1. YAZARLAR

  2. Halil DÜLGAR

  3. Allah Resûlü’nü çok sevmek
Halil DÜLGAR

Halil DÜLGAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Allah Resûlü’nü çok sevmek

A+A-

Allah Resûlü’nü (a.s.m.) çok sevmek…

Ancak Sahabeler gibi sevmekle olur…

Güneşin yeryüzüne ışık verdiği andan söneceği ana kadar insanlık içinde en çok sevilen insan; şüphesiz Sevgililer Sevgilisi Hazreti Muhammed’dir (a.s.m), Onu sevmede en yüksek makama çıkanlar ise yine şüphesiz Sahabelerdir…

Allah Resûlü (a.s.m.) abdest aldığı zaman; Sahabeler, abdest suyunu kapışmak için koşuşurlar ve Resûlullah’ın (a.s.m.) mübarek tenine değen abdest suyunu yüzüne gözüne sürerlerdi. Efendimiz “Niçin böyle yapıyorsunuz?” diye sorduğunda “Bereket umuyoruz” derlerdi.

İstikamet insanı Yüce Peygamber böyle anlarda, aziz Sahabelerine şu ikazda bulunurdu: “Kim ki, Allah ve Resûlü kendisini sevsin istiyorsa; konuştuğu zaman doğru söylesin, emanete riayet etsin, komşusuna eziyet etmesin.”

Malik b. Sinan, Uhudda Allah Resûlü (a.s.m.) yara aldığında yüzündeki kanları diliyle emip yutar. Ona sorarlar: “Sen kan mı içiyorsun?”

“Evet, ben kan içiyorum ama Allah Resûlü’nün (a.s.m.) kanını!” der.

Son sözü Hazreti Şah-ı Rûsül söyler: “Benim kanım onun bedenine karıştı, artık ateş onu yakamaz.”

Bir başka gün Efendimiz kan aldırırken yanında bulunan Abdullah b. Zübeyr’e kan çanağını verir ve “Git bunu gizli bir yere dök” der. Abdullah b. Zübeyr o kanı şerbet gibi içer. Allah Resûlü’nün (a.s.m.) yanına döndüğünde kanı ne yaptığını soran Efendimize cevaben “Onu öyle bir yere döktüm ki, daha kimse bulamaz” der.

“Sen onu içtin mi?” diye tekrar sorar Hazreti Peygamber (a.s.m.), diline bedel yüreğini konuşturur Zübeyir b. Avvam’ın oğlu: “İstedim ki Ya Resûlallah, kanın kanımda dolaşsın!”

Allah Resûlü (a.s.m.) Bedir günü elindeki oku kullanarak ordunun saflarını düzeltirken saftan çıkmış Sevad b. Guzeyne’nin hafifçe karnına dürterek “Safı düzelt ey Sevad!” der.

O da, “Beni incittin ey Allah’ın Resûlü! Halbuki Allah Seni hak ve adalet üzere göndermiştir. O halde benim de aynını Sana yapmama izin vermelisin” diye çıkışır.

Allah Resûlü (a.s.m.) mübarek karnını açar ve “Gel Benden kısasını al!” der.

Sevad b. Guzeyne eğilir ve Efendimizin karnını doyasıya öper. Sonra da Sevgiliden ayrılma endişesiyle dağlanan yüreğinin sevkiyle böyle yaptığını şu cümlelerle açıklar: “Bu gün savaş günüdür Ya Resûlallah!...Belki de bu günden sonra Seni bir daha göremeyeceğim… İstedim ki tenin tenime değsin…”

Yine Bedir günü Üseyd b. Hudayr Allah Resûlü’nü (a.s.m.) kucaklayarak öper, öper ve der ki: “Ya Resûlallah! Anam babam Sana feda olsun… İstedim ki, hayatım Seni öpmekle son bulsun…”

Bir gece Allah Resûlü (a.s.m.) kendisine suikast yapılma endişesiyle rahatsız olur ve “Ne olurdu bu gece Allah’ın bir Salih kulu gelip de kapıda nöbet bekleseydi” diye temennide bulunur. Sa’d b. EbiVakkas sanki duymuştur “Lebbeyk Ya Resûlallah!” dercesine koşup gelir, Efendimiz “Bu saatte, gecenin bu vaktinde seni buraya getiren nedir?” diye sorduğunda şöyle cevap verir: “Ya Resûlallah! Senin hakkında içime bir korku düştü. Uyku tutmadı. Siz rahat olun, ben sabaha kadar sizin nöbetçinizim.”

Bir gün Allah Resûlü küçük hizmetçisi Hazreti Enes’in evine şeref verir. Susamıştır. Duvarda asılı duran kırbayı alıp birkaç yudum su içtikten sonra tekrar yerine asar. Enes’in annesi ÜmmüSüleym (hassasiyetine kurban olayım!) “Başka biri de aynı kırbayı ağzına değdirmesin” endişesiyle kırbanın ağzını keser ve saklar. O “kırba ağzı” ÜmmüSüleym için artık dünyanın bütün hazinelerinden daha kıymetlidir...

Huneyn günü karnında kıpırdayan bebesi olduğu halde kafirlere karşı elde kılıç savaşan bu aziz kadını senaya dair ne kadar söz söylesek azdır. Zaten Söz Sultanı denilmesi gerekeni demiştir: “ÜmmüSüleym sen Sahabe olmanın gereğini hakkıyla eda ettin!”

Hubeyb b. Adiy ve Zeyd b. Desinne darağacında Müşrikler tarafından işkenceli bir ölümle dünyaya gözlerini kapatırlar ama Allah Resûlü’nü (a.s.m.) sevmede hiç kapanmayacak bir destana imza atarlar…

Gözlerini kan bürümüş Müşrikler her ikisine de aynı soruyu sorarlar: “Muhammed sizin yerinizde olsun ister misiniz? Sizi serbest bıraksak, ailenizin yanına dönseniz, Onu öldürsek, ister misiniz?”

Cevap ancak Sahabeye mahsus: “Hayır Vallahi… Değil bizim bedelimize O’nun ölümüne razı olmak, bizim kurtulmamıza bedel O’nun ayağına diken batmasına bile razı değiliz. O’nun uğrunda ölmeyi, ailemizin yanına dönmeye razı oluruz.”

Ve o günlerin Müşrik Reisi Ebu Süfyan’ın itirafı: “Ben Muhammed’in Ashabının Onu sevdiği kadar, bir kimsenin bir kimseyi sevdiğini ömrümde görmüş değilim!...”

Sahabeyi anlamak, Sahabeyi tanımak, Sahabece yaşamak, Sahabenin gönlünden Muhabbetullah ve Muhabbet-i Resûlullah cevherlerini toplamak ve ruhumuza taç yapmak gayelerin en yücesi…

Bu gaye üzerine nefeslerimizi tüketmesi için, Sahabeleri şefaatçi yaparak yalvaralımRabb-ı Rahimimize:

“Ey Rabbimiz! Sahabenin izine, özümüzü kurban eyle; âmin…”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.