Dr. Selçuk ESKİÇUBUK

Dr. Selçuk ESKİÇUBUK

Ahlakın kaynağı nedir?

İnsanların bir araya gelmesiyle toplumlar oluşur. Toplumlar; ayakta durabilmek için insanların birbirleriyle ilişkilerini ve davranışlarını belirleyen kuralları ortaya koyarlar ve ona da uyumu isterler. Bu kurallar, hukuki metinler gibi yazılı değildir ve her topluma, yaşanılan bölgeye göre de değişebilir. İlkel bir toplumun, aşiretlerin, beyliklerin veya bir devletin kuralları kendine göredir. Bir toplumun kuralları öteki topluma aykırı gelebilir.

Dünya tarihine bakıldığında Batıdan daha çok felsefeciler çıkmıştır. Doğuda ise daha çok Peygamberler gelmiş ve onların getirdiği kurallar topluma hakim olmuştur.

* Âlem-i insâniyette, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar iki cereyan-ı azîm, iki silsile-i efkâr; her tarafta ve her tabaka-i insâniyyede dal budak salmış, iki şecere-i azîme hükmünde... Biri, silsile-i Nübüvvet ve diyanet; diğeri, silsile-i felsefe ve hikmet, gelmiş gidiyor. Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve ittihad etmiş ise, yâni: Silsile-i felsefe, silsile-i diyanete dehâlet edip itâat ederek hizmet etmişse; âlem-i insâniyyet, parlak bir Sûrette bir saadet, bir hayat-ı içtimaiyye geçirmiştir. Ne vakit ayrı gitmişler ise, bütün hayır ve nur, silsile-i nübüvvet ve diyanet etrafına toplanmış ve şerler ve dalâletler, felsefe silsilesinin etrafına cem'olmuştur.(SÖZLER, 30.Söz)

Felsefeciler, insanlar için neyin iyi veya kötü olduğunu her zaman tartışmışlardır. Aristoteles, (MÖ 367–MÖ 347) Z, Zenon (MÖ 490-430), Epikures (MÖ 341-270) gibi eski Yunanlı felsefeciler kendilerine göre iyiyi kötüyü, erdemi yorumlamıştır. Dinler de tarih boyu iyiyi kötüyü, kendilerine göre söylemişlerdir.

Sokrates (MÖ 469-399), Platon (MÖ 427-347), Farabi (870- 950), B.Spinoza (1632-1677) ve E. Kant (1724-1804) gibi felsefeciler evrensel ahlaka inanırlar ama kaynağının insanın dışında olduğunu ve kendi bağımsız kuralları olduğuna inanırlar.

Sokrat için ahlakın kaynağı bilgidir ve insan aklıyla bunu bulabilir.

Platon’a göre ise iki evren vardır birisi yaşanılan bu evren diğeri de idealar dünyasıdır. Bu ikincisi ezeli, ebedidir. İdealar, görünmez ancak kavranabilir.

Farabi’ye göre insana en yüksek mutluluğu veren bilgi de Allah bilgisidir. Çünkü ona göre, evrende tek gerçeklik Allah’dır ve evrenin temel yasaları Allah’ın yarattığı yasalardır.

Spinoza,  Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı'dır. Tanrı-evren-insan ayrımı yoktur. Tanrı, evren ve insan; birdir, aynıdır. Bu fikirleriyle Panteist bir görüş sergiler. İnsanlar, kendisinin de bir parçası olduğu tabiat düzenini anlayarak ve bu bilgiye dayanarak ahlaki bir biçimde davranmalıdır.

Kant ise iyi niyete ve dayanan ve ödev duygusundan kaynaklanan her eylem sonucu ne olursa olsun ahlakidir demektedir.

Bugün için felsefecilerin hepsinin ortak kabul ettiği evrensel bir ahlak yasası yoktur. Ahlakın evrensel olmasını isteyen felsefeciler olduğu gibi ona karşı çıkanlar da vardır. Mesela Jean Paul Sartre, Friedrih Nietzsche gibi felsefeciler evrensel ahlakı reddedenler grubundandır. Kişinin haz alması, yararcı olması ve bencil olmasının onu mutlu edeceğine inanan felsefeciler de evrensel ahlakı kabul etmezler.

Epikuros gibi bazı felsefeciler yaşamın amacını en yüksek hazza erişmek olarak görür. Stuart Mill ise insanın mutluluğunu sağlayan şeyin ondan insanın faydalanması olduğu esasına bağlar. Hobbes ise ahlakta egemen olan şeyin bireyin çıkarı olması fikrine sahip çıkar.

Bazı felsefeciler “hak kuvvettedir” diyerek ayrı bir ahlak anlayışı üretmişlerdir. Mesela Alman filizof Nietzsche'e(1844-1900) göre toplumda iki tür toplumsal sınıf vardır. Bunlardan biri halk, diğeri seçkinlerdir. Ona göre halk, sürü durumundadır. Var olan din ve ahlak kuralları halk için yeterlidir. Hıristiyanlığa düşmandır ve ona nefretle bakar. Ama artık, bu ahlaktan kurtulmak gerekir. Bunun yerine, deha yani güç ahlakını koymak gerekir. Bu yeni ahlak değerleri, seçkin sınıf arasından yetişecek üst insanlarca konulacaktır, fikrindedir. Nietzsche, bu yaklaşımımı ile gücün en yüce iyi olmasını savunmuştur.

Bergson, akla dayanan toplumsal ahlak ve sezgiye dayanan evrensel ahlak olmak üzere iki tür ahlaktan söz eder.

Felsefecilerin ahlaka bakışları, bütün tarihsel boyutuyla incelendiğinde sorunlu olduğu, ancak kendilerine inanan ve yolunda giden bir grup insan tarafından uygulandığı görülür. Felsefenin, tüm felsefecilerin günümüz insanına sunabileceği bütün evreni kucaklayan ve değişmeyen doğruları sunabilecek, onlara barış ve huzur verecek, ortak kurallar bütünü maalesef yoktur.

Felsefenin Hz. Adem’den bugüne kadar tarihsel seyri esnasında ortak bir ahlak üzerinde anlaşabildiğini görmüyoruz. Öyleyse hangi felsefi ahlak insanları mutlu edecektir?

Dinlere baktığımızda onların da ahlak kuralları kendine göredir. Semavi dinler ile semavi olmayan dinlerin kuralları, birbirinden farklı olduğu gibi semavi dinlerde de farklılıklar görülür. Bunun temel nedeni bazı semavi dinlerdeki kuralların bölgesel olmaları ve zamanın geçmesiyle o semavi kuralların kitap kaynaklı olmaktan çıkarılıp insan kaynaklı(din adamına bağlı, Haham ve Ruhban sınıfı gibi) olmasına bağlanabilir. Mesela Hz. İsa geldiğinde İsariloğullarının ellerindeki dini kitaplar Hz. Musa’nın getirdiği kurallar bütünü değil, Yahudi din bilginlerinin yıllarca ilaveler yaparak veya eksilterek anlattıklarından ibaretti. Ama maalesef onun eliyle sunulan İncil de ondan sonra ilahi olma özelliğini zaman içinde kaybetmiş ve Havariler tarafından yazılmış birçok İncil’den 4 tanesi benimsenmişti. Hıristiyanlık denilince Ruhban sınıfının kişisel görüşleri Hıristiyan toplumlara din olarak sunuldu. Ahlak gibi diğer konularda da görüşler, semavi değil Ruhban sınıfının şahsi görüşleridir. Çünkü maalesef Hz.İsa semavi görüşleri anlatacak kadar çok  uzun yaşayamamıştı.

Hz. İsa’dan sonra Kilisenin anlattığı bütün görüşler semavi değil Ruhban sınıfının görüşleridir. Mesela Klise, Dünyanın sabit olduğu, Güneşin onun çevresinde döndüğü bir evren modelinin doğru olduğunu söylerken, buna karşı çıkanları da aforoz ediyordu. Güneş merkezli evren modelini ilk ortaya atan MÖ 3. yüzyılda Samos’lu Aristarchus (M.Ö. 312-230)dur, sonra 16.yüzyılda Kopernik aynı görüşü savunmuştu. 17. yüzyılda Galile dünya dönüyor demişti de onu Kiliseye karşı çıktığı için yargılamışlar, hapsetmişlerdi. Çünkü kilisenin görüşüne göre “Dünya sabit, güneş onun etrafında dönüyor” du. Ama bu bilgi Hz. İsa tarafından getirilmiş Hıristiyan dinine bağlı semavi bir bilgi değildi.

İslama göre Din; Allah yanında din olarak kabul edilen semavi dinlerdir. Hz. Âdem’den beri gelen her semavi dinin, kendi kuralları vardı. Onlar, yalnızca yaşandığı bölgedeki insanları bağlar, evrensel değildir. Birbirine yakın iki bölgede, aynı anda farklı Peygamberler bulunabilir. O dinlere inanan her kes müslümandır. Kur’an da yalınızca 25 Peygamberin isimleri geçmektedir,  geçmeyenler de vardır ve bunların sayılarının 124 bin civarında olduğu rivayet edilir. Ancak İslamiyet en son dindir ve diğer semavi dinler gibi bölgesel değil, artık o evrenseldir. Ahlak başta olmak üzere bütün kuralları evrenseldir. İsteyen öyle kabul eder inanır, isteyen de inanmaz çünkü İslamda zorlama yoktur.

İnsanlara Peygamberler gelmesine rağmen bazılarına inanan sayısı maalesef çok az olmuştur. Mesela Nuh Peygamber, 50 yaşında Peygamber olmasına ve 950 yıl yaşamasına rağmen ona inanların sayısının ancak 80 kişi olduğu söylenir. Karısı ve oğlu ona inanmamış ve tufanda boğulmuşlardır.

Ahlak açısından bakıldığında dinlerin önerdiği kurallar olduğu gibi felsefecilerin de önerdiği kuralların olduğunu görüyoruz. İslamiyet, kendi dışındaki ahlak anlayışını ahlaksızlık olarak görmez, o, kendi sunduğu ahlaka “Güzel Ahlak” demektedir. İslamiyetin yüzde doksan dokuz meselesi ahlak, fazilet, ibadet ve ahirettir. İnsana güzel ahlak ve fazilet kazandırmak isteyen kim varsa İslama gelsin.

*Şeriatta, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünsünler.(DİVAN-I HARB-İ ÖRFİ)

İnsanda ahlakın temellerini oluşturacak 3 temel güç vardır. Akıl, Öfke ve kızgınlık duygusu ile Cinselliktir. Ancak bu 3 duygu da istikametli bir yolda gidilerek yönetilmelidir.

Akıl şeytani yola saparak insanlara doğruyu yanlış, yanlışı doğru göstermeye çalışmamalıdır. Veya aklını kullanmayıp başkalarının aklına göre de hareket etmemelidir.

Öfke duygusu da ne kendine ve başkalarına zarar verecek şekilde ne de korkaklık derecesine indirilerek kullanılmamalıdır. Gereğinde kendini koruyacak şekilde sergilenmelidir.

Cinsellik ise istikametli bir biçimde yaşanmalıdır, gayrı meşru yollara sapılmamalıdır. Ne karşı cinsten kaçmalı ne de bütün hayatını cinsellik temeline dayandırmalıdır.

*ahlak-ı insaniyede en rahat, en faydalı, en kısa, en selametli yol ise sırat-ı müstakimde, istikamettedir. Mesela, kuvve-i akliye hadd-i vasat olan hikmeti ve kolay, faydalı istikameti kaybetse, ifrat ve tefritle muzır bir cerbezeye ve belalı bir belahete düşer, uzun yollarında tehlikeleri çeker.

Ve kuvve-i gadabiye, hadd-i istikamet olan şecaati takip etmezse, ifratla çok zararlı ve zulümlü tehevvüre ve tecebbüre ve tefritle çok zilletli ve elemli cebanet ve korkaklığa düşer, istikameti kaybetmesinin, hatasının cezası olarak daimi, vicdani bir azabı çeker.

Ve insandaki kuvve-i şeheviye, selametli istikameti ve iffeti zayi etse, ifratla musibetli, rezaletli fücura, fuhşa ve tefritle humuda, yani nimetlerdeki zevk ve lezetten mahrumiyete düşer ve o manevi hastalığın azabını çeker. (ŞUALAR, 15.Şua)

Kur’an, bütün insanlığa ahlak konusunda evrensel mesajlar verir, bunlardan bazıları şunlardır:

"Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. " (Nahl Suresi, 90. Ayet)

"… Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Teğabün Suresi, 16)

"Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır." (Al-i İmran Suresi, 77)

"Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kafir kimseler yetiştirirler." (Nûh Suresi, 27. Ayet)

"Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, şunu bilsin ki o, edepsizlikleri ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse temize çıkmazdı. Fakat Allah, dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir."(Nur Suresi, 21)

İslam ahlakının dayandığı temel söylemlerden biri de ayetlerden sonra “Hadis” olarak bilinen sözlerdir ki bazıları aşağıdadır:

“Din, güzel ahlaktır ”

“Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”

“Sizin imanca en güzeliniz, ahlakça en güzel olanınızdır

“Bir insan az ibadet etse de, güzel ahlakı sayesinde en yüksek dereceye kavuşur”

”Şüphesiz güzel ahlak, güneşin buzu erittiği gibi günahları eritir ”

“Güzel ahlak, senden kesilen akrabanı ziyaret etmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir”

“İmanı en kuvvetli kişi, ahlakı en güzel ve hanımına en yumuşak olandır”

“Şu üç şey bulunan kimsenin imanı kâmildir: Herkesle iyi geçinen güzel ahlak, kendini haramlardan alıkoyan vera, cehlini örten hilm

"Kıyamet günü, müminin terazisinde, güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. Allah teâlâ, çirkin konuşan ve ne konuştuğunu bilmeyenlerden nefret eder."

“İnsan, güzel huyu ile  Cennetin en üstün derecelerine kavuşur [Nafile] İbadetlerle bu derecelere kavuşamaz. Kötü huy, insanı Cehennemin en aşağısına sürükler”

İslam; bütün insanlara ahlak konusunda yukarda bir kısmını sıraladığımız Kur’an ve Hadis kaynaklı evrensel kurallar sunmaktadır: Çevresine, eşine ve çocuklarına yumuşak davranmak,  tatlı dilli olmak, güzel şeyler konuşmak, insanlara kolaylık göstermek, güler yüzlü olmak, herkese selam vermek, herkesle iyi geçinmek, güzel komşu olmak, yardımsever olmak, çevresine ikramda bulunmak, kimsenin elindekinde gözü olmamak, kızıp öfkelenmemek, sadaka vermek v.s. gibi.

Herhalde bu sözler ve davranışlar kimsenin itiraz etmeyeceği kurallardır? Bütün insanlığı mutlu edecek kurallar felsefede yoktur, İslamda vardır ama maalesef o da günümüzde bütün Müslümanlarca aynı önemde benimsenememiştir. Bu nedenle de İslam dünyası perişandır. Nüfus kâğıtlarının din hanesinde İslam yazması, ama hayatta gerçek anlamıyla İslam dinin yaşanmamasının neticesi, bugünkü acıklı durumdur.   İslam dünyası ellerindeki yazılı, bu güzellikleri yaşamazlarsa, Batıda veya Doğuda yaşayanlar İslamı nasıl örnek alacaktır? Bunun tek bir çıkış yolu vardır, onu da Bediüzzaman şöyle anlatır:

*Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan [diğer din mensuplarından] fevc fevc dahil olacaklardır. (TARİHÇE-İ HAYAT)

İtirazı olanlar, buna karşı neleri sunduğunu da toplumun önüne koymalıdır ki insanlar özgürce seçimlerini yapabilsinler, iyiyi doğruyu seçsinler.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.