1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. 28 Şubat turnusolu
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

28 Şubat turnusolu

A+A-

Bugün 28 Şubat’ın sene-i devriyesi. Demokratik sistemi kesintiye uğratan, 31 Mart 1908 hadisesinden beri 1960 ihtilali ile kronik nöbet haline gelen, 71, 80, 90’lı yılların darbeleri ve darbevari versiyonların –maalesef- cumhuriyet dönemini yaşayan orta yaş dönemini geçmiş yaşlılar grubundan sayılırım.

1960 ihtilali sonrası 5 yaşında iken merhum babamın Yassıada mahkemelerinin duruşmalarını İstanbul’dan aldığı köyün ilk pilli radyosuna kulağını yaklaştırarak dinlediğini, üzüntülerini çok iyi hatırlıyorum.

71 muhtırası sonrası 72’de lise ikinci sınıfta iken Bursa’da muhterem Ali Çakmak ağabeyin kuruyemişçi dükkanında Risale-i Nurları tanıma şerefine nail oldum. O günler birçok Nur talebesinin, Nurun avukatı Bekir Berk’le beraber hapis yattığı günlerdi. Benim hiçbir şeyden haberim yok. Beni nur sohbetlerine ısrarla götüren arkadaşlarım bu haberleri duyunca derslere gitmez oldular. Bendeniz de inadına daha fazla gider oldum. Yasak nedir bilmiyordum. Saflık ve cahilliğin cesareti ile beraber kaldığımız yurt arkadaşlarımızın kısm-ı azamını derslere aynı yurtta başka vesilelerle risaleleri tanıyan Ramazan Oruç’la birlikte götürüyorduk.

1980 darbesi gecesi üniversiteyi bitirme sınavlarına hazırlanıyordum. Gece 5’te Ankara Etiler sitesindeki dershanemizin yakınından geçen tankları gördük ve malum duyuru ile ihtilali ilk duyanlarındanım. Birkaç gün sonra Sincan’da kaldığımız dershaneden apartopar Jandarma tarafından hapse atılanlardan olduk. Neyse hikaye uzun…

11 Eylül günü Kızılay’da 100’e yakın bomba patlamıştı. Ve 12 Eylül darbesini yaşadık.

Sonradan ihtilalci paşalardan biri “niçin gelmedin demesinler, nerede kaldınız desinler” dedirtmek için ihtilale zemin hazırlandığını itiraf ediyordu. Zamanın paşalarından Bedrettin Demirel, “merd-i kıpti övünmesi kabilinden” itiraf etmişti. İş işten geçtikten sonra milletle adeta dalga geçiyordu. Çünkü hukuksuzluğa ve fütursuzluğa karşı yapılabilecek bir şey yoktu. Anayasayı kendileri yapmışlardı.

28 Şubat süreci yine benzer senaryonun ufak rötuş yapılmış versiyonuydu.

Susurluk kazası ile ucundan kenarından yakalanmaya çalışılan asırlık derin fitnesine (zındıka ve ifsat komitesi) karşı “sürekli aydınlık için 1 dakika karanlık eylemleri” başladı. Güya mafya siyaset devlet ilişkilerine tepki gösteriliyordu. Bu gösteriler ince ve ustalıklı bir manüplasyonla o günün iktidarına ve “irtica!!” karşıtlığına dönüştürüldü. Sonunda iktidar yıkıldı. Gönüllü “onbaşı”nın biri başbakan yapıldı.

Karanlık mihrak sokaktaki tepkiyi kendi hesabına çevirmeyi başarmıştı.  2007 Cumhuriyet mitingleri de benzer amaca yöneliktir.

O günün iktidar ortakları da süreci iyi yönetememişlerdir.

28 Şubat, demokrasi, hak, hukuk, duruş, risk bakımından davası olanlar için çok önemli bir turnusoldur. Üstad Bediüzzaman’ın tabiri ile “altın mı bakır mı?” işin içinde dışında her kesimin imtihanıdır.

Sadece o günün yönetim kademesinde görev alanların imtihanı değildir. Sıradan insanların dahi kendi payına belirli oranda imtihanıdır. Bu imtihanda duruşu ile beyanıyla kaybedenleri ve kazananları vardır. Hem dünyevi hem uhrevi yönüyle de…

O günün Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Yardımcısı, Genelkurmay Başkanı, bürokrasi, istifa eden milletvekilleri, yargı mensupları, Sivil Toplum Kuruluşları, dini grupların temsilcileri, medya velhasıl her vatandaş konumu derecesinde ciddi bir imtihan sürecinden geçmiştir.

Bugün hâli hazırda aradan 12 yıl geçmesine rağmen o günün yorumunu yapıp nerede durduklarını beyan edenlerden pozisyonlarını gayet açık anlamak mümkündür. Kırk dereden delil getirip tevil edenler, suskun kalanlar, “28 Şubat olayı ile Ergenekon konusu ayrı” diyenler, aynı diyenlerden nerede durduklarını anlamak mümkündür.

Yüz yıl öncesine dayanan ittihatçı ruhun 10 yılda koca Osmanlı imparatorluğunu 7 cephede savaşa sokup toprak çapını mendil kadar küçülten ruhun bugünkü versiyonu “iç ve dış düşmanlar” paranoyasına sahip olanlardır. Resmi ideolojinin millete güvensizlik konseptine kurulu hakimiyetini, konumunu korumak için Emanuel Karaso’nun dayandığı ruhtan beslenen “zındıka ve ifsat komite”lerinin zamanın versiyonu “Ergenekon” olarak sahne almışlardır.

Millet iradesine güvenemeyince komiteler, provokasyonlar, tertipler, terör örgütlerini kurdurup “düşmanım sağ olsun” mantığı içinde kendilerine malzeme ve bahane ürettirmişlerdir. Erbakan’ı İsviçre’den getirip irtica bahanesi ürettirmişler. Apo’ya PKK’yı kurduruyorlar. Nurcuları frenlemek için Müslüm Gündüzleri, tarikatların önüne geçmek için Ali Kalkancıları sahneye koymuşlardır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Menemen hadiselerini de Şeyh Said isyanlarını da aynı mihrakların sahneye koyduğu anlaşılmıyor mu?

İletişim teknolojilerinin gelişmesi ile “Şu gök kubbenin altında hiçbir şey gizli kalmıyor.”

28 Şubat hak, hukuk ve hakkaniyetin toplumsal yansıması olan demokrasi sınavı bakımından gerek planlayıp uygulayanların gerekse hedefindeki muhataplarının da nerede durduklarının, ne kadar demokrat oluşlarının göstergesi olmuştur.

28 Şubatta “askeri nizamiyeden çevrildi “palavralarına inanmayanlardanım. Açık darbe olsa tahribat bundan daha fazla olamazdı diye düşünenlerdenim. Cindoruk başkanlığında kurulan uyduruk koltuk değneği parti demokrasiye yapılan en büyük ihanettir.

Amaçlar kadar kullanılan araçların, politikaların, stratejilerin, liderlik gibi birçok faktörler siyasetin gerekli şartlarıdır. Miras davası mirasa layık olmayı gerektirir. Mirasyedilikle mirasın gerçek sahibi olmak farklı şeylerdir. Kem aletle kemâlat olmaz (Yani kötü aletle mükemmel iş yapılmaz)  Amaçlar da araçlar da zamanın gereklerine uygun olmalı.

Sonuç olarak;

Düne takılmadan dünden ders çıkararak, kabile anlayışı siyasette tapulu miras söz konusu olamaz. Kişiye, sülaleye ve tabelaya endeksli siyaset yapılamaz. İnsanlar günü yaşıyor, bu güne yansıyacak söylemlere, yapılacaklara ve yapılanlara göre tercihte bulunuyor. Davanın doğruluğu kadar doğru davranışın da önemi vardır. Misyon ve davayı geniş perspektifte dikkate almak gerekir. Günlük gelip geçici hadiselerin akışına kapılmadan tavır ve duruş belirlemek esastır.

Özünde günübirlik değişmeyen sağlam değerlere dayalı bir dava ruhu taşıyan misyonun takipçisi olmak dava adamı olmanın gereğidir.

Vizyon, misyon, değerler ve stratejiler ile dayandığı dava uyum halinde olmak iktiza eder. Siyasi yapılara yaklaşım temel değerler ve prensiplere dayanmalıdır.

dursunsivri@risalehaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.