1. YAZARLAR

  2. Ahmet EMRE

  3. Atalet zindanındaki İslam Dünyası
Ahmet EMRE

Ahmet EMRE

Yazarın Tüm Yazıları >

Atalet zindanındaki İslam Dünyası

A+A-
Yüzlerce yıldır üzerine ölü toprağı serpilmişçesine fakirlik, cehalet ve bedeviyetin pençesinde inleyen İslam dünyası, atalet ve betalet zindanında ömür sürmektedir. Heyhat! Asırlar boyu insaniyet âlemine yol ve yön gösteren, fen ve medeniyetin güzelliklerini varlık âlemine çıkaran, İ’la-yı Kelimetullah misyonu uğruna kıtalar ve gönüller fetheden cevval ruhların tembel ve mirasyedi torunları olduk.
 
Batı dünyası terakkide istikbale uçarken İslam toplumlarını maddî açıdan ortaçağda durduran türlü hastalıklar bünyemizde yol bulup yerleşmiştir.(1) Bu hastalıkların ilki ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesidir. Her kemalin önündeki en büyük engel, ferdi ve toplumsal bünyenin motoru olan şevkin katili ve atalet ile betaletin en mühim müsebbibi olan ye’s, karabasan gibi İslam coğrafyası üzerine çökmüş ve Batı medeniyetinin hal-i hazırda ihraz ettiği mevkie yükselmesinin ve orada sabitkadem olmasının en mühim amili olmuştur/olmaktadır. “Bizden bir şey olmaz, ihtişamlı günler mazide kaldı, köse torun dedesinin sakalı ile övünür” gibi sosyal hayatta çokça dillendirilen söylemlerin arka planında bu ümitsizlik virüsü yatmaktadır. Bu virüsten kurtulmanın yegâne çaresi rahmet-i İlahiye’den umudu kesmemek ve İslam’ın kutsi dairesine sadakatle girmektir. Zira İslam’ın hakikatleri madden ve manen terakki etmeye kabildir.(2)
 
Günümüz İslam coğrafyasında doğruluk, ferdi, toplumsal ve siyasal hayatta ölmüştür. Bizler İslamiyet’in doğruluk dini, peygamberimizin doğruluk peygamberi olduğunu unuttuk; yalana ve yalancılığa prim verip, doğruluğu safderunluk olarak algılamaya başladık. İnsan ilişkilerinde riyakârlığa “imaj”, siyasette yalancılığa “propaganda” adını vererek yalanı meşrulaştırdık. Doğru İslamiyet’i ve İslamiyet’e layık doğruluk ve istikameti yaşayamadığımız için hakiki medeniyetten ve insaniyet âlemine yol göstericilik misyonumuzdan uzaklaştık.
 
Bütün kâinatın mayası muhabbet, bütün varlıkların hareketi muhabbetle iken ve muhabbet kâinatı ve küreleri birbirine bağlayan manevi bir zincir iken,(3) İslam toplumlarında muhabbet ve uhuvvet duygularının yerini düşmanlık, kin ve nefret duygularının alması, inananları birbirine bağlayan nurani bağların(4) unutulmuş olması feleğin çarkının ters döndüğünü göstermektedir. Bir Müslüman ancak İslamiyet sayesinde ve ibadetin sevkiyle bütün inananlarla sabit bir münasebet ve kuvvetli bir bağlılık elde edebilir. Bu ise onlara karşı sarsılmaz bir uhuvvet ve hakiki bir muhabbete yol açar. Zaten, toplumsal hayatın kemal ve terakkisinin ilk ve en birinci basamakları uhuvvet ve muhabbettir. İslam dünyasının hal-i hazırdaki ittihad ve uhuvvetten uzak vaziyeti biz Müslümanların ibadetteki lakaytlık ve tembelliğimizden kaynaklanmaktadır.(5)
 
İslam toplumlarını içten içe kemiren ve bulaşıcı bir hastalık gibi aileden başlayıp bilim dünyasına ve siyaset âlemine kadar toplumun her tabakasına yayılmış despotizm, fertlerin ve toplumların genetik kodlarında yer alan dini, fikri, ilmi ve vicdani hürriyetlerin inkişafının önündeki en büyük engeldir. Çağımız despotizmini geçmişteki örneklerinden ayıran en büyük özelliği, şahısların istibdadının yerini günümüzde artık komitelerin istibdadına bırakmış olmasıdır. İnsaniyet âleminde medeniyet, fazilet ve hürriyetin hükümferma olmaya başlamasıyla komitelerin istibdadı da parçalanmaya başlamış, bu sayede düşünce özgürlüğünün etrafındaki zincirler paralanmakta ve toplumsal gelişme ve ilerlemenin önündeki setler yıkılmaya başlamaktadır.(6)
 
Günümüz Batı toplumlarının karakteristik bir özelliği olan “fertlerin şahsi menfaatlerine himmetlerini hasretmeleri” ya da başka bir ifadeyle “egosantrik” anlayış İslam toplumlarına da sâri bir illet gibi yayılmıştır. Oysa yaratılış itibariyle medeni olan insan kendi haklarını takip ettiği nispette diğer insanların hukukunu da muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükelleftir.(7) Bediüzzaman, insanın kıymet ve mahiyetinin himmetiyle, himmetinin derecesinin ise, takip ettiği maksat ve meşgul olduğu şeyle doğru orantılı olduğunu belirtmektedir.(8) Mazinin, himmeti İslamiyet milliyeti kadar geniş ve yüksek, diğerkâm ve feragat ehli fedakârları bugünün benmerkezci egoist Müslümanlarını görseler, binler esefle kınayacaklardı.
 
Son olarak, Bediüzzaman’ın ifadesiyle (9); istibdadın yadigârı olan “Neme lâzım, başkası düşünsün” yaklaşımı ile umum meşakkatin anası, umum rezaletin yuvası ve fertleri sefalet zindanına atan rahatlık meyli İslam toplumlarını atalet bataklığına sürüklemiştir. Oysa yaratılış itibariyle heyecanlı bir tabiata sahip olan insanın rahatı, yalnız çalışmada ve mücadele etmededir (10). Zaten Kur’an; “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” ayet-i kerimesiyle(11) bu hususa vurgu yapmaktadır.
 
Hâsıl-ı kelam, yukarıda sıralanan hastalıkların devalarını Kur’an eczanesinden çıkarıp bizlere sunan “dinin yüksek hadimleri”nin reçetelerini sosyal hayatımızda tatbik etmek ve hakikat-ı İslamiyeyi hakkıyla kâinatta dalgalandırmakla mükellefiz (12). Bu yüce misyonu müdrik olarak dünyanın dört bir yanında cehd ve gayret gösteren, güneşten daha parlak, cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirin bir ideale(13) adanmış ruhlara selam olsun.
 
DİPNOTLAR:
1-Hutbe-i Şamiye, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 20.
2-Hutbe-i Şamiye, s. 21.
3-Sözler, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 624; Mektubat, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 264.
4-Bu nurani bağlara Bediüzzaman; “…Her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mabudunuz bir, Râzıkınız bir… bir bir, bine kadar bir bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir.. bir bir, yüze kadar bir bir. […] Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği …” ifadeleri ile değinmektedir.(Mektubat, s. 264).
5-İşarat-ül İ’caz, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 85.
6-Divan-ı Harb-i Örfi, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 75.
7-Münazarat, İstanbul: Envar Neşriyat, ss. 95-96.
8-Muhakemat, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 127.
9-Hutbe-i Şamiye, s. 89; Münazarat, s. 97.
10-Münazarat, s. 97.
11-Necm Suresi, 39. ayet.
12-Münazarat, s. 49.
13-Şualar, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 312.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum