1. YAZARLAR

  2. Halil KÖPRÜCÜOĞLU

  3. Ali Bulaç beye, ‘usul’ hakkında itiraz için, açık mektup-1
Halil KÖPRÜCÜOĞLU

Halil KÖPRÜCÜOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Ali Bulaç beye, ‘usul’ hakkında itiraz için, açık mektup-1

A+A-

Bir müddet önce, Üstadım Bediüzzaman Hazretlerinin, siyasetle ilgili fikirlerine tarihsel demesiyle ilgili kendisine gönderdiğim ve Risale Haber’de de yazdığım mektubuma Sayın Ali Bulaç Bey’den: “…Bu usul ile ilgili temel bir meseledir. Kur'an dışında her metin tarihseldir. Risaleler de bir beşerin elinden çıkmış metinlerdir. Ben akide açısından başka şekilde düşünemem,”  diye bir cevap aldım.

Sayın Ali Bulaç Beyin Risale-i Nurun bu meseleye bakan metinlerini okuyamadığını düşünerek; bu konudaki yaptığım bir çalışmayı, Bediüzzaman Hazretlerinin siyasetle ilgili bakış tarzını ortaya koyan ve pek çok zatın da fikirlerini ihtiva eden bir çalışmamı, önce Üstad Hazretlerinin temel efkârını -anladığım kadarıyla- ortaya koymak için ve kendileri gibi düşünenleri de ikna etmekte daha tesirli olabilir düşüncesiyle Risale Haber’de -daha önce kendisine de göndererek- neşrettim.

Kendilerinin bu konuyla ilgili Zaman gazetesinde yayınlanan esas yazısını da göz önünde bulundurarak usul ve itikatla ilgili de bir cevabı hem kendilerine hem de Risale Haber’e gönderiyorum

***

Sayın Ali Bulaç Bey,

Siz cevabî mektubunuzda:

1-Üstadımızın: Mütekellim, Muhatap, Maksad, Makam ifadelerini esas alarak söze başlamışsınız ve Abduh için:

-“Mısır'ın sömürge döneminde,  bazı zayıf kişilik sahiplerinin

-Siyaset yoluyla İslam'ın bilinen ahlak ilkelerini

-Kendi şahsi ikballeri uğruna kullanmaları“ sebebiyle;

Bediüzzaman Hazretleri için de:

-‘Toplumun asıl zihinsel ve ahlaki olarak dönüşümü gerçekleşmedikçe İyileşme olmayacağını düşünüp…

-Siyasette kötü örneklere muttali olunca’ siyasetten Allah'a sığındı diyorsunuz. Fakat bu değerlendirmenize katılamıyorum. Çünkü yazınızda meselenin çok eksik kalmış yönü olduğunu görüyorum.

Sonra arkasından da: “Her iki şahsiyete bu sözü söyleten önemli bir illet (negatif sebep) olduğu anlaşılıyor."Hükümler illetlere mebnidir" kaidesince, söz konusu hüküm,illeti sürdüğü müddetçe kendisi de baki kalır” diyerek -kendinizi haklı gören- hükmünüzü veriyorsunuz..

Bu usul olarak anlattığınız kaidede gerçekten samimi iseniz Bediüzzaman’a hak vererek, siz de siyasetten Allah’a sığınmalısınız.

Çünkü tespit ettiğiniz illet hala sürmektedir ve hükmün kendisi, sizin görememenize rağmen –ifadenize göre- bakidir.

Siz Bediüzzaman’ı okumadığınız, okuyamadığınız için, müşahedatınıza tâbi olarak, Bediüzzaman’ın bu meseleye bakıştaki derinliğini göremiyor olabilirsiniz.

Sizi ikna edebilecek, hükmün baki olmasına, illetin devamına dair delilim, bizzat sizin gibi yazarların çok kolaylıkla görebileceği siyasette farklı düşünen pek çok halis grubun birbirlerine karşı olan davranışlarında tezahür etmektedir.

Güzel hizmetler gerçekleştirmiş, bazı halis grupların, yayın organlarında çıkan pek çok yazılarda ve televizyon kanallarındaki programlarda; belki siyaseten farklı (!) düşünmeye başladıkları, belki de bazı meselelerde anlaşamadıkları (!) için; iktidar partisini çok ciddi bir ısrarla ciddi ve ağır bir şekilde tenkit etmeye çalışmaları, onlarla cedelleşmeleridir.

Bu gruplar dışındaki başka yayın organlarında da bu meselelerle ilgili pek çok iddianın ortaya atıldığı, maalesef bir realitedir.

Din adına çıkmamış, ancak ciddi miktarda iyi insanları içinde bulunduran, pek çok konuda bütün dünyaca da kabul edilen maddi-manevi pek çok ilerlemeler kaydederek, çok sahalarda muvaffak olan birileri var. Bunların elbette katılamadığımız bazı kusur ve hataları da bulunmaktadır.

Ancak bu kusurların yanında, hayatımıza çok konuda rahatlıklar getirdiği; üç dönemdir, milletin ekseriyetinin, oy vererek destekleyip, kabullenip iktidarda tuttuğu müspet bir parti görünümünde olmaları da söz konusu. İşte bu hükümeti kuran iktidar partisinin aleyhinde, diğer halis gruplarca çalışmalar yapılması, hatta onlara nazaran çok menfi başka gruplarla beraber olunması işte tam tamına Bediüzzaman’ın görüp de “Siyasetten ve şeytandan Allah’a sığınırım” demesine sebep olan ciğersûz hadise gibidir.

Maalesef, bazı konularda kendileri gibi düşünmediği, tam tamına ayni siyasi görüşü paylaşmadığı için; kendi takipçileri kadar müspet birini, hatta kitle partisi diyebileceğimiz büyük bir grubu, hükümeti; en kritik bir zamanda hedef alarak, Abduh ve Bediüzzaman’ın o sözü söylemesine sebep olan hadiselerdeki esprinin maalesef aynisini gerçekleştirmektedirler.

Bu dedikodulara muhatap olan halis arkadaşlarımızın, bu tarz şeylerden kurtulup, tekrar sadece hayırlı büyük hizmetlerine yönelip, oralarda muvaffak olmaları, yanlışlardan vazgeçmeleri için hepsine dualar etiğimize de dikkatinizi çekmek isterim!

Üstadımız, Salih bir âlimi, kendi siyasetine karşı bularak tefsik derecesinde zemmeden; fakat meşhur ve mütecaviz bir münafığı ise kendi siyasetine taraftar olduğu için metheden birilerini görünce, bu yanlış davranışı; çok büyük kötülük, ahlaki büyük hata olarak değerlendirip; Şeytandan sığınmak derecesinde, siyasetten kaçmak gerektiği manasında, adeta Abduh gibi, “Euzübillâhi miheşşeytani ve siyase” diyerek, bu çok hikmetli sözle, o olaydan önemli bir düstur çıkararak, vecizeleştirmiştir. Çünkü siyaset zemininde tarafgirlik vardır ve bu tarz düşünce kaçınılmazdır. (Bkz: Emirdağ Lahikası, 266; D. Harb-i Örfî, 64–65; 14. Şua,  303)

Eğer gerçekten usulden bahsediyorsak; bizzat, aklın, kalbin, vicdanın çok daha ince ve dakik usullerine de uymalıyız. İlletin devamının söz konusu olduğunu görerek, aynı sözleri söyleyebilmeli veya en azından bu fikre katılamasak da tarihselliğinden bahsedememeliyiz.

Bediüzzaman’ı bu fikrinde, müşahedatınız sebebiyle, sonuçlarına ve mesuliyetine de katlanmak şartıyla, desteklemek mecburiyetiniz, elbette yoktur. Ama, Mısır’ın, Cezayir’in ve belki bütün Müslüman ülkelerin hallerine iyice bakıp da lütfen öyle karar vermeye çalışın.

Eğer yurdumuzdaki örnekler size tam kanaat vermediyse, sadece Suriye meselesinde İran’ın Rusya ile işbirliği halinde Esad’ın yanında yer almalarını değerlendirin. O da kafi gelmez ise Şeriatla (!) idare edilen Suudi Arabistan Krallığının, en büyük İslam Üniversitesi olan Ezher’in Şeyhinin Suriye meselesindeki tavırlarını bir gözden geçirin. İnşallah bu feci örnekler sizi ikna edip, Bediüzzaman ve Abdüh’ün siyasetle ilgili fikrine itirazdan, tarihsellik iddiasından vazgeçirir.

Kendinizin, Abduh için ifade ettiğiniz, “Bazı zayıf kişilik sahiplerinin siyaset yoluyla İslam'ın bilinen ahlak ilkelerini kendi şahsi ikballeri uğruna kullanma” mânâları aynen devam etmiyor mu?

Yine, kendinizin Üstadımız için ifade ettiğiniz, “toplumun asıl zihinsel ve ahlaki olarak dönüşümü gerçekleşmedikçe iyileşme olmayacağını düşün(me) ve siyasette kötü örneklere muttali ol(ma)” mânâları bütün dehşetiyle hala devam etmiyor mu?

Burada bizim istediğimiz hükümetlerin veya bazı halis çalışma gruplarının kusurlarını, yanlışlarını sayıp dökmek, akıl vermek değil, dini hüviyetteki bir çalışma grubu ile diğer müspet bir çalışma grubunun siyaseten farklı düşünmek sebebiyle çatışması örneğidir.

İşte, böyle meseleler, Bediüzzaman’a, -sizin tarihsel diyerek yanıldığınız- o doğru sözü söyletmiştir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum