1. YAZARLAR

  2. Ahmet AY

  3. 1934 yılı, İnkılap Tarihi ve İhtiyarlar Risalesi
Ahmet AY

Ahmet AY

Yazarın Tüm Yazıları >

1934 yılı, İnkılap Tarihi ve İhtiyarlar Risalesi

A+A-

(İhtiyarlar Risalesi Notları, 5. yazı)

Bu yazıyı, bir önceki yazının devamı kabul edin lütfen. Bir önceki yazıya sığıştıramadıklarımı -çünkü hacim bazen buna izin vermiyor- bu yazımda belirtmek istiyorum. Eğer bir önceki yazımda (yani “müceddin ve zaman” isimli yazıda) zaman ve müceddid kavramları arasındaki bağı benim gibi teşhis edebildiyseniz, bu yazımda anlatacaklarım hakikaten size ilginç gelebilir. Ama evvelki yazıyı okumadıysanız, bu yazı, size, biraz kopuk ve biraz da taklit isteyen bir üslupta görünebilir. Keşke beş dakikanızı ayırarak önce o yazıyı bir temaşa edebilseniz…

Neyse… Dinde zorlama olmadığı gibi, nasihatleri dinlemekte de zorlama olmaz kanaatindeyim. (Çünkü hadis var: Din nasihattir.) O yüzden “illa” kaydımı kaldırıyorum. İsterseniz temaşa edin, ben gücüm yettiğince delillen¬di¬re¬ce¬ğim yine…
Bu yazıda da, öncelikle ve özellikle İhtiyarlar Risalesi’¬nin, nasıl bir psikolojinin etkisiyle yazıldığını yorumlamaya çalışacağız. İnşallah, müellifinin de manevi yardımıyla hiss-i kalbisine uzanıp (ki cümleleri dahi manevi yar¬dı¬mı¬dır), bu harika manzarayı bir de o pencereden okuyacağız. (İnşallah diyebiliyorum, dileyebiliyorum sadece…) Tevfik Allah’tan elbette… Dileriz ki, bu fikrî yolculukta refikimiz olsun.

Bediüzzaman Hazretleri’nin İhtiyarlar Risalesi’ni telif tarihinin 1934 senesi olduğunu söylemiştik bir önceki yazıda. Üstad, bu eseri, Isparta’da telif ediyor. Fakat Söz Basım Külliyatı’nda da rastladığım bir dipnot üzere; muhterem müellif, tashih ettiği bir nüshaya, niyet ettiği ricalardan yalnızca on dördünü yazabildiğini, mütebakisinin malum musibet (Eskişehir hap¬sini kastediyor) geri kaldığını ifade eder bir not yazıyor. Külliyatın basım hizmetini yürüten yayınevlerini, sağolsunlar, bu notu da eserin girizgâhına ekliyorlar, Allah razı olsun. Fakat eserde, bu notla uyuşmayan dikkat çekici bir özellik var: Notta on dörde kadar yazıldığı belirtilirken, eserin içinde tam on altı rica yer alıyor.

Bu da tabii, ister istemez, Üstad Hazretleri’nin İhtiyarlar Risalesi’nin telifine daha sonra da devam ettiğini hissini oluşturdu ben¬de… Yaptığım araştırmalar sonucunda da, kana¬atimin isabet ettiğini heyecanla gördüm. Meğer Bedi¬üz¬zaman Hazretleri, bu muhteşem eserin, baştaki vaade göre hitam etmesi için 1952 senesinde tekrar gayret etmiş. Fakat belki kendisinin de önceden belirttiği gibi mevsimi geçtiğinden, yalnızca iki rica yazabilmiş. On beşinci ve on altıncı ricalar… Zaten bu iki ricanın üslubunu, diğer ricaların üslubuyla karşılaştırmalı olarak temaşa ettiğinizde farkı anlayabiliyorsunuz. Son iki ricada Üstad adeta kucak kucak bahar saçıyor; fakat ilk on dördü tam öyle değil gibi… Onlarda hakikatli bir kederin kokusunu almamak mümkün değil.

Bu okumayı yaparken, tabii şu “mevsimi geçti” ifadesine de takıldım. Zaman ve müceddid üzerine sarf ettiğim cümleler üzerinde düşününce o zamanın şartlarının sadece küresel anlamda değil, Türkiye özelinde de masaya yatırılması gerektiğini düşündüm. Meseleyi sadece ekonomik ve buna bağlı sosyal boyutlarıyla düşününce sanki bir yönü güdük kalıyordu. Bu nedenle inkılap tarihini biraz kurcaladım, karıştırdım. Yapılan inkılapların tarihine ve özellikle 1934-1943 senesinde yapılan inkılapların özeline baktım.

Bu noktada saded harici şöyle bir düşüncemi arz edeyim ki; bence Nur talebeleri, Risale-i Nur’u telif tarihleriyle birlikte okurken, bir taraftan da inkılap tarihini takip etmeliler… Yahut da karşılaştırmalı bir okuma yapmalılar. Zira inkılap tarihi, bir yönüyle iki ruhun birbiriyle olan mücadelesini de anlatıyor. Birini anlamak için, diğerinin amacını da bilmek şart oluyor.

Neyse, bu kısım saded harici girdi, kusura bakılmasın. Belki başka bir yazıya ayrıca konu edilmeli.

İşte bu inkılap tarihi incelemesini yaparken bir şeyi şaşkınlık içinde fark ettim: Normalde, belki her sene bir tane, iki tane olan inkılaplar (ki bazı seneler boş geçiliyor) otuzlara gelindiğinde adeta coşuyor. Özellikle otuz üç ve otuz dörde gelindiğinde ise sayıları bir hayli artıyor. Bir, iki olan inkılap sayısı; o yıllarda dörde, beşe çıkıyor. Ve yine otuz dörtten sonra adeta bıçak gibi kesiliyor. Zaten ondan sonrası daha çok durumu koruma devirleri… Buraya madde madde almayacağım, yazı çok uzuyor, ama “inkılaplar ve tarihleri” diye nette bir aratsanız, hemen bilgilere ulaşırsınız. Her yerde bulunan, kolay bilgiler. Benim fark ettiğim şeyleri, siz de hayretle fark edeceksiniz.
Ben bu durumu da görünce Üstad Hazretleri’nin hiss-i kalbisine ortak olmak isteyen Hulusî Ağabey gibi (o hurma dalı ve hilal benzetmeli meşhur mektubu hatırlayalım) Üstadımın kalbini merak ettim. Ve dedim ki, kendi kendime:

Acaba müellif-i muhterem, Türkiye’de yaşanan o büyük dönüşüm ve değişimin hızlandığı ve son büyük hamlelerini yaptığı o yıllarda, kendi kuşağının ve eski değerlerin giderek maziye gark olduğunu mu düşünmüştü? Acaba Bediüzzaman, o yıllarda, (ki elli altı veya elli sekiz yaşlarında idi) toplumda yapılan büyük yıkımları görerek, tıpkı Van kalesinin başına çıktığında (ricalarda bahsettiği gibi) Harb-i Umumi’yi görmüş olmanın verdiği ihtiyarlık hissine yakın bir ihtiyarlık mı hissetti? Böyle bir karamsarlık mı sökün etmişti ruhuna? Acaba bu ilhamlar, bu ricalar, böyle bir dalgalanma halinde mi kalbine lütfedildi?

Öyle ya, kendisi mevsiminin geçtiğini söylüyor, yarım kalışını anlatırken… Belki de Bediüzzaman, bu eserin ilhamına makes olurken böyle bir psikoloji içinde olabilir. Düşünsenize; her yeni gün bir yıkım oluyor, her yeni gün toplum biraz daha yozlaşıyor, her yeni gün maneviyatından uzaklaşıyor ve siz; yalnız, sürgün ve imkanlardan uzaksınız! Ne hazin bir tablo… İhtiyarlık bundan başka ne olabilir ki zaten? Yalnızlaşma, giderek hayattan uzaklaştırılma ve imkanların azalması… Sizce de Bediüzzaman Hazretleri, inkılapların yaptığı değişimden böylesine bir etkilenme yaşamış olamaz mı? Yorum benim, ama karar elbette sizin…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.