Selman IRLAYICI

Selman IRLAYICI

Yazarın Tüm Yazıları >

Anlamak

A+A-

Hulûsi Ağabeyimizin, Risale-i Nur eserlerinin telif edilmesinde ayrı bir yeri vardır. Mektuplarıyla muhtelif risalelerin yazılmasının müsebbibi olmuşlardır.

“Hulûsi Bey, benim yegâne manevî evlâdım ve medar-ı tesellîm ve hakikî vârisim ve bir dehâ-yı nuranî sahibi olacağı muhtemel olan biraderzadem Abdurrahman’ın vefatından sonra, Hulûsi aynen yerine geçip o merhumdan beklediğim hizmeti, onun gibi ifâya başlamasıyla ve ben onu görmeden epey zaman evvel Sözler’i yazarken, onun aynı vazifesiyle muvazzaf bir şahs-ı manevî bana muhatap olmuşcasına, ekseriyet-i mutlaka ile temsilâtım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı, Cenab-ı Hak bana hizmet-i Kur’ân ve imanda bir talebe, bir muin tayin etmiş. Ben de bilmeyerek onunla onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.” (1) diyor üstadımız.

Hulûsi ağabeyimiz, biraz Risale-i Nur eseri okumuş olanlarımızın fetvasını vermekten kaçınmayacağı (!) bir husus hakkındaki görüşlerini aktarmış ve hikmetini üstadımızdan sual etmişler. Barla Lahikasını okurken dikkatimi çeken bu bölüm aslında hepimizin bildiği ve bilmekle de gurur duyduğu hususlardan bir tanesi. Buraya kadar her şey normal. Fakat bunun hikmetinin varlığını sual etmek ne demek? ‘Hikmetini sormuş, ne var bunda’ demeden önce düşünelim.

Hulûsi Ağabeyimizin bu sualine, sual ile vermiş olduğum anlama amaçlı karşılık muhakkak ki uzunca bir sessizliği beraberinde getirecektir. Cevap vermekten aciz kalıyorum. Sadece kendi dünyamda yankılanan sesin getirdiklerini paylaşmak isterim:

Bizler Risale-i Nur eserlerini okuyup kavramaya başladığımızda veya pencereler bir bir önümüze açıldığında, kâinatın ayan-beyan önümüze konulmuş olmasının verdiği şaşkınlık ve sevinç içerisinde kendimizi kaybedip ‘meselelerin sahibi’ gibi davranmaya başlıyoruz. Hele bir de sair kardeşlerimizden bir kulaç daha fazla atıp, gölgemiz on santimetre daha uzun olduğunda, müdebbir tavırlarla kalkıp, ‘biz biliriz’ edasıyla oturmaktan; kendimize paye çıkarmaktan kaçınmıyoruz. Sonuçta biliyoruz işte. Biliyoruz fakat mülkün de ve ilmin de sahibinin bilincinde değiliz. Kendi malımız zannedip hor kullanıyoruz.

Bu arada üstadımızın ‘kendi malı gibi görmek’ ifadesinin arkasına da sığınmayı nefis arzu etse de, hakikat öyle söylemiyor. Hakikat diyor ki: Senin bildiklerin senin değil. Sen biliyorsun, çünkü en çok senin ihtiyacın var. Sen biliyorsun, çünkü ilk senin terbiye olman lazım geliyor. Sen biliyorsun, çünkü malımı bugün sana vermiş isem, değerinin bilinmediği anda alır, başkasına veririm, diyor.
Karşılaştığımız her bir meselenin hallini Cenâb-ı Hak’tan dilemeliyiz. Meseleler okudukça hallolacaktır, inşaallah. Neticelenen meselelerden sonra da şükrünü edâ etmeyi ihmal etmeyiniz. Kavlî ve fiilî şükrünü edâ etmek, lütfu ziyadeleştirecektir. Allah’a yalvarıp, karşılaştığımız manevî sıkıntılar için hal yolunun açılarak, doğru insan olabilmeyi niyaz ile dilemek ve hallolan meselelerimizde teşekkür için ellerimizi açıp dua etmek kavlî; bu meselelerde aczimizi unutmadan kardeşlerimizle paylaşmak da fiilî şükrün edâsı olur ümidindeyim.

Bu meselelerin zihnimizde dolanıp durması için de önce niyetimizde olması gerektiğini ifade etmeden geçemeyeceğim. Dünya hadiseleriyle boğuşmaktan yorulmadınız mı? Pek çok duyduğumuz hadise, mesele esasında sadece duyduğumuz ama idrakine vâsıl olmaktan da pek uzak durduğumuz meseleler. Bunu da böylece bilmek lazım, diye düşünüyorum.
Kısacası: Bildiğini zannettiğin şeyleri aslında idrak etmemişsen, vay haline…

“…Saniyen: Şöyle düşünüyordum: Eğer yalnız adüvv-i ekber olan nefsin hilesinden ve cin ve ins ve şeytanların mekrinden emin olayım diye herkes başını karanlığa çekse ve kendisi kûşe-i nisyana çekilse veya çekilmek istese ve âlem-i insan ve âlem-i İslâm mühmel kalacak, kimsenin kimseye faydası olmayacak bir zaman olsa; ben din kardeşlerime bu nurlu hakikatleri iblâğ edeyim de, Allahü Zülcelâl nasıl şe’n-i ulûhiyetine yaraşırsa öyle muamele eylesin. Nefsimi düşünmekten kat’-ı nazar etmeyi yine o zamanlarda çok faydalı görüyordum. Bundaki hikmet nedir? “
Hulusi (Barla Lahikası, Sayfa:24)

(1) Barla Lahikası, Sy:21

selman@risalehaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.