1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. Avm'de yirmi dakika öldürüyor beni
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Avm'de yirmi dakika öldürüyor beni

A+A-

Evet metroya bindim ve AVM’ nin sersemliği ile beraber boş bulduğum ikili koltuğun koridor tarafında olanına oturdum. Yan koltuğa kaymasam diye düşündüm çünkü o, kapı yanında bulunan dar koltuklardan biri idi fakat kendime dedim: şimdi biri ayakta duracak sıkıla pıkıla gelip senden yol vermeni istiyecek; yazıktır en iyisi yana kay kısmetine razı ol ki rahat edesin. Ve yanıma bir bayan gelip oturdu eh dedim iyi oldu. Rahat koltuğa ben oturayım diye millete eziyet etmenin alemi yok. (âlemi yok tabiri çok ilginç geldi şu ana bana. Yani; sayısı on sekiz bin mi yirmi sekiz bin mi olduğu konuşulan varlık alemlerinde bunun karşılığı yok demek mi? yani fıtrata uygun bir şey değil bu demek mi.. )

Evet babacığıma geçen sene babalar gününde aldığım ayakkabı nasırlarını iyice müzminleştirince kendimi çok suçlu hissetmeye başladım. Kendisi de fazla muktesit olduğundan ayaklarını rahat ettirecek konforda bir ayakkabı almadığından bu seferki babalar gününü bahane edeyim de rahat konforlu bir ayakkabı alayım dedim.

Tabi ki ilkokula giderken tek bir çift lastik ayakkabısı olup da onu eskimemesi için sadece okul binasında giyen ve çıkınca çıkartıp yalın ayak yürüyen bir çocuk büyüyünce imkanı da olsa paraya kıyıp da rahat bir ayakkabı almamayı tercih edebiliyor. Gayet normal.

Yazının tam da bu noktasına gelmiştim ki ineceğim durağa ulaştım. Acaba devam etsem de yazı tamam olana kadar aynı vasıta ile gidip gelsem nasıl olsa bu durağa bir daha gelecek diye düşünsem de son anda bir acele hamle ile küçük bilgisayarımı (bir isim takacağım inşallah bu bilgisayarıma en çok alakadar olup kendisine dokunduğum şey zira kendisi. Zaman zaman espri ile anneme ya anne ben bu kadar vakti ve dokunuşu bir zihayata sarf etse idim şefkate doyardı her halde diyorum. Dokunmatiği de olduğundan ekranına da sık sık dokunuyorum da bazen bir kediyi okşar gibi hayal ediyorum kendimi. Ne ise en sıkı fıkı olduğum iş arkadaşımdan da bahsetmekle ona vefa göstermiş de oldum. Ne yapalım bu uzun parantezi hak etti ama değil mi?) çantama yerleştirip iniverdim trenden. Neden tren demiyoruz ki metro demek zorunda mıyız? Yer altında giden bir tren değil mi kendisi.

xxx

İftara 28 dakika var. Alelacele yazıvermek ile iftardan sonra devam etmek arasında mütehayyirim lakin çayla yazmak ile çaysız yazmak arasında o kadar fark var ki. Her ne kadar o çay içilemeyip oracıkta soğuyakalsa da görüş alanımda ince bir cam bardak veya ince ve narin, ağız kısmı dışa doğru genişleyen cam bir fincan çay olması şevkimi arttırıyor. Eh madem bunu dedim artık iftardan sonra bir bardak çayla devam edeyim.

xxx

Evet, işte çayımla beraber geldim. İftar anının lezzeti bilmem anlatılabilir mi. Neyse ki hepimiz tattık da biliyoruz. Allah tatmayanlara da tattırsın. AVM’nin sersemleten havasından bahsedecek idim. Alttan alta her dükkanda ve AVM’nin genelinde sürekli bilinç altınıza hitap eden müzikler, yüksek voltajlı elektrik, bazı mağazalarda kullanılan kokular ve satış elemanlarının fazla eğitimli olması gerçekten de insanı yoruyor. O kadar teknik eğitim almasalar mı diyor insan. Satış elemanı “Abla biz bu ürünü satmak için çalışmıyoruz kapıdan girip direk bu ayakkabıyı alıyor alıcısı, bu markayı bilen zaten başka ayakkabı almıyor” demesin mi. Aman ne iyi. Satmaya çalışmıyorlarmış… “iyi o zaman ben de almaya çalışmayım” diyesim geldi ise de demedim ama itici geldi bana bu yaklaşım. Bu mesajı veriyordu çünkü: “eğer siz maldan anlayan biri olsanız hiç incelemez direk alır giderdiniz”. Hiç de nazik bir tutum değil. Arkasından bir de “gezmek istiyorsanız gezin gelin” demez mi. Yani: “ne kadar gezerseniz gezin ne kadar ararsanız arayın bunun gibisini bulamayıp çar naçar buraya geleceksiniz” demek istiyordu. Her şey “tamam alıyorum” dedirtmeye bir nevi iteklemek manasına geliyordu.

Bir an içimden mağaza müdürüne “elemanınız diyor ki; biz bu ürünü satmaya çalışmıyoruz” demek geçti ama demedim. Ne ise. Sonuçta aradığım numarası mevcut olmadığı anlaşılınca kolay gelsin diyip ayrıldım.

Hep de merak ederim bu “kolay” nereden geliyor ne ile geliyor ne zaman geliyor kime geliyor. Hani “Allah kolaylık versin” demek anlamlı. Sonuçta kolaylığın kim tarafından gönderileceği belli. Ama gelsin diyince işler karışıyor. Nereden gelecek, benim ona ihtiyacımı nereden bilecek, niye bana gelecek de başkasına gitmiycek… ila ahirihi soru silsilesi. Gel de çık işin içinden.

Demem o ki bu AVM’ler sersemlemek, uyuşmak, açık ve gizli çok telkinlere maruz kalmak için bulunmaz yerler. AVM’ye gittiği için kendini ferahlamış ve rahat hisseden kimse duymadım. Tabi kendisine odaklandığı bir muhatabı olup da o yoğun elektrik akımı ve parlak zeminlerin göz yoruculuğundan etkilenmeyenler müstesna olabilir.

AVM de geçirdiğim yirmi dakikanın üzerinden üç buçuk saat geçmiş. Sanırım yazmakla orada olmaya devam ediyormuş gibi olduğumdan hala o sersemletici havanın tesirinden çıkamadım. İyisi mi daha fazla uzatmayım da Ramazan’ın ruhuna münasib bir işle iştigal ederek ferahlayım.

Evet birbirimizle sıkıcı ve daraltıcı haller değil ferahlatan haller üzerinden hemhal olmak daha istifadeli olacaktır. Güzellikleri yayarsak güzelleşiriz değil mi? 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum