Hekimoğlu İSMAİL

Hekimoğlu İSMAİL

Ah mazi...

Sene 1918..."İslamiyet, Müslümanlık bitti!" diye, gayrimüslimler bayram ediyor...İstiklal Savaşı...

Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir sürü yetim, dul, sakat, yaşlı... Viran, yoksul bir ülke... Harf inkılabıyla getirilen yasaklara kanlı gözyaşı dökenler, şaşıranlar, gerçekten İslamiyet'in bittiğini sananlar...

Ve 1925'te bir derenin ağzında, yolu izi olmayan, bir avuç Barla... Ve oraya unutulsun diye gönderilen, elli yaşlarında Said Nursi... Kimsesi yok. Yokluklar içinde bir İslam alimi ve yoksul köylülerden Hoca Sabri, Sıddık Süleyman, Hafız Ali ve benzerleri...

İşte Bediüzzaman, imanı yakılan nesli kurtarmak, onları tekrar din ile irtibatlamak, kahvedeki insanı camiye getirmek, evleri bir çeşit dershane yapmak için çalıştı. Bu çalışmalarının karşılığı olarak 34 sene boyunca kimseyle görüştürülmedi, akrabalarıyla irtibatı kesildi, yaşlı ve hasta olmasına rağmen, en zor şartlar içinde ölüme, sürünmeye terk edildi. Yaşadığı en zor imtihan, yalnızlıktı...

Aydınlar, ampul ışığıyla aydınlanıyordu. Ampul ışığına dost olanlar, nura düşmandı. Natürist eğitim imanı yakmış, materyalizm putunu dikmişti. Çocukluk yıllarımda Kur'an okumasını, Arapça öğrenmeyi ne kadar isterdim. Müfessir olabilseydim... Bırakın dinî öğrenimi, haramlardan kaçtığımız için ne kadar itilip kakıldık.

Bir Sıddık Süleyman olmayı ne kadar isterdim. İsteklerimin düğümlenip kaldığı mazi...

Bu ehl-i dalaleti Allah helak etmedi, yıkmadı, tamir etti.

İslamiyet'i gönderen Allah, dinine hizmet eden kullarını korumuştur, koruyacaktır. Said Nursi'yi de korudu. O, hapishanede, hücrede yatarken, halk onun eserlerini gizli gizli elden ele dolaştırdı, okudu, namaza niyaza başladı. Böylece dindarların sayısı arttı. Emirdağ Lahikası'nda buyuruyor ki:

"Ben maddî ve manevî her şeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-i imaniye her tarafa yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüz binlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i imaniyede onlar devam edeceklerdir. Ve benim maddî ve manevî her şeyden feragat mesleğimden ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır.

Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, eza ve cefalara maruz kaldılar, ağır imtihanlar geçirdiler. Benim gibi onlar da bütün haksızlıklara ve haksız hareket edenlere karşı bütün haklarını helâl etmelerini isterim. Çünkü onlar bilmeyerek kader-i İlâhînin sırlarına, derin tecellîlerine akıl erdiremeyerek bizim davamıza, hakikat-i imaniyenin inkişafına hizmet ettiler..."

O insan öldürülemedi, onun hizmeti durdurulamadı. Vehbi ilmiyle okulla camiyi, tezgâhla seccadeyi, akılla vahyi bütünleştirdi. Bugün camiler doluyorsa, bunda Said Nursi'nin de payı vardır. İslamiyet sadece camide veya Mekke ve Medine'de yaşamak için gönderilmiş bir din değildir. Dünyanın her yerinden cennete giden bir yol vardır. Paris'ten de cennete gidilir; biz bunu Bediüzzaman'dan öğrendik...

İslamiyet'i bana anlatan, anlamama yardım eden, sevdiren, Risale-i Nur'lardır. Bediüzzaman, Risale-i Nur denilen iman ve ilim hazinesinin kapıcısıdır. Benim kitaplarımın bütünü, konuşmalarımın tamamı, hayatımın pusulası, Risale-i Nur'lardır. Risale-i Nur'ları yazan üstadıma Allah gani gani rahmet etsin...

Risale-i Nur'ları okumamızı, anlamamızı, yaşamamızı Allah nasip etsin. Amin...

Zaman

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum