1. YAZARLAR

  2. Yakup AKSOY

  3. Ana-baba hakkı
Yakup AKSOY

Yakup AKSOY

Yazarın Tüm Yazıları >

Ana-baba hakkı

A+A-

‘‘Rabbin  şöyle  buyurdu: Allahtan  başkasına  ibadet  etmeyin.  Anaya babaya güzel muamele edin.  Şayet  onlardan  ikisi   veya  birisi  yaşlanmış  olarak, senin  yanında bulunursa, sakın onlara hizmetten yüksünme, ‘’öf’’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.’’(İsra Suresi  23. ayet)

Bir  hadis-i  Şerifte’de  Peygamberimiz  (sallallahü aleyhi ve sellem)  buyuruyorlarki; ‘’hiçbir evlât, babasının  hakkını  ödeyemez. Şayet  onu  köle olarak  bulur  ve satın alıp, âzâd ederse, babalık hakkını (ancak o zaman ) ödemiş olur.

 

Üstad  Bediüzzaman  Hazretleri de; “Ben  bu  seksen  sene  ömrümde, seksen  bin zatlardan ders aldığım halde, kasem [yemin] ediyorum ki, en esaslı ve  sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum  validemden  aldığım  telkinât ve manevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda,  âdeta  maddî  vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sâir  [diğer]  derslerimin  o  çekirdekler  üzerine  bina  edildiğini,  aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki  fıtratıma  ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtı’nı, şimdi bu  seksen  yaşımdaki  gördüğüm  büyük  hakikatlar  içinde birer çekirdek-i esâsiye müşahede ediyorum.” buyurarak, validesinden aldığı dersin esasını    ve ehemmiyetini ortaya koymuştur.

 

Valideynin evlatları üzerindeki hakkı, hepimizce malumdur. Bu hakkın üzerimdeki ağırlığını ifade sadedinde, her mü’min gibi, namazlarımızda  günde  en  az  on üç defa kade-i ahirde ‘’Rebbenağfir lî  veli vâlideyye  ve  lil  mü’minîne  yevme  yekûmul  hisâb’’ cümlesiyle dualarımıza   dahil   edip, her  zaman  okumalarımızda  ve  niyazlarımızda  andığımız  ana babamıza bir yazıyla da olsa, tahdis-i nimet kabilinden yer vermek istedim.

Bizim anne ve babamız da, Üstadın  işaret  ettiği ilk muallimlik  vazifesini bihakkın yerine getirdiler. Lisan-ı halleri ve  yaşayışlarıyla  bize örnek oldular. Onları  rahmetle  anıyor ve âhirette inşâallah birbirimize kavuşacağımız livâül hamd sancağı altındaki toplanma anını rabbimizden niyaz ile bekliyoruz.

Ana başa tâc imiş, her derde îlac imiş.
Bir evlat pir olsa da ana’ya muhtâc imiş.

 

Hem anasını hem babasını bu fani âlemden beka âlemine uğurlamış bir evlât olarak, itiraf etmeliyim ki; dünyada  en büyük  kayıp ana  ve  baba’dan geçici de olsa ayrılığın acısı olsa gerek. Bu acı bir yönden  beşer olma muktezasınca duyulan  cibilli ve hissi acı olsa da; asıl önemli olan, hal-i  hayatlarında  yapmak  isteyipte, yapamadıklarınızın  pişmanlığı ve ölüm meleğinin  ansızın gelip, onları bizden ayırıp götürmesidir.

Bütün  analar evlatları için özeldir ve kıymetlidir. İşte benim annem de Anadolu’nun çilekeş analarından biriydi. Çok şefkatli, merhametli, güler yüzlü ve cömert  bir  insandı, kırk dokuz yaşında kanser  illetine  yenik  düşerek, bu dünyanın fani ve zevale mahkum nimetlerinden, evlatlarının bir  çok dünyevî  mürüvvetlerini göremeden aramızdan ayrıldı. Biz inanıyoruz ki; kabrin öbür tarafında ahbaplar kafilesine kavuştu. Sabır ve şefkat timsali, edep ve haya nü- munesi bir hanım efendiydi. Anadolu’da 500 haneli büyükçe bir köyün cömert ve hayır sever köy anasıydı. İkram etmeyi, misafir ağırlamayı, düşküne yardım  etmeyi, paylaşmayı ibadet aşkıyla ve  şevkiyle yapan  bir insandı. Babam ve ailemiz  ağır  bir  çiftçi olduğundan, annem de  çok çalışır, yorgunluk  nedir  bilmezdi. Yedi erkek  evladı bin bir zorlukla yetiştirdi. Lillahil hamd, yedi oğlunu da ehl-i salat  olarak  büyütüp terbiye etti. Fedakâr ve cefakâr bu insanlar, dünyevi  tüm  servetlerini evlatlarının tahsili için  harcayarak  bu  dünyadan  dar-ı bekaya  göçerken, veraset ilâmı’na  konu  olacak  hiçbir  mal  ve mülkleri olamadan bırakıp gittiler. Geride kalan; taat üzere, Salih amellerle yaşadıkları  bir ömür, dua eden, Hizmet-i İmaniye  ve Kur’aniyede sa’ye devam eden yedi evlat.

 

Merhum  babam  da  çiftçilikle  uğraşan  sabırlı  ve  gönül  zengini bir insandı. Bu dünyada   ‘’insanlardan bir insan ‘’ gibi yaşadı. Vakti zamanında köyümüzün en zengin ve hayırsever ailesi olarak, dedemden kalan arazilerle çiftçilik yapan bu gönül adamı, çok muttaki idi. Biz yedi erkek evladını okutmaya ve adam etmeye kendini adamıştı. ‘’Ben gömleğimi satar gene de sizleri sonuna kadar okuturum’’ derdi. İlkokulu  beşinci  sınıfa  kadar  dahi tam bitirmemiş olan babam,  okuma  yazmasını askerde  geliştirmiş  ve  tamamlamıştı. El yazısı hattını çok güzel kullanır, mânevî konulara, özllikle de fıkhî mevzulara rağbet gösterirdi.

 

Müçtehid imamların  görüşlerine  riâyeti  bir  vazife  telakki  ederdi.  Kur’ân  ve  ilim  ehline  karşı  çok saygılıydı. Hayatının sonuna kadar Kur’an okumayı hiç bırakmamıştı. Çok sabırlı idi.1970’li  yılların  başında   ben   bütün   çocuklarımı    hem   dinlerini   hem  dünyalarını   öğrenebilmeleri,   arkamdan  hayırlı   ve  sâlih   birer  evlat  olmaları   için   sonuna  kadar okutacağım azmiyle yedi kardeşten altısını İmam Hatip’ten mezuniyetten  sonra  üniversiteye gönderip yüksek tahsil yapmalarında büyük fedakârlık ve çilelere katlanmış bir babaydı... 

En büyük abimizin  lise tahsili sonrası  vekil öğretmen olarak istihdam edilmesi de pek çok hizmetin  ve  kültürel  faaliyetlerin  ailede  yaygınlaşmasında  büyük katkısı olmuştu. Maddi varlıklarını evlatlarının  okuması  için harcamış ve hayatının sonuna doğru çok mütevazı bir tarzda yaşamıştı. Çok cömert ve hayırseverdi. Misafir ağırlamaktan haz duyardı.Çok şükre- derdi, ibadetlerini, özellikle  namazını  dokuz  yaşından  itibaren hiç terk etmediği söylenirdi. tanıyan  herkesin  şehâdetiyle,  tarlada,   arazide  bile namaz  hususunda çok titiz davranır, cemaate önem verirdi. Taatte,  masiyetlere  ve  musibetlere  karşı  sabrı  yaşayarak  bizlere öğretirdi. Bütün çocuklarının Hizmet-i imaniye ve Kur’aniye  dairesi içerisinde yer alması için çok dua ederdi ve bu tablodan çok mutlu olurdu. Evlatlarının Kur’ân ve Nur ehli olmalarından gurur duyar, onlarla iftihar ederdi. Aileden bir  hafızın  yetişmesi  adına, Kur’âna  saygının bir gereği olarak şevk ve istekle abdest suyunu bile eliyle hazırlar, hocalarına karşı müteşekkirâ- ne  bir  tavır  sergilerdi. Evlatlarının  Kur’anla, ilimle, Nurlarla  meşguliyetleri  onu  çok  mutlu ederdi.

Ölümü gülerek karşılamıştı. Bu dünyadan göç ettiğinde yeryüzünde maddi varlık adına bir tek şey bırakmamıştı, ama arkasında kendisine hayırla dua edecek evlatlar ve torunlar bırakarak gitmişti. Sadaka-i cariyenin mâna ve öneminin idraki içerisindeydi. Cenazesindeki muhteşem tablo ve  ifa  edilen  vazifelerin  o  atmosfere ve “Hitâmuhû misk” mânasına ne kadar muvafık olduğunun  bir göstergesiydi.

 

Nur  içinde  yat  babacığım  ve  anacığım. Makamınız  Cennet, refikiniz okunan ve yaşanılan Kur’anlar olsun. Biz evlatlarınızı da sizlere layık, asrın   mimar-ı âzâmı’nın  arkasında  hizmete  devam eden  ehli  hizmet  ve  ehli  kur’an  hâdimler  arasında kılsın. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum