1. YAZARLAR

  2. Selman IRLAYICI

  3. 1111 x 4 = 4444 eder
Selman IRLAYICI

Selman IRLAYICI

Yazarın Tüm Yazıları >

1111 x 4 = 4444 eder

A+A-

Öncelikle şunu ifade edeyim ki hiçbirimiz, kardeşlerimizdeki eksik ve yanlışlara nazar etmiyoruz, kimsenin kusuru bizi ilgilendirmiyor. Sadece kardeşimizde bulduğumuz doğrulara ve Rabbanî güzelliklere talibiz.

“..Evet, üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi, hakikî sırr-ı ihlâs ile, on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.”

Kurumsal hareket etme gayretlerimiz, usul yönünden ehl-i dünyanın kurumsallaşma hareketlerine benzese de, bizim için yürütme yönünden farklılık arz eder ve etmelidir. Yani ihlâs, sadâkat, samimiyet ve cemaatî toplulukta olması gereken ne varsa, bu kurumların dahi içinde olmasının gerekliliğini göz ardı ediyoruz kanaatindeyim. Sanki hiyerarşik dünya düzeni içinde, birbirine saygı ve sevgi unsurlarını barındırmayan, yalnız ve yalnız kişisel menfaatleri icabı husûle gelmiş bir oluşum olarak bakıyoruz bu meseleye. İşte orada hata ediyoruz.

Bu kuruluşların tarifini yaparken kullanmaktan çekinmediğiniz astım-kestim; sen git, bizimki gelsin tarzında yapılan uygulamaların, işin hakikatte olması gerekenlerle hiç alâkası olmadığını zikretmeye gerek görmüyorum. Kaldı ki, sıkıntı da bunun hep böyle algılanmış ve uygulanıyor olmasından kaynaklanıyor. Bizim nazarımızda “Bizim kurumlarımız hep böyle çalışır” sendromuna tutulmuş durumdayız. Bir meselenin yanlış uygulanmış olması, o meseleyi batıl kılmaz.

Fakat, kendi dünyamıza tıkılıp kalarak, adına 1111 dersek; hizmet adına yapılması gereken tebliğ vazifesini hangi vechile, nerede, nasıl, ne şekilde ve kime karşı husûle getirebiliriz. Dikkatinizi çekerim, tebliğ vazifesi diyorum. İnandırma, kabullendirme değil. Sadece tebliğ. “Hayat hareket ve faaliyettir. Şevk ise matiyyesidir”. Hayat ikram edilen isek harekete mecburuz. Şevk sadece uhrevi işlerde değil, dünyevi işlerde de binektir; başarılı olmak için işini sevmek gerekir. Öyleyse ihlâs, şevk, samimiyet duygularını sadece cemaat içinde beklenen tavır ve hareket olarak algılamak; sadece grup içindeki muhabbetin, hizmetin ta kendisi olduğunu ifade ile sessiz ya da kısık sesli kalmak, Risale-i Nur hizmeti adına yapılan yanlışlıkların da kaynağını oluşturan ve duraklama ve geriye gidişin temelini oluşturan bir şeytani vesvese olmaz mı? Kaldı ki oluşturmuş ve bugün bizim yaşadığımız rahata meyyalen vukû bulan hadise tamamiyle budur. Çünkü kimse hizmet için bir şeylere elini uzatacak mecale sahip değildir, sahip olması beklenmemektedir. Gayret ve mecale sahip olanların ellerine sopa ile vurulmaktadır ki, bir daha böyle şeylere tevessül edemeyeler!. “..Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umûmiye ve saadet-i hayât-ı dünyeviye bozuldu. İktisat, kanaat yerine israf ve sefâhet; ve sa’y ve hizmet yerine, tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından bîçâre beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi.” Hutbe-i Şamiye’de geçen bu ifade de işin diğer bir yüzü.

Kim ne derse desin!. Siz hiç korkmayınız, yılmayınız. Bu yüce davaya uzanacak kirli eller, kendi hisselerinden habersizdirler. O yücelikte bir davayı tahayyül ve ihata edemeyen ellerin tutup devirmesini bekler, umar ve zannedersek işte o zaman küçülür ve elle tutulacak hale geliriz. Büyümek demek illâki  a.ş. ler kurmak, holdingler olmak demek değildir. İşte 1111 rakamı yeter ise size, buradaki 4 nur talebesi 1000 kişinin fevkinde iş yapacaklardır. Kalabalık olmak önemli değil. Keyfiyetiniz önem taşır. Ancak oyun kuralına göre oynanırsa anlamı var.

“Onların silahları ile silahlanınız” ne demek, düşününüz. Bu zamanda faaliyet-i hayriye, kurumlar eliyle oluyor; buradaki samimi ve ciddi olarak meselesine gönül verenlerce deruhte ediliyor. Niçin vakıf kuruyoruz? Niçin dernek kuruyoruz? Hatta niçin dünyevi mesleğimizi icra ederken odalara kayıt olmamız gerekiyor? Çünkü siz oraya kayıtlı olduğunuz sürece mesleki yeterlilik sahibi ve sözü dinlenecek birisi nazarıyla bakılıyorsunuz.

Kimi manav, kimi terzi, kimi galeri sahibi, kimi gazete dağıtıcısı, kimi firma sahibi vs. vs. Bunları bir araya getiren, bir arada tutan dava ne olabilir? Bu davanın sizden, bizden beklediği ne olabilir? Bu insanları güruh halinden 1111 değil, 4444’e ulaştıran ne olabilir? “Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler” diyen üstadımız, bizim ne yapmamız gerektiğine işaret ediyor acaba? Muhabbet ve samimiyet denilen şey, davasına gönül veren, işinde ciddi çalışan, dünyasında temiz ve edebiyle çalışıp, mesai içinde olmuyorsa mesai sonrasında sabaha kadar nurculuk yapan insanların ihlâsı, samimiyeti, şevki ve gayretinin ta kendisidir. Bunları da bir düzen ve intizam içinde yapıyor olmak demek, ihlâs ve samimiyet düsturlarını göz ardı ediyor olmak demek değildir. Eden varsa yanılır. Bu hizmet ve gayretler 1111 sayısını o dört kişiyle çarpar, 4444 eder. En üstteki, üstadımızın cümlesini yeniden okuyunuz. 1111’den muhabbet doğarsa, 4444’den hizmet fışkırır, inşaallah. Yeter ki siz onu öylece isteyiniz. Sözünü dinletmek gibi bir vazifemiz yok. O Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir.

Şimdi oturduğumuz gaflet, durgunluk ve rahat koltuklarımızdan kalkıp, insanlara Risale-i Nur nasıl yaşanırmış göstermek zamanıdır.
Üstadımız ne diyor, hep beraber okuyalım:

“…Kırk elli sene sonra âlem-i İslâm camiindeki ihvan-ı Müslimîn! “Biz zarar vermiyoruz, fakat menfaat vermeye iktidarımız yok; onun için mazuruz” diye, böyle özür beyan etmeyiniz. Bu özrünüz kabul değil. Tembelliğiniz ve “Neme lâzım” deyip çalışmamanız ve ittihad-ı İslâm ile, milliyet-i hakikiye-i İslâmiye ile gayrete gelmediğiniz, sizlere gayet büyük bir zarar ve bir haksızlıktır.”

Hem hizmeti-i Nûriyeyi, hem de ihlası kıran adam olmamak ve yüksek kuleden düşmemek duası ile…

selman@risalehaber.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.