1. YAZARLAR

  2. Mehmet ERDOĞAN

  3. Avrupa Birliği ve Bediüzzaman-2
Mehmet ERDOĞAN

Mehmet ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Avrupa Birliği ve Bediüzzaman-2

A+A-

Aslında AB nin bugün kabul edip uyguladığı ve üye olmak isteyen devletlere de şart koştuğu kuralların pek çoğu; “Asr-ı Saadet Müslümanlığı”nda ve İslam’ın daha sonraki bazı dönemlerinde uygulanmış prensiplerdir.Yani bu kurallar hatt-ı zatında İslam’ın özünde mevcut bulunmaktadır.

Bediüzzaman:”Avrupa ve Amerika’dan getirilen,ve hakikatte yine İslam’ın malı olan fen ve sanatı’’ Tevhid nuru ile yoğurarak hayata geçirmemiz gerektiğini ifade etmektedir. ‘’Hıristiyanlık dini fen ve medeniyeti kendine mal edip,(bu) iki silahla galebe çaldı.” “Mehasin-i medeniyet denilen emirler (işler),Şeriat’ın(İslam’ın) başka şekle çevrilmiş birer meselesidir” “Medeniyetteki bütün güzelliklerin; ya açık bir şekilde emredilerek, veya o güzelliğe taraftarlık göstererek veyahut da onu yasaklamamak suretiyle, bunların veya bunlardan daha güzelinin İslam’da mevcut olduğu görülecektir.” şeklindeki ifadeleri de; bu prensiplerin kaynağının, hakikatte İslamiyet olduğunu göstermektedir.Çünkü İslam tarihinde bu kuralların uygulandığını, pek çok örnekleri ile görmekteyiz.Hatta Japon Başkomutanı’nın -kendisi Müslüman olmadığı halde- bu hususla ilgili değerlendirmesi; “Hakikat-i İslamiyenin (İslami prensiplerin) kuvveti nisbetinde,Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslam temeddün edip(medenileşip) terakki ettiğini tarih gösteriyor.Ve ehl-i İslam’ın hakikat-i İslamiye’de zafiyeti derecesinde tevahhüş ettiklerini,vahşete ve tedenniye düştüklerini, ve herc-ü merc içinde belalara,mağlubiyetlere düştüklerini tarih gösteriyor” şeklindedir ki oldukça enteresandır. Demek oluyor ki medeniyetin getirdiği birtakım güzelliklerin gerçekte kaynağı ve membaı İslam’dır. Batı bu gerçeği kabullense de kabullenmese de bu böyledir.Bu güzel prensiplerin İslam’dan geldiğini bilip bilmemesi de önemli değildir.

“Madem ki bu güzel prensipler İslam’da mevcut ise,Müslümanların bugün içinde bulundukları perişanlık nereden geliyor?”sorusu, haklı olarak sorulabilir.Bunun hakiki sebeplerini yine Bediüzzaman’ın eserlerinden örnekler vererek başka bir yazı serimizde aktarmağı vaad ederek şimdilik konumuza dönelim.
Üzerinde durulması gereken en önemli nokta Avrupa Birliğinin demokratik kuralların uygulanması hususunda gösterdiği titizliktir.Bizi ilgilendiren en önemli yönü de burasıdır.Aslında insaflı ve objektif bir araştırma sonucunda,bugün AB ülkelerinin uyguladığı güzel kurallarla İslami prensipler arasındaki büyük benzerlikler açıkça görülecektir.Burada yanlış olan husus bu prensiplere İslam adına itiraz edilmesi ve karşı çıkılmasıdır.Osmanlıca’daki karşılığı “Meşrutiyet” olan “Demokrasi” kelimesinin içeriğine değil de; daha çok “dil” olarak kökenine bakılarak yapılmaktadır bu itirazlar. Halbuki bütün bu güzel prensiplere “Batı” nın öz malı gibi bakmak yanlıştır. Eğer batının kendi malı olsaydı ortaçağda yapılan onca zulüm ve haksızlıkların olmaması gerekirdi.Velev ki Avrupa’nın öz malı olsun.Bu güzel kriterlerin alınmasında İslami açıdan ne gibi bir sakınca olabilir?

Osmanlıca bir terim olan ve bugünkü “Demokrasi” kelimesi ile eş anlam taşıyan “Meşrutiyetin” ifade ettiği manalara kısaca bir göz atalım:
• Ülkeyi Yöneten idarecilerin halk tarafından seçimi ve denetimi.
• Hürriyet.
• Hukuk karşısında eşitlik.
• Hangi dinde olursa olsun inanma ve ibadet özgürlüğü.
• Şeffaflık(açık rejim)
• Murakabe ve sorgulama hakkı.
• Hangi dinde olursa olsun vatandaşlık haklarından yararlanma.v.s.

Bu saydıklarımız meşrutiyet ve demokrasinin içeriğini meydana getiren unsurlardan bir kısmıdır.Bu prensiplere kim, hangi gerekçelerle İslam adına itiraz edebilir?Halbuki daha kamil ve daha güzel şekliyle bunların hepsi İslam’da mevcuttur.Aksini savunanlar kendi inançlarıyla tezada düşer ve bu prensiplerin zıttı olan manaları İslam’a mal etmiş olurlar ki;bu İslam adına İslam’a cinayettir. “Madem ki bu güzel prensipler İslam da mevcut ise Avrupa’dan almağa ne gerek var?denilebilir.Konu bunları Avrupa’dan alıp almamak değil;hayata geçirmektir.Şayet Avrupa bunları uyguluyorsa buna karşı olmanın mantığı ve dayanağı nedir?Bizim dinimizin prensiplerini uygulayan insanlar velev ki Müslüman olmasın.Bundan memnuniyet duyulması gerekmez mi?

Bugün ortaçağ Avrupa’sı tabii ki savunulamaz.Avrupa’nın ortaçağdan kalma olup,bugün hala devam eden yanlış düşünce ve uygulamaları da hoş karşılanamaz.Ortaçağ döneminde Avrupa’nın İslam’a karşı savaşlarını ve düşmanlıklarını tasvip etmek de elbette ki mümkün değildir.Hele “Haçlı Seferleri” adı altında bu savaşların “kutsallaştırılması” nı da asla onaylamak mümkün değildir.Ancak bugünün Avrupa’sı, “ortaçağ Avrupa” sı değildir.Avrupa, büyük değişimler ve tecrübeler neticesinde bugünkü hale gelmiştir.

Bediüzzaman’ın:’’Ecnebilere düşman nazarı ile değil,belki saadetimizi, ve İ’lay-ı Kelimetulaha bu zamanda vasıta olan terakki ve medeniyete bizi teşvik ve icbar ettiklerinden dost ve hadim(hizmetkar) nazarı ile bakacağız.’’ Hem de düşmanlarımız onlar(ecnebiler)değil” “(Asıl) ’Düşmanımız:1-Cehalet ve neticesi olan muhalefet-i şeriattır.2-Zaruret ve onun semeresi olan su-i ahlak ve harekattır.3-İhtilaf ve onun mahsulü olan ağraz ve nifaktır.” ”Onlarla (Yahudi ve Hıristiyanlarla)dost olmak ,medeniyet ve terakkilerini istihsan ile (güzel görerek) iktibas ve asayişi muhafaza (sulh içinde yaşamak) içindir.” İfadeleri ile, artık “Batı” ya yukarıda sayılan ölçüler içerisinde bakılması ve lüzumsuz düşmanlıkların terk edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.Bu; “teslimiyetçilik” ve “taklitçilik” olarak anlaşılmamalıdır.

Bugün AB üyesi olan devletlerin hiçbiri eskiden beri birbirleri ile can ciğer dost değillerdir.Çok değil altmış beş- yetmiş yıl önce her birinin diğerleri ile savaştıklarını canlı şahitler olarak pek çok kimse bilmektedir.Hem de bu savaşlar ortaçağ düşüncesi olan ırkçılık ve milliyetçilik adına yapılmıştır.Bu savaşların öncülüğünü yapan Hitler ve Musolini gibi despot adamlar,artık kendi soydaşları tarafından bile nefretle anılmaktadır.Bugün bu devletlerin hiçbiri, bu “birliğe” üye olurken geçmişi karıştırmamaktadırlar.Çünkü bu devletlerin her biri bu “birlik” e dahil olmanın kendilerine sağladığı büyük menfaatleri biliyorlar.Geçmişte yaşananların ise, yanlış olduğunda, hepsi müttefik.Irkçılık adına savaşan bu insanların, bugün ırkçılığa karşı savaş açtıkları da bir vakıa .Hatta demokratik yoldan bile ırkçılık düşüncesini taşıyan insanların iktidara gelme ihtimaline tahammül edemediklerini, Le Pen olayı açıkça göstermiştir.AB bugün benimsediği normlarla ve uyguladığı bu prensiplerle , büyük ölçüde evrensel olan İslami kaideleri kabullenmiş durumdadır.Gerçi Avrupa bunu yapmakla Müslüman olmuş değildir.Ama İslami kuralları bir prensip halinde bünyesine almış ve uygulamaya koymuştur.Bu son derece önemli bir gelişmedir.Bir Müslüman olarak bundan ancak sevinç ve memnuniyet duyulur.

Bediüzzaman:”İstikbal yalnız ve yalnız İslam’ın olacak ve hakim Hakaik-i Kuraniye ve imaniye (imani ve Kur’ani prensipler) olacak” sözleri ile, herkesin Müslüman olacağını kastetmemektedir.Müslüman olmadığı halde İslami prensipleri hayatlarında uygulayacaklarını belirtmeğe çalışmaktadır. “Dinde hassas muhakeme-i akliyyede kısa “ bazı bağnazların, İslamiyet adına bu normlara tepki göstermesinden de tabii ki üzüntü duyulması gerekir.İslam’ın sanki bu prensiplere karşıymış gibi tanıtılması ve takdim edilmesi acı ama gerçek bir vakıa.Bu anlayıştan dolayı ’’İslamiyet ecnebilerin nazarında terakki,adalet ve hürriyete mani’’ zannedilmiş.Aynı zihniyet aynı gerekçelerle,vaktiyle 1908 de ilan edilen “meşrutiyet” ve “hürriyet”e de,yine din adına “dine aykırı”düşüncesi ile karşı çıkmıştır.Bediüzzaman ise o devirde “din adı” na meşrutiyete sahip çıkan hemen hemen tek din alimi durumundadır. Gerçi meşrutiyete karşı olmayan ilim adamları da vardı şüphesiz.Fakat “meşrutiyet” in kaynağının İslamiyet olduğunu her zeminde savunan ve bu hususta pek çok makale ve yazıları ile onu isbatlayan tek din alimi olarak o günlerde Bediüzzaman görülmektedir.İlerleyen yazılarda bunun pek çok örneklerini vermeğe çalışacağız.

(Devam edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.