-in-misyonu-buruk-sevinc-zit-duygular#

Bu hadis-i şerifin esasen Kostantiniyye’nin sembolü Ayasofya ile ilgili olduğunu ben bu alıntıdan öğrendim bilmem siz ne dersiniz!

1-Tevarih-i Al-i Osman, Bab, 124 (Atsız’ın neşri)
2-PAYLAŞILAMAYAN OSMANLI, (Raymond Poincaré, Balkanlar 1911-1914)  Neşr. Ramazan Balcı, Akademi- Titiz 2013

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum