1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. 12 Eylül’den günümüze güzellikler
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

12 Eylül’den günümüze güzellikler

A+A-

12 Eylül 1980 ’den günümüze bir bakış

12 Eylül 1980 O zaman ki adı Yüksek Teknik Öğretmen Okulu, sonraki adı Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim son sınıfının bitiminin son bir dersinin final sınavı vardı. “Akışkanlar Mekaniği” konulu bir ders. Hocası ODTÜ’den gelen bir öğretim üyesi.
O gece Ankara Etiler Ordu evinin karşısında Etiler sitesinde dersanede geçici olarak kalıyordum. Asıl daimi olarak Sincan’da dersanede kalıyordum.

Orduevi ile dersane arasından Konya yolu geçiyor. Sınav dönemi, gece sabahlara kadar ders çalışıyoruz. İmsak vaktine kadar çalışıyor, sabah namazını kılıp yatıyoruz. Ve sabah da sınava gireceğim. Gece saat 12 den sonra Konya yolundan tanklar geçmeye başladı ama ihtilial falan aklımıza gelmiyor.  Yine o gece imsak vakti girince sabah nazmını kılıp yattım.

Uykunun koyu safhasında dersane arkadaşım Hasan Özkan acele ile dürtükledi uyardı. “Kalk kalk ihtilal oldu”  Radyodan Kenan Evren’i anonsu yapılıyor. Aralarda Hasan Mutlucan’ın “Yine de şahlanıyor kolbaşının kır atı” marşı dönüyor. Yönetime el konuldu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bizim sınav da iptal. Daha sonra bu sınav tarihlerinin tehirinden dolayı taaa 6 Kasım’da sınava girerek mezun olabilmiştim. Mezuniyetimiz 3 ay, göreve başlama tarihimiz 3 ay gecikmiş oldu.

Sokağa çıkma yasağı kalkınca Sincan’a kendi dersanemize döndük. Biz hizmetlerimize aynen devam etti. Sincan Gençlik Teşkilatı adındaki derneğimiz ve aynı binanın üstünde iki katı da dersane olan bir hizmet külliyemiz vardı.
Lise ve üniversite öğrencileri birlikte 30 kadar talebe birlikte kalıyorduk. Lisede okuyan talebeler genel’de Batman, Mardin gibi bölgelerden gelen Risale-i Nur talebesi dostlarımızın çocuklarıydı. İyi bir lise tahsili ve üniversite kazanabilmeleri için gönderilmişlerdi Ankara’ya. Çalışkan çocuklardı. Hem öğrencilik yapıyor hem de lisede okuyanların lisede velisiydik.

12 Eylül sonrası baskınlar tutuklama haberleri radyo ve televizyonlardan bangır bangır veriliyordu.
Bizim dersanemiz de polis asker karışımı bir ekiple bir akşam basıldı. Risaleler alındı. 12 kişi lise talebeleri ev sahibimiz esnaf Ziyaeddin Alkan da bizimle birlikte tutuklandı. Jandarma karakol nezarethanesi ki, 6 metrekarelik bir nezarette 15 kişi tıkış tıkış tutulduk. İçerde bir somya herkes oturamıyor. Onu üzerinde namaz kılmak için kullanıyoruz. 3 gün o nezarette kaldık. Sonra Ankara Yenimahalle Jandarma Bölük komutanlığına sevk edildik. Bir iki gün de orada nezarette kaldık. Daha sonra Güvercinlikte’ Jandarma Tümen komutanlığına komutanın karşısına çıkarıldık. Tümen komutanı Eşref Bitlis’ten bir önceki asayiş bölge komutanı güvercin huylu ekipten.Sonradan Jandarma genel komutanı olan merhum Hulusi Sayın’dı. Emekli olunca faili meçhul cinayete kurban gitti.

Hulusi Paşa bize Bize, merhametli yaklaştı “Siz niye tutuklandınız diye sordu” Biz de “Niçin tutuklandığımızı bilmiyoruz”diye  cevap verdik. Aramızda bir iki solcular da vardı. Hepimizi serbestsiniz hadi gidin dedi. Bir çuval risaleyi de sırtıma aldım öylece kurtulduk. Eğer Mamak askeri ceza evine gitseydik en az dört ay sorgusuz sualsiz içerdeydik. Bu gün hâlâ izleri acı sahneleri taze olan Mamak’ta neler yaşayacaktı Allah bilir. O dönemin Diyarbakır cezaevindeki zulüm sonradan daha dehşetli terör belasının çıkış bahanesi oldu.
O sabi yaştaki liseli çocukların safiyeti mi, Risale-i Nur’un ve Üstadımızın himmeti mi her ne olursa olsun sonuçta birilerin eliyle inayet-i ilahi ile ucuz savuşturduk.
Bize o kısa sürede zulmeden jandarma karakol komutanı astsubay çavuş zaman yine dersanemize ara sıra baskın yapıp özellikle bu fakiri askerlik tecili gibi eften püften bahanelerle birkaç defa götürdü ama bir şey çıkaramadı. Kaderin cilvesi o astsubay çocuğunun sebep olduğu bisiklet hırsızlığı yüzenden ceza alıp ordudan atılmak gibi bir ödülle(!) ödüllendirildi.

O dönem bizimle sıkıntı yaşayan liseli talebeleri sonradan çok başarılı oldular. Hepsi de üniversite kazandılar kariyer yaptılar. Bunlardan birisi şu an bir üniversitenin tıp fakültesinde profesör hem de baş hekim. Ne kadar seviniyor mutlu oluyorum şükrediyorum bir bilseniz. Ön yargı oluşmasın diye isim vermiyorum. Kendi nesebi kardeşim de o liseli gençlerden birisi, dersane ve özel bir kurs almadan hem liseyi bir sene önce bitirdi hem de Hacettepe Üniversitesine  bağlı bir mühendislik fakültesini kazandı ve mezun oldu. Yani o gençler başarı öyküleri albümü oluşturacak örnekler oluşturdular.

12 Eylül milleti bıktıran anarşi ve kaos ortamını bilerek oluşturan cuntacı, dessas, aldatmakla iş gören bugünkü versiyonu “Ergenekon” olarak uç veren deccalizim, süfyanizm ve kemalim planıdır. Arka planında yeryüzündeki bütün ihtilallerin altından çıkan Siyonist lobinin Amerika üzerinden planladığı bir oyun olduğu artık herkesçe malumdur.

12 Eylül cuntasının 6 kasım 1982 de leyhte konuşmak serbest aleyhte konuşmak yasak anayasa referandumu yapıldı. Militer kafayla hazırlanmış darbe anayasasına “hayır” deme şerefi ile iftihar ediyorum.
Aynen öyle de virgülünün dahi değişmesinin anlamlı olduğu 12 Eylül 2010 da rövanşı olarak “evet” deme şerefi de aynıdır.
Anayasa sonrası seçimlerde o zaman darbeye muhatap olan Demokrat misyonun devamı Büyük Türkiye Partisi kapatıldı. Hemen kurulan doru Yol partisi de veto edildi seçime sokulmadı.
İhtilal öncesi hükümetin müsteşarı Turgut Özal, ihtilalcilerin kurduğu hükümette Başbakan Yardımcısı oldu. Sonrası istifa edip Amerika’ya gidip dönüşünde ANAP’ı kurdu. Amerika desteği ile vetodan sıyrıldı. İhtilalcilerle ilişkilerine rağmen millet tek başına iktidarla baş tacı yaptı.
Özal’ın hataları sevapları teraziye konulup değerlendirilmeli. Zaten bugün artık daha sağlıklı değerlendiriliyor. Özetle derin devletin cuntacı kesimini aşamadı ve o zihniyete yaranamadı.
Evet Özal’ı darbeci zihniyet bertaraf etmek istedi. Suikastlar ve sır olan ölümü.
Arkasından gelen, 12 Eylül’de Hamzakoy ve Zincirbozanda mahkum edilen Süleyman Demirel’in 1987 de yasakların kaldırılması referandumu, müteakip yıllar sonra 1991 de tekrar Başbakan oluşu çok anlamlıdır. Özal’ın ölümü ile Cumhurbaşkanlığına seçilmesi de çok anlamlıdır.
Fakat Başbakanlığı ve 28 Şubat 1997 post modern darbesinde üstlendiği aktif mi pasif mi rolün anlamı sorgulanmadı. Cindoruk’a kurdurduğu Şemsiye amblemli parti Demokrat misyonu imha hareketiydi. Önce ihya sonra imha hareketinin baş rol aktörü müdür?. Bu sualler hâlen cevabını bekliyor. Ama millet öyle beklemedi. 28 Şubat sürecinin kudretli derin devletinin aktörleri, siyasi fırsatçıları çok şiddetli sille yedi, nakavt oldular.

Sonuçları ülkeye çok pahalıya mâl oldu. Dizayn edilen siyasetçilerin daha sonraki hezimetlerinde demokrat misyonun o günkü aktörleri de nasibini aldı.
“Din eşittir siyaset” diyen siyasal İslâm düşüncesi 28 Şubat sürecindeki krizi fırsata dönüştürmeyi bilmiş, kıvrak bir hareketle gömlek değiştirerek bugünkü tablonun baş aktörleri olmuşlardır.
İhtilal ve darbeler milletin ve memleketin ödediği pahalı bedellerdir. Neticeleri itibarıyla hayırlara vesile olan yönü de vardır.
Millet uyanmıştır. Dünyaya milletlerine Türkiye rol model olmuştur. Pahalı ve değerli tecrübe kazanmıştır.
Toplumsal bilinçlenmede Risale-i Nur hareketinin bire bir etkisi olmuştur. Pasif gibi görülen hareket fert fert içte ve dışta yeniden yepyeni bir insanlık profili inşa etmiştir. Önce tahkiki imana dayalı bireysel paradigma değişimi sonra küresel ölçekte toplamsal paradigma değişmiştir.
“Ümitvar olunuz İstikbal inkalabatı iin de en gür sedan İslâm’ın sedası olacaktır” müjdesinin işaretleri zuhur etmiştir. İnşaallah…(Hutbe-i Şamiye)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum