1. YAZARLAR

  2. Şeyma GÜR

  3. Ali İhsan Tola Ağabey’i (ve ağabeyleri ) ziyaret
Şeyma GÜR

Şeyma GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Ali İhsan Tola Ağabey’i (ve ağabeyleri ) ziyaret

A+A-

Rabbim lütfetti;  2006 baharında Ali İhsan Tola Ağabey’i ziyaret nasip oldu. Yanına girebilmek için bizden önce ziyaret edenlerin küçük odacığını boşaltmasını beklemiştik. Bizden sonra da ziyaret edebilmek için birilerinin sıra beklediği gibi. Rahmetli Ağabeyimize öylesine bir teveccüh vardı. Nasıl olmasın? O, bize Sevgili Üstadımızdan yadigar kalan sayılı Ağabeylerimizdendi. Ve şimdi o da rahmete, Efendimize (asm), üstadına kavuştu inşallah. Biz, gurbette kalanları, böylesi bir vuslatın özlemi içinde bırakarak..

Rahatsız etmemek için Ali İhsan Ağabey’in görüş alanı dışında kalacak şekilde, kapının hemen yanına ilişmiştim. Sorularımı eşim vasıtası ile iletmeye çalışıyordum. Ben de herkes gibi Üstad ile birkaç hatırasını kendi ağzından dinleyebilmek için can atıyordum. Ama sesi çok hafif çıkıyor ve zor duyuluyordu. Karşısına oturmamı söyledi. Mahcub ve mutlu oturdum. Yüzü tecessüm etmiş nur gibiydi. Sürekli mütebessim bir çehre.. Şefkat dolu bakışlar. Uzun uzun bitkilerden, madenlerden, sulardan konuştular. Sonra da benim özel isteğim üzerine Üstad ile şu hatırasını anlatmıştı:

Üstad Hazretleri ile birlikte olmak, hele husûsi anlarına ortak olmak, meselâ Çam dağında onunla bir gece geçirebilmek, zikrine, tefekkürüne ortak ve şâhid olabilmek büyük mazhariyetti talebeleri için. Ali İhsan Tola Ağabey de Üstadın Çam Dağında olduğu bir gün hem çay malzemesi götürmek, hem yanında bulunabilmek için dayısı ile birlikte Çam Dağına yollanıyorlar. Namaza duracakları sırada Üstad kendilerini  ikaz ediyor: “sineklerime ilişmeyin!..” Devasa sivrisinekler onlara ilişmektedirler oysa ve vurdukları yerden Âsa-yı Musa misal kan fışkırtmaktadırlar. Dayısı dayanamaz ve mukabele eder. Sonuç kan revan içinde kalmaktır. Ali İhsan Tola Ağabey ise Üstadını dinler ve ilk hücumdan sonra sinekler daha ilişmez. Karşılıklı ateşkesin halen devam etmekte olduğunu söylemişti. O günden sonra sinekler kendisine hiç ilişmemiş…

Bediüzzaman’ın talebelerinin bir kısmını hayatta iken tanımak bahtiyarlığına eren nesiller şanslılar. O saff-ı evvel ağabeyler henüz aramızda iken gücü yeten, özellikle gençler, ağabeyleri ziyaret etmenin bir yolunu bulmalı “Hayatın hayatımla devam edecek” dediği talebesi feyiz çeşmesi Sungur Ağabey’i, tecessüm etmiş şefkat, sevimlilik ve tevazu timsali Fırıncı Ağabey’i, Abdullah Yeğin, Said Özdemir, Abdulkadir Badıllı Ağabeyleri ve diğerlerini görmeli, dinlemeli, feyizlerinden istifade etmeye çalışmalı, sonra da gördüklerini yaşadıklarını aziz birer hatıra olarak torunlarına aktarmalı. Ta ki Üstadın muhabbeti nesillerden nesillere sirayet etsin.

Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) sahabelerine “hayat da sizinle, ölüm de sizinle olsun” diyordu. Bediüzzaman Hazretleri ile sahabe mesleğinin ahirzaman temsilcileri olan  nur talebeleri arasında da, seneler ötesinden izleyenlerin bile yüreğini ısıtan sımsıcak, capcanlı bir muhabbete şahit oluyoruz. Birbirlerine nasıl da düşkünler.. Bediüzzaman Hazretleri hapishane duvarlarının gerisinden bile olsa, talebelerine yakın olmaktan bahtiyar olduğunu söylerken, talebeleri de ondan muvakkat ayrılığa bile dayanamıyor, onu bir lâhzacık görmekle, hizmetinde bulunmakla, dersini dinlemekle her türlü çileyi göğüsleyebilir bir hâl kesbediyorlardı. Nasıl ki “Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur, hem şu kâinatın râbıtasıdır, hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır” öyle de onları bir arada tutan şeydi. Aynı iman davasına baş koyduran şeydi. İman hizmetinin ruhuydu muhabbet. Onlar ehl-i imanın imanlarını muhafaza etmek gayretini en yüksek derecede taşır ve ehl-i imanın kalbine gelen şübehat ve evhamdan hasıl olan yaraları tedavi etmek iştiyakını, yüksek bir derece-i şefkatte hissederlerken gâyeleri Rıza-i İlahi olduğu gibi müşevvikleri üstadlarına duydukları derin muhabbetti.

İşte biz o muhabbetin tereşşuhatını Ağabeyleri ziyaret ederken yaşayabiliyoruz. O muhabbet bize de bulaşıyor. O cereyan bizi de sarmalıyor.

Risale-i Nura talebe olmak, Risale-i Nuru okumakla, anlamakla, neşretmeye çalışmakla mümkün oluyorsa, Üstadın ve talebelerinin muhabbetini gönlünde taşımakla da ruh kazanıyor ki o muhabbet, Muhabbetullah’tandır ve Muhabbetullah’a gider…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum