1. YAZARLAR

  2. Nurettin HUYUT

  3. Ana dilde eğitim
Nurettin HUYUT

Nurettin HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Ana dilde eğitim

A+A-

Bana soruyorlar “ana dilde eğitime nasıl bakıyorsun?” diye.

Önce biraz garip karşılıyorum. Çünkü bir Müslümana, hele Risale-i Nur terbiyesi almış bir kişiye bu soru sorulmamalı. “Irkçı değilse bu isteğe neden karşı çıksın ki” diyorum kendi kendime.

Allah’ın yarattığı ve yasaklamadığı bir dili ben neden yasaklamasını isteyeyim? Hangi saikle…”

Sonra “Üniter yapı” diye bir gerekçeden (bana göre bahaneden) bahsediyorlar. “O da ne?” diyorum. “Ülke bütünlüğü, birlik beraberlik bozulur.”

“Dil mi bozacak, yani dil mi bizi bölecek?” diye soruyorum. “Evet” diyorlar.

Ne demek istendiğini anlar gibi oluyorum. Fakat mantığım karşı çıkıyor. “Çocuk bahanesi diyorum.” Kendi kendime, “çocuk mu kandırıyorlar? Böyle gerekçe mi olur?”

“Irkçılık yapıyoruz, farklı etnik kimliğe sahip insanları asimile ediyoruz” demiyorlar da, “ülke bütünlüğü bozulur” bahanesini ileri sürüyorlar.

Ama sonuçta bana çok garip gelen bu yasağı birileri, (derin mahfiller) geçmişte gayet ciddi bir şekilde ele almış ve en katı bir şekilde de yasaklamış. Bu gerçeği de göz ardı edemiyorum. Ve bu yasak elan da devam ediyor.

Buna karşı, bu uygulamadan mağdur olmuş/olan bir kesim de aynı ciddiyette bu hakka sahip olmak için mücadele veriyor.

Elbette hakkını isteyenler gökten yere kadar haklıdır. Zira bu bir insani haktır. Bu hakkın bir şekilde verilmesi lazımdır.

Fakat dikkatle bakıyorum talep gayet haklı görünse de hedef farklı olduğu için iş karışıyor. Bölünmeye neden olacak bir şekil alıyor. Ben bu yasağı garip karşılasam da, karşı çıksam da şu anda gelinen nokta bu… Bunu bir tarafa bırakıyorum. Ve:

Sonra Türkiye’nin etnik yapısına bakıyorum, özellikle doğu ve güneydoğu illerini tarıyorum. Benim doğduğum büyüdüğüm ve vazife yaptığım illere hayalen gidiyorum.  Şunları görüyorum:

Mesela Bitlis, doğduğum il, şehir merkezinin büyük ekseriyetinin ana dili Türkçe olmuş. Özellikle Ahlât, Adilcevaz çoğunluk olarak Türk’türler ve ana dilleri de Türkçedir.

Mesela Muş (11 yıl ikamet ettim), şehir merkezinde ağırlıklı olarak Türkçe konuşulur. Çoğunun ana dili de Türkçedir. İlçelerinden biri (Hasköy) Arap kökenlidir. Arapçadan bozulma bir dili konuşur. Diğer ilçelerde ve köylerde Pomak, Terekeme, Çerkez, Çeçen gibi milletler karışık yaşar.

Mesela Şanlıurfa (orada da 11 sene çalıştım) şehir merkezi üç milletten oluşmaktadır. Arap, Türk ve Kürt diğer ilçeler de çok farklı değil. Ağırlıklı olarak Arap olan ilçeler var. Mesela Harran, Akçakale ağırlıklı olarak Arap’tır.

Van keza öyle Azeri kökenliler hayli fazla sayıda var. Doğunun diğer illerinin bu illerden farklı olduğunu sanmıyorum. Mesela Siirt ağırlıklı olarak Arap kökenlidir. Mardin gene öyle, Türk, Kürt, Arap karışık yaşamaktadır.

Bir zaman önemli mevki de bulunan bir Kürt siyasetçisinden sormuştum. Şimdi rahmete gitmiş. “Siz farz edelim ki, özerklik hakkı elde ettiniz ve ayrıldınız eğitim diliniz ne olacak? Yani, her kese ana dilde eğitimi sağlayacak mısınız?” dedim. “Elbette” diye cevap verdi. Hatta “bu konuda en çok biz ızdırap çekmişiz hiç aksine bir iş yapar mıyız?” diyerek de fikrine kuvvet vermeye çalıştı.

Sonra bunu nasıl yapacaksınız? Diye sormak istemiştim ama konu o olmadığı için soramamıştım. Şimdi o soruyu değerli okuyucularıma soruyorum. “Özerklik kazanılırsa o bölgede ana dilde eğitim nasıl uygulanacak?” O saydığım ve sayamadığım illerde küçük küçük özerk bölgeler mi oluşturulacak? Madem onların dilleri ayrı kültürleri ayrı o halde aynı mantıkla hareket edersek her halde öyle olmalı. Yani belki irili ufaklı 50-60 tane özerk bölge oluşturulmalı ki, bu mantıkla iş çözülsün.

Şöyle bir fıkra olarak anlatılır. PKK’nin propaganda ekibi yol kesip rehin aldığı yolculara propaganda yaparken “Kürtler ve Türkler ayrılsın” demiş. Her kes ayrılmış bakmışlar ki, biri ne o tarafa gitti ne de bu tarafa sormuşlar, ben Zaza’yım demiş. Sonra o sormuş “biz ne olacağız” diye. Oradakilerden biri kızmış, “yürü git Kürtlerin içine, sen Kürtsün, daha Kürtlerin hakkını alamadık sen ne diyorsun” diye azarlamış. 

Fıkrayı bir tarafa bırakıp soruma gelelim. Siz bu soruma “Hayır öyle olmaz, biz bu sorunu ülke bütünlüğü içinde çözeceğiz. Öyle ayrışmalara gerek yoktur. Anayasaya buna uygun bir madde koyarız ve işi çözeriz.”  diyorsanız. Ben de diyorum ki, “öyle ise geliniz aynı mantıkla şimdi (ayrılmadan) bu işi yapalım. Ülke bütünlüğü içinde demokratik bir sistemle bu halledilsin.” Yani özerk olunca yapmak zorunda kalacağınız şeyi şimdi neden yapmıyoruz?

Yani “Onların aralarındaki işleri istişare iledir.” (Şura Suresi:38) emrine uyarak işlerimizi istişare ile ortak bir yol bularak halledelim. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır.” (Divan-ı Harbi Örfi sh. 67) Emrine de uymuş oluruz.

Bu hakikatler ışığında diyorum ki,  Kürtler bizatihi sorun değil ki, ayırıp kurtulalım. Aksine Kürtler her yerde Türkler ve diğer milletler tarafından sevilen ve sayılan bir millettir. Öyle ise anlaşılıyor ki, Kürtlerin sorunu var. Bu sorun ortak istişarelerle medeni ülkelerde olduğu gibi gayet rahat bir şekilde çözüme kavuşturulabilir. Yeter ki sağduyu hakim olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
16 Yorum