1. YAZARLAR

  2. Cezmi HUYUT

  3. Ağla ey gözlerim
Cezmi HUYUT

Cezmi HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Ağla ey gözlerim

A+A-

Dünyanın ve içindekilerin Hâlıkları hem Hakîm, hem Rahîm olduğundan ve o Hakimi Zülcelal bir sineğin kanadından ve bir çiçeğin tanziminden lakayt kalmadığı gibi bütün insanları ve mahlukatı alakadar eden zelzele gibi musibetten de haşa Halik-i habir’in habersiz olması mümkün değildir.

Bir basit yaprağın yeniden baharın haşri, nizami tedbir ve terbiyesi ve güz mevsiminde vazifesinin hitamında dalından düşmesi bile bir Sani-i Hâkimin emir ve iradesiyle ve tedbiriyle olduğuna nazaran hadsiz zihayatı alakadar eden, hususan insanlara gelen bela ve musibette O’nun emir ve iradesi ve izniyle gelir.

Evet, arzın Rabbi ve Maliki hakikisi, Sâni-i Hakîmin ayrı ayrı isimlerinin nakışlarını göstermek gibi çok vazifeler için o musibet misafir olarak gönderilmiştir.
Binaenaleyh ehli iman olarak bela ve musibete duçar olanlar için ne fazla elem çekmek ne de ölümleriyle meyusâne fer yâd etmek lazım. Zira O musibet zedelerin telef olan mallarının sadaka hükmüne geçmesi ve fani hayatlarının bir nevi şehadetle bekaya inkılâp ettiği müjdesi hayatın sadece bu dünya hayatına ait olmadığını bilen ehli hakikat ve ehli iman için büyük saadettir.

Belki musibet kendisine az isabet edenlere meyus olmak lazım ki acaba onların ahir akıbeti, musibete duçar olanlara nispeten ne olacak?
Musibete ehemmiyet vermemek ve belanın yüzüne gülmek lazım. Belaya Ehemmiyet verdikçe şişer, vermezsek söner. Ona büyük nazarıyla baksak büyür; küçük görsek küçülür. Korksak ağırlaştırır, hasta eder; havf etmezsek hafif olur, mahfî kalır.
Öncelikle; Musibetzede olarak ehl-i imanın şöyle düşünmesi gerekir; O belâ sevabını bıraktı, gitti" ferahla teneffüs etmek. Madem dünya bâki değil ve musibetlerinde bir nevi hayır vardır "Yahu bu da geçer" demeliyiz.

Ben öyle kanaat ediyorum ki musibetzedelere verilen müjdeleri düşündükçe kendisine pek az zarar gelen musibetzedeler mahşer günü malı ve canı telef olanlara verilen azim mükâfatı gördükleri zaman belki diyecekler ki keşke bizde o musibet belasında daha çok eziyet çeken bunlar gibi olsaydık.
Madem hakikat budur; gelen deprem musibeti kat’iyyen bilelim ki, yeknesaklıktan kurtarmak, hayatı sâfileştirmek, kuvvetleştirmek, terakki ettirmek ve bize hatalarımıza keffareten, zalimlerin zulmüne tokat olarak gelmiştir.

Öyle ise, birlikte yaşadığımız ama bigâne kaldığımız diğer insanlar ile içtimai hayatta daha samimane kardeşlik dairesinde, onların saadeti ebediyelerinin kurtarılmasında daha gayretkarane bir hal içerisinde olmak, musibetzede ve belaya düçar olanların etrafına muavenettarane müteveccih olmak lazım ve elzemdir.
İnşaallah bu bela musibeti çabuk vazifesini bitirir, gider. Ve sükûn ve sükûnete der ki: "Sen gel, benim yerimde daimî kal, vazifeni gör. Bu hane sizindir ey dünya sakinleri vazifenize ve hayatınıza devam edin.

Evet Musibetzedenin mükafat göreceğini başta Halık’ı kainat ve Fahri âlem müjdelemişlerdir. Ve mükâfat istemeleri haklarıdır.
Cenâb-ı Hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir. İnşaallah musibetzede Vanlı kardeşlerimizde o sevgililerin sınıfındandırlar.
Sabrın ikinci ve en önemli kısmı musibete karşı sabırdır ki neticeye teslim ve Rabbi Rahimine tevekkül ile itimattır. Ve sabırsızlık ise Allah'tan şikâyeti tazammun eder. Ve ef'âlini tenkit ve rahmetini itham ve hikmetini beğenmemek çıkar.

Evet, musibetin darbesine karşı şekvâ suretiyle elbette âciz ve zayıf insan ağlar. Fakat şekvâ Ona olmalı; Ondan olmamalı. Hazret-i Yakup Aleyhissem gibi olmalı. Yani, musibeti Allah'a şekvâ etmeli; yoksa Allah'ı insanlara şekvâ eder gibi "Eyvah! Of!" deyip "Biz ne ettik ki bu başımıza geldi?" diyerek âciz insanların rikkatini tahrik etmek zarardır, mânâsızdır.

Neden bu bela şarka geldi? Bu mesele evvela kadere taalluk eder. Mülk Allah’ındır ve mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Anadolu’nun bir başka yerinde olsaydı neden orada oldu diye aynı suali tekrar edecektik.
Müslümanları günahlardan temizlemek ve hatalara keffaret olmak ve tasaffi ile ahirete temiz olarak göndermektir. Büyük günahların ve büyük zulümlerin cezası ahirete tehir ediliyor.14. Söz’ün zeyline dikkat.

Bir Nur talebesinin musibet karşısındaki hali yine Nur risalelerinde belirlendiği üzere şöyle olmalı; Yani, "Ben Mâlikimin hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer Onun izin ve rızasıyla geldinse, merhaba, safâ geldin.”
Çünkü elbette bir vakit Ona döneceğiz ve Onun huzuruna gideceğiz ve Ona müştâkız. Madem herhalde bir zaman bizi hayatın tekâlifinden âzâd edecektir. Haydi, ey musibet, o terhis ve o âzâd etmek senin elinle olsun, razıyım. Eğer benim emanet muhafazasında ve vazifeperverliğimi tecrübe suretinde sana emir ve irade etmiş, fakat sana teslim olmaklığıma izin ve rızası olmazsa, benim takatim yettikçe, emin olmayana, Mâlikimin emanetini teslim etmem" der. Kaderin hikmetine teslim olur, keder etmez rahat eder.

Bir önemli noktada ehl-i imanın bu musibette dikkat etmesi lazım gelen noktada şudur; nimette kendinden yukarıya bakıp şekva etmeye hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi yani nimette kendisinden aşağıda olanlara bakmak lazım geldiği gibi, musibette de herkesin hakkı, nimetin aksine kendinden musibet noktasında daha yukarı olanlara bakmaktır.
Yani musibette daha fazla can ve mal kaybına uğrayana bakıp haline şükretmektir.
Bu musibetin rağmına ve inadına, bir iki senelik sıkıntılı hayatı binler sene ibadete ve hayrata, iki üç senelik sıkıntılı külfetli bir hayatla, istemeyerek işlediğimiz günahlarımızın cezasını inşallah milyonlar sene Cehennem hapsinden affımıza vesile edip, fâni dünyamızın ağlamasına mukabil, bâki hayatımızı güldürerek bu musibetten tam intikamımızı almak akıllıca ve hikmete uygun bir hareket olacaktır.

Evet, madem her şey gidiyor ve eğer fani lezzet ve keyif ile geçiyorsa, boşu boşuna gider, bir hasret kalır! Eğer sıkıntı ve zahmet ise hem dünyevî ve uhrevî, hem böyle bir kudsî hizmet noktasında öyle bir lezzetli faydalar var ki, o zahmeti hiçe indirir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum