1. YAZARLAR

  2. Halil KÖPRÜCÜOĞLU

  3. Ali Bulaç’a ‘usul’ hakkında itiraz için mektup-2
Halil KÖPRÜCÜOĞLU

Halil KÖPRÜCÜOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Ali Bulaç’a ‘usul’ hakkında itiraz için mektup-2

A+A-

4-Daha sonraki satırlarınızda:

-Eşyada kötülüğe, "iyi olanın suistimali (yanlış kullanımı) yol açar.

-Allah iyiliği yaratmıştır, Yarattığı şeyin iyi ve faydalı olarak nasıl kullanılacağı yolunu göstermiştir, İnsanlar iyi olanı yanlış kullandıklarında kötülük yapmış olurlar. Bu yüzden "iyilikler (hasenat) Allah'tan, kötülükler (seyyiat) bizdendir.

Böyle olunca

-"Siyaset yoluyla

-Dünyevi vasıtaların uhrevi gayelerin yerine geçmesi,

-Araçların amaç haline getirilmesi" veya

-Dinin siyasette istismar edilmesi bir kusur ise

-Bu siyasetin kendisinden (zati tabiatından) değil

-Yanlış kullanımından

-(Ligayrihi olarak sui-isti'malinden) kaynaklanır.“ diyorsunuz.

Burada da inanın tashihe ihtiyaç var. Şöyle ki:

Asrımızda, Post Modern bir halin hâkimiyetini, Nihilist bir anlayışın kontrolüne girildiğini herkes söylemektedir, görmektedir. İnsanlar sadece ve sadece güzel yaşamak, ferc ve batının hevesatına münhasır bir hayat için çırpınmaktadır… Asırlar içerisinde ıssız dağ başlarından veya balta girmemiş ormanlardan daha müessir bir fetret en modern zeminlerde bütün insanlığı kaplamıştır. İnsanların fıtri şekilde inançlara ulaşması, bunun gereğini yapması yerine, adeta gücü eline geçirip, idareye hâkim olma manasında bir anlayış maalesef siyasetin bizatihi kendisi için söz konusu olmuş ve öyle telakki edilmiş, edilmektedir.

Bu arada 4. Meselenin önemi de bilinmelidir diye düşünüyorum. O’na göre insan için; kalp, mide, ceset, hane, mahalle, şehir, vatan, memleket, küre-i arz, nev’i beşer, zihayat ve dünya diye iç içe birbirine bakan daireler vardır. Ve her dairede insana ait öncelikleri farklı da olsa vazifeler söz konusudur. Ve kalp dairesi gibi içte kalan küçük dairelerde her zaman ve çok önemli; geniş dairelerde ise ara sıra vazife bulunabilir. —Bu konu, bu asırda, elbette daha da önem kazanmıştır.- (Bkz: Şualar, Meyve Risalesi, 4. Mesele, 170) bu manayı da Usulümüzün başına koymak zarurettir sanırım. Bu, sizin efkârınızı muhakkak değiştirecek kıymette bir mana olsa gerek!

Tamamen menfaat üzerine dönen bir siyasetin, Amerika ve İngiltere gibi en hür sanılan zeminlerin de bile, adeta ikişer partinin dışında kimseye hayat hakkı tanımaz bir halde olması söz konusudur. Her tarafta insanlar kendi efkarını hâkim kılmaya çalışmaktadır.

Böyle zeminlerde, adeta Totaliter bir rejim ortamı söz konusu olduğundan, aktif siyaseti doğru tarzda yapmanın imkânı olmadığından Üstadımız gayet hikmetle ve haklı olarak yöneticilere değil onların felsefi temelini oluşturan pozitivist-materyalist görüşlerine yönelmiştir. Bunun önemini muhakkak anlamaya çalışmalısınız.

Risalelerinde siyasî ve geniş dairelere ait problemlerle adeta ilgilenmemiş, ça­lışmalarını tamamen iman konusuna tahsis etmiştir. “Risale-i Nur, hayat-ı içtimaiyenin kanunlarını da ihata eden dinin geniş dairesinden bahsetmez. Belki asıl mevzuu ve hedefi; dinin en has ve en yüksek kısmı olan imanın erkân-ı azimesinden bahseder. Hem ekseriyetle muhatabım, evvel kendi nefsim, sonra Avrupa feylesof­larıdır”  der. (Bediüzzaman Said Nursi, 1993,  231; D.Dursun, Age.)

Seküler bir anlayış adeta olmazsa olmaz hale gelmişken. Bediüzzaman, İslam’ın birlikte yaşanırlığını anlatmak derdine düşmüş ve bunu gerçekten idraklere sunmuştur. Bu durum din adına ortaya çıkıp idareye talip olmayı ne kadar itici hale getirir varın siz tahmin edin, ama maalesef, ”Herkes kendi müşahedâtına tâbidir.” fikri size ne kadar müsaade eder bilemem. “Ma’lumat ve keşfiyâtını kâfi gören, eslâf-ı izamın irşadatından mahrum kalır.” fikri sizin ne kadar tesir altına almış tam anlayamam. Ama bu iki çeldirici sizi ve sizin gibi düşünenleri maalesef kolay kolay rahat bırakmaz diye tahmin ediyorum. Hele gerçekten de ciddi birikimi olur ve adeta zahiren haklı olarak da olsa, eğer, ilmî (!) bir enaniyet teşekkül ederse, artık ötesini siz düşünün….

Sizin, I. Markham’ın, “Bediüzzaman’dan Neler Öğrendim” kitabını okumanız, bu konuda Bediüzzaman’ın Batıyı bile ikna edebilecek argümanlar ortaya koyabildiğini hem de bir Batılının, Hıristiyan bir Müminin ağzından, hem de Seküleristlere karşı en güçlü birisi diye Bediüzzaman’ı ortaya koyuşunu dinlemeniz de maalesef zarurettir. Keşke okuyup, kafa yorabilseydiniz ne kadar iyi olurdu. (Bkz: Etkileşim Yayınları, Ian S. Markham “Bediüzzaman’dan Neler Öğrendim”)

Hulusi Yahyagil Ağabeyin Hizmet Grubundan aldığım ve sizin mektubunuzun ekine de koyduğum henüz yayınlanmamış bir mektupta Bediüzzaman, kendi talebelerine:

-“Ve çok dikkatli ve

-Risale-i Nur'un avukatı kardeşimiz Ahmet Feyzi’nin

-Mehdi hâdisesini

-Risale-i Nur dairesi içinde çokça medâr-ı bahsetmesi

-ehl-i dünyanın evhamını tahrike sebeb olabilir.

Çünki

-Mehdi mânasında bir siyaset dahi bulunuyor diye

-eskiden beri fikirlerde yerleşmiş.

-Risale-i Nur bu meseleyi halletmiştir.

-Ahirzamandaki büyük Mehdiden evvel

-çok mehdiler gelmiş geçmiş diye

-Risale-i Nur ispat etmiş.

-Rivayetlerin muhtelif olması bu noktadan ileri geliyor.

-Bu zaman şahıs zamanı olmadığından

-ehemmiyetli ünvanlar şahıslara verilmez.

-Hem Risale-i Nura da

-Siyaset manası da taşıyan o ünvanı vermemek münasiptir.

-Müceddidiyet kafidir.

Gerçi hakikat noktasında

-Ahirzamanda gelecek Büyük Mehdi

-Siyaseti

-Tam dindar İsevilere bırakıp

-Yalnız İslamiyet hakikatlerini

-İspata, İzhara, İcraya çalışır.

Ve bu noktayı nazardan

Risale-i Nur

-Zat-ı mübarekin Veyahut onun cemaat-i nuraniyesinin

-Şahs-ı maneviyesinin çok vazifelerinden

-En ehemmiyetli vazifesi olan hakaik-i imaniyenin

-İspat ve neşrini tam yapıyor.

Fakat bu evhamlı ve bahaneleri arayan ve

-Her şeyi siyaset noktasında düşünen adamlara karşı

-Bu Mehdi unvanını Risale-i Nur'a vermek

-Risale-i Nur'un ihlas sırrına ve

-Dünyaya tenezzül etmemesine muvafık olmaz.

Evet

-Risale-i Nur'daki sırrı ihlas,

-Yüzde doksan ihtimaliyle de olsa

-Makama talip olmamaklığımı iktiza ediyor.

Çünkü

  • Küçük bir memuriyet veyahut
  • Zabit olmak gibi bir makamı düşünen,
  • Harekâtını o makama tevcih ediyor.
  • Onu maksat yapıp ona çalışıyor.
  • İhlâsını kaybeder.

Uhrevi amellerini onu basamak yapsa bütün bütün yanlış olur.

İşte böyle kudsi ve parlak bir makamı ve memuriyeti

  • dünyada  dahi
  • kendine düşünmek ve gaye-i hayal yapmak
  • bütün harekâtını hatta uhrevi amellerini
  • makama yakıştırmak suretini verdiğinden
  • hakikat-i ihlası bozar.

 

Eğer öyle bir makam verilse de ihsan- ı İlahi olur.

  • İnsanın kesb ve ameli ona vesile olamaz ve
  • ekseriyetle bilinmez.Bilinmese daha iyidir.

Ve

  • bilhassa efkar-ı ammede siyasetçilik ve hâkimiyet mânası
  • bu mehdi ünvanında bulunduğu ve
  • geçmiş bazı Mehdi-misal halifeler
  • o gibi hâdiselerin bir masadakı  ve medarı olmuşlar.

Elbette bu zamanda

  • Siyasete her şeyi feda eden insanlar nazarına karşı
  • Risale-i Nur mesleğindeki ihlas, böyle şeyleri aramaz. “ demektedir.

Hatta “...o şahıs iki vazifeyi tehir edecek, bütün mesaisini iman vazifesine sarfedecek…demesi iyi değerlendirilir ise;

  • “…Dinin siyasette istismar edilmesi bir kusur ise de bu siyasetin kendisinden (zati tabiatından) değil, yanlış kullanımından (ligayrihi olarak sui-isti'malinden) kaynaklanır.”

…fikriniz, usulünüz de gerçeği yansıtmamakta, çok soyut bir hakikat olarak ortada kalmaktadır. Bediüzzaman’ın anlattıklarını ve realiteyi böyle değerlendirirseniz Siyaset bu asırda lizâtihî kusurludur. Kusur sizin dediğini, tâbi olduğunuz fikirlerdeki gibi değil, hem tabiatından, hem de yanlış kullanımından çıkmaktadır.

  • “Medeniyet,
  • İlim, irfan ve hikmet menzillerinde yapılan yolculuklardan doğar.
  • Bunu mümkün kılan yegâne vasat,"Güçlü bir Tevhit anlayışı" ile temin edilebilir.
  • "Güçlü bir Tevhit anlayışı" bu süreçte, Sadece vasıta olarak iş görmez;
  • Aynı zamanda, herşeyi, Medeniyetin
    • Dünyasını ve havasını, Dokusunu ve ruhunu
    • Hem soluyan ve yaşayan, hem de solutan ve yaşatan bir vasat'a dönüştürür.
  • Medeniyetler,
  • İlim, irfan ve hikmet menzillerinde yolculuk yapmalarını sağlayan
  • "İman" ile soluk alıp verirler ve yaşarlar.
    • Ama medeniyetlerin varlıklarını sürdürebilmeleri,
    • Ancak,
    • İnsanların hayatlarında soludukları ve yaşadıkları
    • "İmanı " ve “İslam’ı” sürdürebilmeleri,
    • Bu " iman "  ve “İslam” üzerinde yılmadan kafa yormaları,
    • Bu imanı, değişen şartlarda ve mekânlarda koruyabilmeleri,
    • Adeta, yeniden ihya edebilmeleri ile mümkündür.
    • Yoksa, sonuç hüsrandır.
    • Alem-i İslam’ın hal-i hazır vaziyeti, buna şahid-i kat’idir.
  • İşte burada devamlılığı sağlayan,
  • Medeniyetin geliştirdiği hayatı ve dünyayı
  • Her hâl ve her şartta solutan ve yaşatan süreci ve işlemi,
  • Risale-i Nurun ortaya koyduğu Yol Haritasında ve usulünde görüyorum.
  • O’nu ciddi tetkik edenler de bu realiteyi kolayca müşahede edebilir.
  • Özetle,
  • "İman",bilhassa “Tahkiki İman” Yaptırım gücüne ulaşmış bir İtikat
  • Medeniyetin hayat köklerini canlandırır.
  • Medeniyetin hayatiyet kaynaklarını ve dolayısıyla hayatını devam ettirebilmesi,
  • Bu imanın geliştirebilmesi, güçlendirilmesi ile
  • Kısacası Marifetullah ile mümkündür.
  • Eğer bir medeniyetin bu menbaı yoksa, yok olmuşsa,
  • O medeniyetin kendisinin de yok olduğuna hükmedebiliriz.
  • Çağımızda,
  • Bizim ilim, irfan ve hikmet menzillerinde yaptığımız yolculuk sonrasında
  • İnşa ettiğimiz Medeniyet Felsefemizi Özümseyen ve deşifre ederek devam ettiren,
  • Hem de geliştirdiği İman ve Kur’an Hizmetiyle, Medresetü’z Zehra Projesiyle,
  • İlim, irfan,hikmet güzergâhlarımızı silbaştan yeniden-şifreleyerek,
  • Medeniyetimizin hayatiyet damarlarını yaşatan
  • Tek düşünür Bediüzzaman'dır demek ifrat olmaz.(Mealen, Y.Kaplan’dan)
  • Henüz, Bediüzzaman'ın yaptığı işin çapını ve hayatiyetini kavrayabilmiş değiliz.
  • Mekke’yi yaşamadan, Medine’yi hayal edenlere duyrulur.
    • Hem de ciddi bir usul hatası olarak!

5-…Hakikati itibarıyla aracın kendisi gereklidir, amacın yerine geçtiğinde kötülüğe sebebiyet vermektedir. Aracı amacın önüne geçirenler tabii ki hata yapar, “

….fikriniz de maalesef askıda kalmakta, realiteyi ifade etmemektedir. Olay o kadar basit değildir. Bediüzzaman da sizin bildiğiniz âlimlerden değildir.

O, son asrın en büyük Müceddididir. Bu asrın fehmine, Kur’anın ve Sünnetin ruhunu yansıtarak, İman ve Kur’an hakikatlerini, tam da fitri olarak ihya etmeye çalışmaktadır. O’na bigâne kalmak, O’nu lakaytça değerlendirmek çok doğru olmaz. Hele dil uzatmak, noksan ve eksikliğini iddia etmek gerçekten çok ayıp ve büyük insafsızlık olur.

  • “Bediüzzaman,
    • Hem Osmanlı'nın son çağının; Hem Türkiye çağı'nın; Hem İslâm Tarihi çağı'nın,
    • Hem de dünya çağlarının tanığıdır:
      • Aynı anda dört çağın adamı olması elbette çok önemlidir.
      • Ve bu O’nu son yüzyılın en büyük düşünürü yapmaktadır.
  • Devraldığı Nebevî miras'tan ötürü,
    • Hem bütün çağları tanıyan bir tanıktır;
    • Hem bütün çağlar da kendisini tanımış,
    • O’na tanık olmuştur.

 

  • İnsana ne olduğunu hatırlatan, Kâinatın sırlarını, Hilkatin gayesini anlatan
  • Nübüvvet mesajını, soluğunu bihakkın Ümmileşerek Yaşayan ve yaşatan
  • Âlim, Ârif ve Hakîm şahsiyetlerini
    • Birlikte bulunduran Büyük bir Müceddittir.

Bediüzzaman,

  • Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde düşüncesini kuran,
  • Hem İslâmî ilimlere, Hem de çağdaş dünyanın
  • Bütün insanlığı  uçurumların eşiğine getiren felsefî sorunlarına
    • Derinlemesine ve vukûfiyetle vâkıf,
    • Tek ve son Düşünürdür.
    • Ve her bakımdan Anahtar bir şahsiyettir.
  • Bütün dertlerin şifasını mümkün kılacak,
  • Her alanda,
  • Marzi-i İlâhiye uygun bir ortam,
  • Bir varoluş ve söyleyiş biçimi geliştirebilmenin kapısını;
    • İslâm'ın, İslâm düşüncesinin, İslâm medeniyetinin kapısını ve
      • Bediüzzaman Anahtarı'yla açabiliriz.
  • Medeniyetimizin solmaya yüz tutan çekirdeğini, menbaını,
  • Bu çekirdeğe hayatiyetini kazandıran ruhu,
    • Ruhun temel felsefesini kavrayabilmek ve
    • Yeniden o RUHU hayatlandırabilmek için
    • O’nu tanımak, takip etmek  zorundayız.(Mealen-Y.Şafak’tan)

6-Daha sonra da: “Ama hata aracın tümden neshedilmesini gerektirmez. Bir hedefe yöneldiğimizde her halükarda bir araca ihtiyacımız olacaktır, hata şu ki asli hedefi unutup aracı fetişleştirmektir.” diyorsunuz, amma Bediüzzaman hiçbir zaman siyaset olmasın demez. Aslî hedefi unutup aracı fetişleştirenler bilhassa siyaseti kullananlar olması ve siyasetin mahiyet itibariyle bizzat böyle olması sebebiyle burada da hatalı yanılıyor olamaz mısınız? Sizin bir de hayattaki bütün vazifelerin, öncelikleri ve hikmetiyle anlatıldığı 4.Meseleyi de okumanızı zaruret olarak görüyorum. Siyaset nasıl ve neden fetişleştirilir veya fetişleşir o zaman anlamak daha da kolaylaşır sanırım...

  • “Düşünür, Öncelikle, çağının çocuğudur;
  • Çağının sorunlarını iliklerine kadar soluyan ve Derinlemesine kavrayabilen kişidir.
  • Ama, Düşünürün, Düşüncesi, Bakışı ve Ufku,
  • kesinlikle sadece çağıyla sınırlı olamaz.
  •  
  • Kişi, eğer, Pergellerini, Kutsi Kaynaklara sabitleyerek,
  • Başka çağlara, başka çağrılara da açabiliyorsa,
  • Ancak o zaman hakîkî ve çaplı bir düşünür olarak görülebilir.
    • Bediüzzaman tam da bu vasıfları taşıyan birisidir.
  • Türkiye'nin en temel problemi, işte bu çap meselesidir.
  • Derinlik, ufuk meselesi...
    • İşte, Bediüzzaman, Kur’an ve Sünnete tam ve adeta ümmileşerek tâbi olduğundan,
      • Hem çok çaplı
      • Hem çok geniş ufuklu
      • Hem çok derinlikli efkâra sahiptir.
      • Bu sebeple asrın problemlerini ancak O’nunla aşabiliriz.
  • Hayatın her alanında,
  • Düşüncede, sanatta ve bilimde
  • Dünya çapında ses getirebilecek,
  • Çığır açabilecek çapta
  • Çaplı, öncü, ön açıcı insanlar yetiştirememe kısırlığımızı da
    • Bediüzzaman’la aşabiliriz..
  • Çağ kurmuş, Efkârı, başka nesilleri kendi saadet devirlerine taşımış,
  • Onlara hayat sunabilmiş bir medeniyetin çocukları olarak,
  • İçine sürüklendiğimiz bu Çapsızlık, ufuksuzluk ve Çağdışına itilerek
  • Başkalarının kurduğu çağın ağlarına takılı kalarak
  • Varlığımızı sürdürme perişanlığına düçâr olma hâlimizden,
    • Kabul edilemez, hazmedilemez bu ortamdan,
    • Bediüzzaman’la kurtulabiliriz.(Mealen, Y.Kaplan) 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.