Haliliye Mesleği ve enaniyet tuzağı

Said Nursi’nin bakışı, Peygamberi metodun tam bir yansıması ve sünnete uymanın tam bir tezahürü olarak görülmelidir. İkazlarında, söz nereden ve kimden gelirse gelsin, ‘’mihenge’’ vurularak alınması tavsiye ediliyor. Sahabelerin vahiy olmayan sözlere edep dairesinde ve usulüne uygun bir şekilde itiraz etmeleri ve görüşlerini hiçbir baskı altında kalmadan söylemeleri, İslam’ın fikir, düşünce ve ifade hürriyetine verdiği önemin de çok güzel bir göstergesidir.

Müslümanların kendilerini yönetenlerden hesap sorması ile ilgili olarak Hazret-i Ömer(R.A.) zamanında yaşanmış çok ilginç bir hadise vardır. Hazret-i Ömer, Müslümanlara hitap ederken, ‘’beni dinliyor musunuz ey Müminler’’ diye sözlerine başlar. Dinleyenler arasından bir ses duyulur: ’’Seni dinlemiyoruz Ya Ömer.’’ Hazret-i Ömer o tarafa dönerek ‘’Beni neden dinlemiyorsunuz’’ diye sorar. Bu sefer itiraz eden şahıs ayağa kalkar ve itirazının gerekçesini açıklar: ’’Biz beraberce savaşa gittik ve kazandık. Savaşın neticesinde bize ganimetler içerisinde bulunan bir kumaştan dağıtıldı. Benim kumaşım azdı ve bir elbiseye yetecek kadar değildi. Fakat bakıyorum, sen aynı kumaştan yapılmış bir elbiseyi giyiyorsun. Demek kendine fazla aldın. Onun için biz seni dinlemiyoruz.’’

Bu itiraz üzerine Hz. Ömer, oğlu Abdullah’a döner bunun nedenini açıklamasını ister. Abdullah bin Ömer(R.A.) ayağa kalkar ve konuşmaya başlar. ’’Evet, savaşta bize dağıtılan kumaş, bir kişiye elbise dikmek için yetmiyordu. Babamın da bir elbiseye şiddetle ihtiyacı vardı. Ben kendi payımı da babama verdim ve ikimizin payından ona bir elbise diktirdik’ Bu cevap üzerine mahcup olan şahıs ‘’Seni şimdi dinliyoruz ya Emir-ül Müminin’’ diyerek yerine oturur ve Hazret-i Ömer konuşmasına başlar.

Aslında, Haliliye mesleğinin hareket gemisinin kaptan köşkünde olanların, kendilerine yapılacak yardımlara kayıtsız kalmaları ve ikazlara tahammülsüz davranmaları söz konusu olmamalıdır. İkaz görevi de müminlerin üzerine yüklenmiş bir sorumluluk olarak görülmelidir. Bu görevi hatır adına veya yanlış anlaşılma korkusu ile yapmamak, önemli bir görevi ihmal manası taşır.

Çünkü ‘’Hak haktır; küçüğüne, büyüğüne bakılmaz. Hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmez’’ düsturları, uygulanmak için söylenmiştir. Bazı hatırları ‘’Haktan’’ ali tutmak, olsa olsa nefsin ve şeytanın bir hilesi olabilir. Veya bazı insanlar korku, tama ve basit bir menfaatin neticesi olarak bu şekilde davranabilirler.

Ayrıca yönetici ve kaptan makamında bulunan şahsiyetlerin, çeşitli sebeplerden dolayı, gemiyi sevk ve idare noktasında kendilerinde meydana gelmesi muhtemel fiziki ve zihni yetersizlikler karşısında, yönetimi daha ehil, dinamik ve becerikli kişilere devretme konusunda da herhangi bir tereddüt ve kıskançlık içinde olmamaları gerekir.

Hakperestlik ve hizmetin selameti bunu gerektirmektedir. Şahısların veya ekiplerin emniyetinden çok daha ziyade önemli olan cemaattir ve kahir ekseriyetin emniyet ve selametidir. Böyle durumlarda herkes ‘’nefis cümleden edna, vazife cümleden ala’’ düsturu ile hareket etmelidir.

Bütün cemaatin ekseriyetini kendine ve selametine feda etme hırsını gösterme yanlışında kimsenin bulunmaması veya ısrar etmemesi beklenir. Eğer burada geminin ve topyekûn yolcularının bir zarar görme ihtimali veya yanlış bir rotaya sevk edilme riskleri söz konusu ise, herkesin üzerine düşeni yapması gerekecektir.

İman ve Kur’an hizmetinin selamet ve terakkisi, şahsi her türlü düşünce ve menfaatten daha önemlidir. Hizmet, nesilden nesile, değişen ve gelişen şartlara ve zamana uygun bir şekilde, çağdaş her türlü meşru yöntem ve metot kullanılarak devam ettirilmelidir.

Her gelen hizmet ehlinin, bu mukaddes bayrağı biraz daha ileriye taşıması ve zamanı gelince de hiç beklemeden bayrağı sonrakilere tam bir emniyet ve itimat içinde devretmesi gerekir. Bu noktada kendisinden başka hiçbir kimseyi ‘’liyakat’’ sahibi ve ‘’ehil’’ görmemek ve emniyet etmemek, enaniyetin bir tuzağı ve nefsin büyük bir hilesidir.

Öncekilerin de, bayrağı devrettikleri hizmet ehline, bütün tecrübe ve nezaretleri ile yardım etmeleri bir vicdan borcudur. Her bir dava mensubunun, kendilerinden daha yükseklere çıkabilecek hizmet ehlinin ayağının altına omuzlarını koyma hakperestliğinde tereddütsüz bulunmaları ve gereken tevazuu göstermeleri gerekir. O çıkılan yükseklik, onların da yüksekliği sayılacaktır. Yoksa hizmetin mahkûm bırakılacağı seviye ile onlar da şerefyap olmayacaklardır.

Bu noktada hizmet ehlini bekleyen büyük tehlikelerin en başında ‘’enaniyet’’ gelmektedir.  Bu nokta çok önemlidir ve her hizmet ehlinin bu tehlike karşısında her daim uyanık ve teyakkuz halinde olması gerekir. Said Nursi, Haliliye mesleğinin esaslarını anlattığı İhlas Risalesinde bu konu üzerinde ehemmiyetle durmaktadır.

Hayırlı işlerde muvaffak olmak için, uzun soluklu manevibir cihada hazır olmak gerekir. Allah’ın inayeti ve cemaat fertlerinin büyük fedakârlık ve gayretleri neticesinde elde edilen muvaffakiyet veya kazanılan zaferler, şahıslara bağlanmamalı ve onlardan bilinmemelidir. Şahıslarda bu tür başarıları kendilerine bağlama gafletine asla düşmemelidirler.

Birçok büyük ve cazibeli engeli aşmak için sebat ve metanet ile yılmadan ve ümitsizliğe kapılmadan devam etmek şarttır. Nefis ve şeytan engellerini de aşmak kolay değildir. Üstad hazretlerinin bu konudaki ifadeleri her Nur Talebesinin kulağına he daim küpe olmalıdır: 

“Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin (hayırlı bir işin) çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hadimleriyle (hizmetkârlarıyla) çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir. İhlâsı kıracak esbabdan (sebeplerden), yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm ‘Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder, ancak Rabbim rahmet ederse o başka.’ (Yusuf Sûresi, 53.) demesiyle, nefs-i emmâreyeitimat edilmez.  Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın.” (Lem’alar, s. 390)

Bu önemli ikaz şüphesiz ki, bütün Nur Talebelerine yapılmıştır. Hiç kimse bu ikazdan beri ve azade değildir. Hazret-i Yunus(A.S.)’un sözleri daima kulaklarımızda çınlamalı ve Yunusvari bu duayı ve ilticayı her zaman tekrarlamalı ve aklımızdan çıkarmamalıyız.

Yazar: Abdulkadir MENEK
http://www.risalehaber.com/ sitesinden 25.11.2014 tarihinde yazdırılmıştır.